Uyku çoğu zaman bir sığınak değil midir? Ki aşk romantik olunduğunda bile ancak bir bataklığa benzetilebiliyorken.
Sayfa 318·Kitabı okudu
Peki, dâhi çağı nedir? Ne zaman olmuştur? Burada tıpkı Milanolu Bay Bosco gibi tümüyle gizeme bürrünmeliyiz ve sesimizi alçaltıp fısıltıyla konuşmalıyız. Yüzümüzdeki çok anlamlı gülümsemelerle akıl yürütmelerimizi belirlemeli ve tartıya gelmeyen şeylerin narin maddesini bir tutam tuz gibi parmaklarımızın arasında ufalamalıyız. Kimi zaman, sahte mallarını abartılı el kol hareketleriyle göstererek görünmez dokumalar satan tüccarlara benzersek bu bizim suçumuz değil. Peki, bu dâhi çağı olmuş mudur, yoksa olmamış mıdır? Buna yanıt vermek güç. Hem evet, hem hayır. Çünkü sonuna kadar olmayacak bazı şeyler vardır ve olayların içine sığdırılmayacak kadar büyük ve mükemmeldiler. Sadece olmayı deniyorlardır, gerçeğin zemininin kendilerini taşıyıp taşımayacağını deniyorlardır. Gerçekliğin kırılmasıyla bütünlüklerini yitireceklerinden korkarak sürekli geri çekilirler. Eğer sermayelerini bölerlerse, bedenlenme sırasında şunu ya da bunu yitirirlerse çok geçmeden, özvarlıklarını kıskançlıkla geri alırlar, yeniden bir araya toplarlar, yaşamöykümüze girer, beyaz lekeler, kokulu alameti farikalar bırakırlar geride; sonra yaşamın dolgunluğu artar, durmaksızın kendini tamamlayıp bizi zaferle mest ederken, gecelerimize günlerimize kocaman adımlarla yayılan, meleklerin çıplak ayaklarının solmuş gümüş rengi ayak izlerini de bırakırlar. Ancak, bu bütünlük bir anlamda bölük pörçük bedenleşmelerin her birinde tam ve yekpare olarak yer alır. Burada temsil olgusunun ve varlığının vekilinin olayı ortaya çıkacaktır. Bu olayın kaynağı, çevresi ufak ve değersiz olabilir, ancak göze yaklaştırınca, tam ortasında sonsuz ve parlak bir perspektif açılabilir, daha yüce varlık, burada bu sayede de kendini ifade etmeye çalışır ve ateşli bir biçimde parlar. İşte biz de bu göndermeleri, bu dünyevi
Sayfa 124
Reklam
"Hiçbir şey demedi. Duruşma boyunca bir tek söz çıkmadı ağzından. Olacak iş midir. Görülmüş müdür sanığın böylesi. Hep bir şey söylemek için çırpınırlar. Sorduğunuzun on katını anlatabilmek için yırtınır dururlar. Zorla susturursun. Buysa hiç konuşmadı."
Sayfa 15·Kitabı okuyor
Alıntı
Yalanlar hiyerarşisinde hayat en ön yeri işgal ediyorsa, hemen ondan sonra, yalan içinde yalan olan aşk gelir. Melez konumumuzun ifadesidir; etrafında topladığı büyük mutluluk ve ıstırap gereçleri sayesinde, kendimize başkasında bir vekil buluruz. Bir çift göz hangi yutturmacayla yalnızlığımıza sırt çevirtir bize? Zihin için bundan daha aşağılayıcı bir iflas var mıdır?
Sayfa 85·Kitabı okuyor
Alıntı
“Hep başın arkaya dönük mü ilerlersin sen?” ya da “Gördüğün şey hep geride kalan mıdır?” ya da daha doğrusu “Yalnız geçmişe mi senin yolculuğun?”
Sayfa 85·Kitabı okuyor
Hükümdarlar, meclislerinde bulunan kişiler baktıklarında ferahlık duysun, zevk alsın diye bulundukları yerin tavanını nakış ve işlemelerle, değerli mücevherlerle süsler. Ancak tekrar tekrar bakıldığında bir süre sonra bunlar ilk bakıldığı andaki duyulan zevki vermez, aksine bıkkınlık getirir. Halbuki semâ böyle midir? Gündelik yaşamın sıkıntıları katlanılmaz bir hâl aldığında, bu kimse hükümdar dahi olsa, gökyüzüne baktığında gördüğü harikulade genişliğin ve renk cümbüşünün verdiği hisle büyük bir ferahlık duyar.
Sayfa 16·Kitabı okuyor
Reklam
Reklam