Milli Şefin Demokratlığı.
Dr. Necdet Ekinci , eserinde ne diyor; ‘Millî Şef ‘in -dolayısıyla CHP ‘nin tartışmasız benimsemiş olduğu, o ünlü ‘Tek Millet, Tek Parti, Tek Şef’ sloganı yok mu, ülkede o zamanki duruma ve ‘halet-i ruhiye’ ye, o da lâf mı her şeye, tamamiyle hükmediyordu: ”… Bu anlayış, İkinci Dünya Savaşı boyunca, dış siyasal koşullara bağlı, ama bazı değişiklikler göstererek; çok partili düzene geçinceye dek Türkiye’nin iç ve dış politikasına hâkim olacaktır…” (a.g.e. s. 133) Attila İlhan 27.04.2016 tarihli yazısı
Alıntı
Milli Şefin Demokratlığı.
”1943 yılı başlarında idi; bir gün Millî Eğitim Bakanı Hasan Âli Yücel’e rastladım; yüzünde bir tuhaflık, daha doğrusu bir eksiklik vardı. Yücel’in, dikkat edince, bıyıklarının yok olduğunu gördüm. ‘- … Hayrola üstad, neden kestin o güzelim bıyıklarını?’, ‘- … Sorma, Millî şef istedi..’ Evet ‘Millî Şef’ öyle uygun görmüştü. Yalnız Hasan Âli Yücel’e değil, başta Başbakan Şükrü Saracoğlu, dudağının üstünde erlik belgesi taşıyan bütün hükümet üyelerine, bıyıklarını ustura ile kazımalarını emretmişti. Onlar da, bıyık yüzünden istifa edecek değillerdi ya! ‘Değişmez’ Genel Başkan’ın emirlerini yerine getirmişlerdi. Fakat Hükümet üyelerinin çehresine bıyık yakıştırmayan ‘Millî Şef’ nedense kendininkilere dokunmaya lüzum görmüyordu…” (Nâdir Nâdi, ‘Perdenin Aralığından’, s. 176/180.) Attila İlhan 27.04.2016 tarihli yazısı.
Alıntı
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Millî Şef´in, Demokratlığı!..
”… Meclis, Hükümet hukûken vardılar; fakat politikayı, bizzat ve doğrudan doğruya, İsmet İnönü idâre ediyordu. ‘Milli Şef’in mahzurlu saydığı her şey, Türkiye’de yasaktır. Bundan dolayıdır ki, gazetelere gelen emirler arasında, bazen nasıl yorumlar yazılması gerektiği bildiriliyordu. Başka emirlerde ise, ‘Millî Şef’ ile, hatta ‘Millî Şef’in ailesi ile ilgili haberlerin ‘büyük’ verilmesi bildiriliyordu. Bu, mutlak hâkim İsmet İnönü’nün kudretini dosta düşmana gösterecekti. Bundan dolayıdır ki, bütün harp yılları esnasında, Cumhurbaşkanını bir konserde, bir temsilde, at yarışlarında gösteren fotoğraflar, çarşaf çarşaf yayımlandı…” Attila İlhan 27.04.2016 tarihli yazısı
Alıntı
1. Statükonun ve "Sert" Çizginin Temsilcisi Olması Recep Peker, Kemalizm’i sadece bir kurtuluş ideolojisi değil, devletin her kademesine hakim olması gereken katı bir "disiplin ve otorite" sistemi olarak görüyordu. 1930’larda İtalya ve Almanya’daki tek parti modellerini inceleyerek hazırladığı, parti ile devleti tamamen birleştirmeyi hedefleyen raporları meşhurdur. ​İnönü'nün Farkı: İsmet İnönü, özellikle 1945 sonrası dünya konjonktürünü okuyarak Türkiye’yi çok partili hayata geçirmeye çalışırken; Peker, tek parti rejiminin klasik ve otoriter yapısının korunması gerektiğini savunuyordu. Bu yüzden Peker, değişime direnen "eski tüfek" Kemalistlerin son kalesi olarak görülmüştür. ​2. "İnkılâp Dersleri" ve İdeolog Kimliği ​Peker, Kemalizm’in teorisyenidir. Üniversitelerde "İnkılâp Tarihi" derslerini bizzat vermiş ve bu dersleri bir kitapta toplayarak ideolojinin çerçevesini çizmiştir. ​Peker öldüğünde, onunla birlikte Kemalizm’in o "kuramsal, öğretici ve tavizsiz" döneminin kapandığına inanılıyordu. İnönü artık "Milli Şef"likten "Demokratik Lider"liğe evrilen bir siyasetçi profili çizerken, Peker hiç değişmeden kalmıştı. ​3. Siyasi Bir "Karakter" Tanımlaması ​"Son Kemalist" ifadesi her zaman bir övgü değil, bazen de bir dönemin kapandığına dair bir tespittir. 