"Bir yanlızlığım var. Hem kendisini çok sevdiğim hem kendisinden kaçınmaya çalışıp, bazen tedirgin olduğum. Aslında her birleşimin sonunda ona varıp nefes aldığım, hamd ettiğim. Bir hakikat var, her şeyden uzaklaştığımda ona yaklaştığım. Bir ben var, varmaya çalıştığım. Bir düşman var kaçındığım, çoğu zaman yakalandığım. Bir gerçek var, içten arzuladığım. Bir ruhum var, açlığını dindiremediğim. Bir hissim var susuzluğuna derman olamadığım. Bir ben var bende benden içeri. Bulmaya çalıştığım, varmaya çalıştığım, yaşamaya çalıştığım ama dünyaya çakılıp varlığını ardıma attığım."
Türkiye'nin düşünce hayatı bu ülkedeki seçkin düşünürlerin görüşleriyle değil, öne sürülen düşüncelere muhatap olanların kavrayış yeterlilikleri ile onların kavrayış biçimleri, ilgi türleriyle bir kimlik kazanır.
“Bir edebiyat” diyor, Yahya Kemal, “sürüklediği meraklıların seviyesinde olur.”… Yalnız edebiyat alanında değil, tefekkür ve siyaset alanlarında da alanla veren, söyleyenle dinleyen, yaptıranla yapan arasındaki ilişki Yahya Kemal'in belirttiği gibiyse, yani seviyeyi sürüklenenler belirliyorsa başımızı ellerimiz arasına alıp iyice düşünmemiz gerekecek.
Öyle ise düşüncedeki farklılığın ilk belirleyicisi olarak yaşama biçimini anabiliriz. Çünkü yaşama biçimimiz dünyayı algılama ve hayata yorum getirme tarzımıza doğrudan etki eden ve onlardan doğrudan etkilenen tavrımızdan başka bir şey değildir.