Âşkın getirdiği kıyas kabul etmez coşkuyu yüceltmeli mi yoksa insana hissettirdiği yoğun acı ve çaresizliği yermeli mi; insana hayat veren erdemlerini göklere mi çıkarmalı yoksa zalimliğini ve yanılsamalarını ifşa mı etmeli? (s. 18).
Öncelikle Lacan'da İmgesel, Simgesel ve Gerçek'e bakalım;
>İmgesel<, öncelikli olarak benliğe ve ötekilere ait görsel duyusal imgelerle ilişkilidir. Bu imgeler şeylerin kırıntısını gösterir ve dikkate değer biçimde birbiriyle bağlantılıdır...bir tırnak, gülümseyen bir dudağın kıvrımları, duvara düşen ışık huzmesindeki uçuşan toz taneleri... işte bunlar imgelerin parça parçalığını gösterir. Görevi ise ruhsal enerjiyi yönlendirmektir yani Freud'daki karşılığıyla libidoyu Lacan'daki karşılığıylaysa jouissance'ı. İmgeler jouissance'ın, beni bu incelemeyi yazmaya koyan atılımın, enerjinin aracıdır. J.D. Nasio imgenin ne'liğinden bahsederken şöyle güçlü bir örnek verir; "Bana 'Ben nedir?' diye soracak olursanız, hemen şöyle cevap veririm: ben, bana uygun olan ve bana bir hissi yaşatan eski imgelerin şimdide güncellenmesidir." (s. 50, Monokl Lacan Seçkisi).
>Simgesel< dil ve yapıyla ilgilidir. Birbirlerine çok sıkı kurallarla uyan ve her zaman birbirlerine bağlı bir gösteren sistemidir ve iki birimi vardır; Bir ve ötekiler. Yani bir imleyenin sadece başka bir imleyenin yanında değeri vardır.
>Gerçek< se bedende ve bedenin mümkün doyumları düzleminde konumlanır. Gerçek, adı konulamayandır, dile direnendir, bilinemezdir, simgeselleştirilemeyendir, imgeselleştirilemeyendir, her zaman bizde önde gidendir, kadınsıdır. Varlığımızın hep daimi yanıdır, değişmeden ve sürüp giden kendinde aynı kalan şeydir
Borromean Düğümü'nün üçlüsünü kısaca hatırladıktan sonra bölüm bölüm
Hayatta yalnız kalmanın esas olduğunu hâlâ kabul edemiyor musunuz? Bütün yakınlaşmalar, bütün birleşmeler yalancıdır. İnsanlar ancak muayyen bir hadde kadar birbirlerine sokulabilirler, üst tarafını uydururlar; ve günün birinde hatalarını anlayınca, yeislerinden her şeyi bırakıp kaçarlar. Halbuki mümkün olanla kanaat etseler, hayallerindekini hakikat zannetmekten vazgeçseler bu böyle olmaz. Herkes tabii olanı kabul eder, ortada ne hayal sukutu, ne inkisar kalır. Bu halimizle hepimiz acınmaya layıkız; ama kendi kendimize acımalıyız. Başkasına merhamet etmek, ondan daha kuvvetli olduğunu zannetmektir ki, ne kendimizi bu kadar büyük, ne de başkalarını bizden daha zavallı görmeye hakkımız yoktur.