1946-1947 Başbakanlığı döneminde Demokrat Parti'ye karşı takındığı aşırı sert tutum, onun "yeni dünyaya ayak uyduramayan" bir figür olduğu algısını pekiştirdi. ​Basının Bakışı: 1950’ye gelindiğinde Türkiye artık çok partili seçime (14 Mayıs) gitmek üzereydi. Peker’in ölümü, basında "Atatürk döneminin o ödün vermeyen, sert ve kurumsal Kemalist tipolojisinin son örneği gitti" şeklinde yorumlandı. ​Özetle; ​İsmet İnönü o sırada devletin başındaydı ancak o, siyaseten esneyen ve dönüşen bir figürdü. Recep Peker ise
1000Kitap
2. İsmet İnönü (1938–1950)
Başbakanlar: • Celal Bayar, Refik Saydam, Şükrü Saracoğlu, Recep Peker, Hasan Saka, Şemsettin Günaltay Dönemin önemli olayları: • II. Dünya Savaşı (1939–1945) – Türkiye savaşa girmedi • 1945 – Çok partili hayata geçiş • 1946 – Demokrat Parti’nin kuruluşu • 1950 – Seçimlerle CHP dönemi sona erdi • İnönü, “Milli Şef” dönemiyle özdeşleşti
Alıntı
alıntıladığım gönderide yer alan cümleleri Mustafa Kemal Atatürk , Ruşen Eşref Ünaydın a verdiği fotoğrafının üzerine yazmıştır.. ruşen eşref, bu fotoğraf ve üzerinde yer alan Mustafa Kemal Atatürk'ün sözü özelinde 1954 yılında katıldığı 7. türk dil kurultayında şunları söyler; Bu sözümü de bir edebiyat tasviri halinden çıkarıp bir gerçek belge haline koymak için şu misali vermeme müsaade ediniz ki: “Yeni Mecmua’nın 5/18 Mart Çanakkale nusha-yı mahsusası”nda yayınlanıp satışa çıkarıldıktan sonra bir an toplattırılan ve bu defa beşinci ordu kumandanı sıfatı ile “papye kuşe” üzerine General Liman Fon Sanders’in mecmua forması büyüklüğünde resmi ilâve olunarak yeniden ortaya çıkarılan mülakatım üzerine Mustafa Kemal Paşa bir gün, yaveri yüzbaşı Cevat Abbas eli ile evime göndermek lütufkârlığında bulunduğu ve o günden bugüne kadar, ömrümün imrendiğim bir mükâfatı gibi gözümün önünden ayırmadığım resminin altındaki ithaf yazısının ilk kısmında: “Her şeye rağmen muhakkak bir nûra doğru yürümekteyiz. Bende bu imanı yaşatan kuvvet, yalnız, aziz Memleket ve Milletim hakkındaki pâyansız muhabbetim değil; bugünün karanlıkları, ahlâksızlıkları, şarlatanlıkları içinde sırf vatan ve hakikat aşkı ile ziya serpmeğe ve aramağa çalışan bir gençlik gördüğümdendir.” (Bu fotoğraf, kürsüden Kurultaya gösterildi.) Çanakkale’nin muzaffer kumandanı genç kahraman Mustafa Kemal Paşa’nın, kendi el yazısı ve imzası ile beziyerek, mülâkatı yapan ve yazan mütevazı “genç muharrir”e hediye ettiği o resim, 24 Mayıs 1918 tarihini taşıyor: O’nun üçüncü ordu müfettişi olarak Samsun’a ayak basacağı tarihten 5 gün eksiği ile bir yıl önce ve birinci cihan harbinden çıkışımızdan 5 ay 12 gün önce!.. Yani, savaşın Mondros mütarekesine ve imparatorluğun dağılmasına doğru en korkunç çatırdılarla, çöküntülerle koşar olduğu bir sırada
Mustafa Kemal Atatürk

Niçeda

@Niceda
·
Mustafa Kemal Atatürk’ten bize;
"Her şeye rağmen muhakkaka bir nûra doğru yürümekteyiz. Bende bu imanı yaşatan kuvvet, yalnız aziz memleket ve milletim hakkındaki payansız muhabbetim değil; bu günün karanlıkları, ahlâksızlıkları, şarlatanlıkları içinde sırf vatan ve hakikat aşkıyla ziya serpmeğe ve aramağa çalışan bir gençlik gördüğümdendir."
Alıntı