Ada Deniz

Ada Deniz

, bir kitap okudu
5/10
·452 syf.··
22 günde okudu
·
Okunma: 21 Şubat 2026 02:52
·
2026 45. kitabı
Marquis de Sade
6.7/10 · 772 okunma
“Kötü bir anıyı unutmanın en iyi yolu güzel bir tanesiyle değişmektir.”
Aynı şeyleri tekrarlamış sürekli
4/10
·125 syf.··
Beğendi
·
2026 44. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 21 Şubat 2026 00:43
Arthur Schopenhauer Üniversiteler ve Felsefe Adam resmen Hegel’e olan nefretiyle besleniyor; kitabın yarısı "Hegel şöyle şarlatan, böyle boş adam" demekle geçiyor. Derdi de şu: Eğer bir adam bir şeyi çok karmaşık ve anlaşılmaz anlatıyorsa, aslında kafasında net bir fikir yoktur, sadece kelime oyunlarıyla milleti uyutuyordur. "Net düşünce, net ifade edilir" deyip duruyor. Bir de bu "felsefe esnafı" dediği üniversite hocalarına takmış durumda. "Felsefe için yaşayan" gerçek delilerle, devletten maaş alıp "felsefeden geçinen" memurları bir tutmuyor. Devletten para alan adamın özgürce hakikati söyleyemeyeceğini, sadece devletin ve dinin suyuna gideceğini defalarca tekrarlıyor. Kitabın en çok baydığı yer ise o meşhur "yeniden kazanma" mevzusu; Goethe’den bir alıntı yapmış, her üç sayfada bir "Atalarından miras kalanı gerçekten senin olması için yeniden kazanmalısın" diye karşımıza çıkarıyor. Yani özetle "hazıra konma, kitaptan okuduğunu ezberleme, kendi süzgecinden geçirmeyince o bilgi senin değildir" diyor. Bir de önyargı meselesi var; hakikati bulmamızı engelleyen şey zekâ kıtlığı değil, o sahte kanaatlerimiz ve önyargılarımızmış. Ters rüzgara karşı yelken açmak gibi, kafa yapını değiştirmeden ne kadar çabalarsan çaba, bir yere varamazsın diyor. Açıkçası Schopenhauer çok sarkastik ve haksız sayılmaz ama aynı şeyleri farklı hakaretlerle anlatması bir yerden sonra bayıyor. "Anladık hocam, maaşlı hoca sevmiyorsun, Hegel’den nefret ediyorsun, hadi sadede gel" diyorsun ama o yine "Babil kulesi", yine "şarlatanlık" diye başa sarıyor. Neyse, en azından "bir şeyi karmaşık anlatan aslında bir şey bilmiyordur" lafını kulağıma küpe yaptım, felsefe yapacağım diye milleti yormaya gerek yok.
1000Kitap
Üniversiteler ve FelsefeArthur Schopenhauer · Say Yayınları · 2008374 okunma
Canım köpekler
7/10
·66 syf.··
Beğendi
·
2026 43. kitabı
·
3 saatte okudu
·
Okunma: 16 Şubat 2026 05:15
Jack London İyi Köpekler Kötü Köpekler Ve Kuzey Toprakları Kahverengi Kurt, aslında aidiyet üzerine çok dokunaklı bir hikaye. Kaliforniya’daki konforlu hayatına rağmen içindeki o kuzeyin vahşi çağrısına engel olamayan bir köpeği anlatıyor. En sonunda "sevgi mi yoksa genlerindeki o vahşi doğa mı?" sorusuna verdiği cevapla beni biraz hüzünlendirdi. Ah O Benekli ise tam bir bela hikayesi ama okurken güldürüyor. Benekli ne çalışıyor, ne de laftan anlıyor; tam bir asalak gibi takılıp sahiplerini canından bezdiriyor. Ne yaparsan yap bu "profesyonel tembelden" kurtulamıyorsun, bir şekilde yine kapında bitiyor. İnsanın sabrını test eden absürt bir sadakati var. Batard ise bu üçlünün içindeki en karanlık olanı. Burada sevgi yerine saf nefret ve intikam var. Sahibi Esmer Leclere ile Batard birbirlerinden o kadar nefret ediyorlar ki, bu nefret bir noktadan sonra hayata tutunma amaçları haline gelmiş. Finaldeki o intikam sahnesi gerçekten ürperticiydi; sanki kötü bir sahibin kendi eliyle büyüttüğü canavar tarafından yok edilmesini izliyoruz. Genel Sonuç: London bu öykülerde hayvanları sadece birer evcil dost gibi değil, karakteri, inadı ve hatta nefreti olan birer birey gibi anlatmış. Kurt özgürlüğü, Benekli kurnazlığı, Batard ise intikamı temsil ediyor.
Alıntı
İyi Köpekler Kötü Köpekler Ve Kuzey TopraklarıJack London · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20232,390 okunma
Kısır Döngü
5/10
·152 syf.··
2026 42. kitabı
İdeal ve Gerçek Arthur Schopenhauer Schopenhauer’in bu metniyle vakit kaybetmek, aslında bitmek bilmeyen bir kolon detayını elli farklı paftada tekrar tekrar çizmekten farksız. Adam resmen bir felsefi "loop" yaratmış; her sayfada aynı "Dünya benim tasavvurumdur" cümlesini farklı soslarla önümüze koyup duruyor. Temelde anlattığı şey aslında bizim 3D görselleştirme işlerindeki render mantığına çok benziyor: Dışarıda bağımsız bir dünya yok, her şey bizim zihnimizin (yani işlemcimizin) bir çıktısı, bir projeksiyonu. Eğer zihin (özne) o sahneye ışık tutmazsa, nesne dediğimiz şeyin varlığı koca bir hiçten ibaret. Kitapta en çok sinirimi bozan şey ise yazarın o bitmek bilmeyen "şarlatanlık" davası. Hegel, Schelling ve Fichte’ye öyle bir giydiriyor ki, sanırsın felsefe tarihinin tek dürüst adamı kendisi. Onları kelime oyunu yapmakla suçlarken, kendisinin de elli tane Latince terimle bizi labirente sokması tam bir ironi. "Hakikat basittir ama dertlidir" diyor; evet, bu kitabı disleksi ve ADHD ile okumaya çalışmak zaten başlı başına bir dert, sağ olsun bizi zorla bilge yapmaya kararlı. Özetle; rüya ile uyanıklık arasında sadece neden-sonuç ilişkisinin sürekliliği kadar fark gören bu bakış açısı, maddeyi zihnin bir illüzyonu olarak kodluyor. Ama bir noktadan sonra "Anladık hocam, her şey benim kafamda " deyip kitabı kapatmak istiyorsun. Çünkü hayat, bu kısırdöngüde takılıp kalmak için çok kısa; hele ki öğrenilecek yeni yazılımlar ve yapılacak gerçek projeler varken.
Felsefe
İdeal ve GerçekArthur Schopenhauer · Say Yayınları · 2015208 okunma