Kişisel değil / 29 Mayıs
Çoğu insan politikayla uğraşırken, duygularını iş ya da güç dünyasından ayrı tutmakta korkunç sorunlar yaşar. Her şeyi kişisel olarak alırlar. Ben de ofislerde, Hollywood’da, gazetecilikte çalışırken korkunç sorunlar yaşadım. Çoğu kişi gibi ben de çok saftım. Kimse bizi bu gibi durumlara karşı eğitmediğinden duygusallaşırsınız, insanların yaptıklarını ya da söylediklerini kişisel olarak alırsınız. Anın duygularına kapılırsanız işiniz bitti demektir. Yaşama bir satranç tahtasındaki hamleler gibi bakmalısınız. Marcus Aurelius’un güzel sözlerini alıntılayacağım. Boks ringindeyseniz ve boksör yumruğunu yüzünüze indirirse haksızlık ya da acımasızlıktan sızlanamazsınız. Hayır, bu oyunun bir parçasıdır. Yaşamınızı şöyle görmenizi istiyorum: Biri size kötü bir şey yaparsa duygularınızı denetim altına alın. Tepki vermeyin. Üzülmeyin. Onlara satranç tahtasındaki hamleler gibi bakın. Sizi sıkıştırıyorlar. İnsanların sözlerine kulak vermeyin, onlar her şeyi söyleyebilir. Davranışlarına bakın. Manevralarına bakın. Eski eylemlerine bakın. Kim olduklarını sözleri değil davranışları açıklar. Böyle bir özdenetim özgürleştirici ve güçlendiricidir. ​Günün Yasası: İnsanları eylemleriyle yargılamak ve kişisel olarak almamak sizi özgürleştirecek, duygusal dengenizi korumanıza yardım edecektir. ​"Robert Greene: Mastery and Research," Finding Mastery: Conversations with Michael Gervais, 25 Ocak 2017
Sayfa 198 - 12x·Kitabı okuyor
1000Kitap
Hz.Muhammed, tarihte hem dini hem de din dışı alanlarda üstün başarı göstermiş tek kişiydi.
Sayfa 25·Kitabı okuyor
“Yeterince kitabın var” diyenlere cevabımız hazır.
Kitaptan alıntılar
- Stratecia, generallik, paşalık, savaş sanatıdır strateji. Osmanlıların kelimeyi sevkülceyş olarak türkçeliştirilimesi işin esasına uygundur. - Strateji yerine ne kullanılabilir. Eskiden Sevkulceyş deniyordu. - Kuvvetin ekonomisidir strateji; kuvvetin en iktisatlı bir biçimde kullanmak, boşa enerji harcamamak. - Modernlik kelimeleri masum göstere sanatıdır bir bakıma. eski savaş bakanlıklarının hepsine şimdi "savunma bakanlığı" demiyor muyuz? - Hinterhuber ile Popp'a göre, Moltke'yi olağan yjneticilerden ayırıp bir stratejist yapan şu iki önemli yeteneğiydi: Günlük düşüncelerden, değişken tavırlardan veya kendi önyargılardan etkilenmeden olayları yorumlayabilme kabiliyeti. Muhtemel risklerden gözü yılmadan hızla karar verme ve harekete geçme kabiliyeti - Stratejist, basit bir plancı değil, bir ufuk çizicidir. Tutulacak ana yolu, gidilecek temel istikameti gösterir. Sonra altındaki her yöneticinin kendi çapında bir girişimci lider haline gelebilmesine zemin hazırlar. Bunun için kendini, yol arkadaşlarını ve rakiplerini iyi tartmak zorundadır. - Strateji uzun vadeli ve sürdürülebilir bir üstünlük arayışıdır, bir plandan çok bir süreçtir. Amaç, rakiplerinizden sıyrılmak, onlara karşı sürdürülebilir üstünlük noktaları bulmaktır. Onun için de mütemadiyen rakiplerin aklını okumak, onların muhtemel hesaplarını öğrenmek veya öngörmek gerekmektedir. - Stratejide işin püf noktası kendini ve rakiplerini tartabilmektir. Bilgi, mukayeseden doğar. - Benim talebeliğimde en güçlü iki siyasi sistem yedi baş harften oluşuyordu; Sscb ve abd. biri çöktü, diğerinin telaştan eli ayağı dolaşmış durumdadır. Sosyal sistemleri uzun ömürlü kılan faktör güç değil, intibak(uyum/adaptasyon) yeteneğidir. - Bebek doğar, ailede herkes sevinçli de olsa o feryad ü figan içindedir. İlk
Düşünce
Bir zamanlar id küçümsenir, idden korkulurdu. Platon'un gözünde id, koşum atları arasındaki en kötü attı; "yaban böbürlenmelerin ve ahlaksızlığın dostuydu; duvar kadar sağırdı ve ancak kırbaçla üvendire birlikte kullanıldığında boyun eğerdi.” Marcus Aurelius'a göre, “iplerimizi çekiştiren, içimizin derinliklerinde saklanan gizli güçtü."
İd
Pilotu'nun gözünde id, koşum atları arasındaki en kötü attı; "yaban böbürlenmelerin ve ahlaksızlığın dostuydu; duvar kadar sağırdı ve ancak kırbaçla üvendire birlikte kullanıldığında boyun eğerdi." Marcus Aurelius'a göre, "iplerimizi çekiştiren, içimizin derinliklerinde saklanan gizli güçtü." Budistlere göre yansıması Mara, Hristiyanlara göre ise şeytandı. Sufiler için id, " el-nefs-el-âmir " yani, "sadece uyumayı, yemeği ve kendini hoşnut etmeyi bilen" yakıcı alt-ruhtu. Orta çağ avrupa'sında "Jack ve Fasulye Sırığının" ve diğer pek çok öykü'nün açgözlü deviydi.Schopenhauer içinde yaşam-istenci, Nietzsche içinse "benlik"ti. Kafka idi, güvertede aniden belirip dümeni ele geçirmek için dümenci ile savaşan karanlık figürle kişileştirmişti. Kendi çağımızın da maddiyatçı açıklaması mevcut elbette: yeni beynin dibinde dolanan eski sürüngen beyin. İde verilen adlar çeşitlidir ama doğası konusunda herkes hemfikirdir. İd açgözlü, dürtüsel, öfkeli, hınzır ve doyumsuzdur. Hiçbir miktar tatminine yetmez.