“Yaş otuz beş! yolun yarısı eder.
Dante gibi ortasındayız ömrün.”
Diyor Cahit Sıtkı Tarancı ve devam ediyor;
“Yalandır kaygısız olduğum yalan.”
Dante Alighieri , hayatının ortasında, karanlık bir ormanda bulur kendini yönünü şaşırmış halde; ne geldiği yolu hatırlayabilir ne de önünü görebilir. İşte Dante’nin cehennemi tam burada başlar: Ateşle değil, şaşkınlıkla. Kaybolmuş olmanın verdiği o derin ürpertiyle.
Ona hayatını düzeltmek için bir yolculuk bahşedilmiştir ama kendisi Tanrı’dan uzaklaşan niceleri gibi korku, kaygı ve bilinmezlik içinde, karanlıktadır. Hz Meryem, Azize Lucia ve Yeni Hayat ’tan tanıdığımız Beatrice, Arşıala’da onun için şefaatte bulunurlar. Bu yolculukta ona yardım etmesi için Vergilius ’u gönderirler. Vergilius; aklın, mantığın sembolüdür. Dante’nin Cehennem ve Araf’taki rehberi, üstadı ve efendisidir.
Yeni Hayat’taki o uzak, neredeyse kutsal aşkın ardından Dante’yi Cehennem’de okumak tuhaf bir çarpışma hissi yaratıyor. Bir yanda Beatrice’e adanmış saf bir ruh, diğer yanda günahların, cezaların, çürümüşlüklerin haritası. Ama aslında ikisi de aynı yerden besleniyor: insanın içinden.
Bu anlatılan cehennem, evrensel bir cehennem değil. Dante’nin kendi cehennemi. Tanıdık yüzlerle dolu, kişisel hesaplarla örülmüş, tarihsel ve teolojik tercihlerle şekillendirilmiş bir yer. İçinde Homeros , Horatius , Ovidius , Lucanus, Aristo gibi ustalarla, sonrasında Odysseus gibi birçok destan karakteriyle ve imparatorlar, senatörler, papalar, kardinallerle karşılaşıyorsunuz.
Dante, tanıdığı, bildiği, öfkelendiği ya da hayal kırıklığına uğradığı insanları son derece sistemli bir mantıkla cehennemin katlarına yerleştiriyor. Bu onun dünyası, onun adaleti. Buna bir yere kadar “tamam” diyorsun. Ama iş peygamberlere geldiğinde bu mesafe bir anda kayboluyor. Dante, kendi inancına göre