1. Statükonun ve "Sert" Çizginin Temsilcisi Olması
Recep Peker, Kemalizm’i sadece bir kurtuluş ideolojisi değil, devletin her kademesine hakim olması gereken katı bir "disiplin ve otorite" sistemi olarak görüyordu. 1930’larda İtalya ve Almanya’daki tek parti modellerini inceleyerek hazırladığı, parti ile devleti tamamen birleştirmeyi hedefleyen raporları meşhurdur.
İnönü'nün Farkı:
İsmet İnönü, özellikle 1945 sonrası dünya konjonktürünü okuyarak Türkiye’yi çok partili hayata geçirmeye çalışırken; Peker, tek parti rejiminin klasik ve otoriter yapısının korunması gerektiğini savunuyordu. Bu yüzden Peker, değişime direnen "eski tüfek" Kemalistlerin son kalesi olarak görülmüştür.
2. "İnkılâp Dersleri" ve İdeolog Kimliği
Peker, Kemalizm’in teorisyenidir. Üniversitelerde "İnkılâp Tarihi" derslerini bizzat vermiş ve bu dersleri bir kitapta toplayarak ideolojinin çerçevesini çizmiştir.
Peker öldüğünde, onunla birlikte Kemalizm’in o "kuramsal, öğretici ve tavizsiz" döneminin kapandığına inanılıyordu. İnönü artık "Milli Şef"likten "Demokratik Lider"liğe evrilen bir siyasetçi profili çizerken, Peker hiç değişmeden kalmıştı.
3. Siyasi Bir "Karakter" Tanımlaması
"Son Kemalist" ifadesi her zaman bir övgü değil, bazen de bir dönemin kapandığına dair bir tespittir. 1946-1947 Başbakanlığı döneminde Demokrat Parti'ye karşı takındığı aşırı sert tutum, onun "yeni dünyaya ayak uyduramayan" bir figür olduğu algısını pekiştirdi.
Basının Bakışı:
1950’ye gelindiğinde Türkiye artık çok partili seçime (14 Mayıs) gitmek üzereydi. Peker’in ölümü, basında "Atatürk döneminin o ödün vermeyen, sert ve kurumsal Kemalist tipolojisinin son örneği gitti" şeklinde yorumlandı.
Özetle;
İsmet İnönü o sırada devletin başındaydı ancak o, siyaseten esneyen ve dönüşen bir figürdü. Recep Peker ise