1800’lerde yaşamış Alman Filozof ilk büyük eserini 30 yaşında yazmayı başarmış. 1820 de Doçent olup,1831 de akademisyenliği bırakmış.
‘İdeal ve Gerçek’ anlaması oldukça zor ve uzun cümlelerle ile yazılmış bir yapıt. Özenle ve özellikle seçilmiş kelimeleri anlamak için TDK her an elinizin altında açık olmalı
Yazar önceliği ideali açıklamaya vermiş sonrasında gerçekliğe geçmiş . Kitaba inceleme yapmış olmam kitabı anladığım manasına gelmiyor:( ters kalıpta oldukça uzun cümlelerle anlatımı var.
Zeyil başlığı altında yazarın kalemi biraz değişir ve nefret dolu sözler duymaya başlarsınız üç şahıs hakkında. FRICHTE, HEGEL VE SCHEILLING.
Bu ulvi konunun bu üçünün uzaktan yakından alakası olmadığını, Descartes, Lock ve Spinoza’nın şöhretinin yanında adlarının anılması için boş şöhret peşinde olduklarını anlatır.
Özne-nesne ilişkisinde gören algılayan ve düşünen öznedir ve sonsuza dek de öyle kalır. Özne kendini tasavvur edemez ederse nesne olur ve
bu paradoks içindeki açıklamalar ile devam eder.
İyi Okumalar
Schopenhauer bu eserinde dünya benim tasavvurumdur, diyerek gerçekliğin insanın beyninin bir fenomeni olduğunu iddia eder. Yani insanın dünyayı olduğu gibi değil de kendisine göründüğü gibi algıladığından söz eder. Gerçekliğin nesnel gerçekliğini; formdan, maddeden, zamandan, mekandan, neden sonuç yasasından, varoluş ve bozuluştan öte bilinçsiz bir irade( yaşama istemi) olduğunu söyler.
İdeal ve GerçekArthur Schopenhauer · Say Yayınları · 2015209 okunma
İdeal ve GerçekArthur Schopenhauer
Schopenhauer’in bu metniyle vakit kaybetmek, aslında bitmek bilmeyen bir kolon detayını elli farklı paftada tekrar tekrar çizmekten farksız. Adam resmen bir felsefi "loop" yaratmış; her sayfada aynı "Dünya benim tasavvurumdur" cümlesini farklı soslarla önümüze koyup duruyor. Temelde anlattığı şey aslında bizim 3D görselleştirme işlerindeki render mantığına çok benziyor: Dışarıda bağımsız bir dünya yok, her şey bizim zihnimizin (yani işlemcimizin) bir çıktısı, bir projeksiyonu. Eğer zihin (özne) o sahneye ışık tutmazsa, nesne dediğimiz şeyin varlığı koca bir hiçten ibaret.
Kitapta en çok sinirimi bozan şey ise yazarın o bitmek bilmeyen "şarlatanlık" davası. Hegel, Schelling ve Fichte’ye öyle bir giydiriyor ki, sanırsın felsefe tarihinin tek dürüst adamı kendisi. Onları kelime oyunu yapmakla suçlarken, kendisinin de elli tane Latince terimle bizi labirente sokması tam bir ironi. "Hakikat basittir ama dertlidir" diyor; evet, bu kitabı disleksi ve ADHD ile okumaya çalışmak zaten başlı başına bir dert, sağ olsun bizi zorla bilge yapmaya kararlı.
Özetle; rüya ile uyanıklık arasında sadece neden-sonuç ilişkisinin sürekliliği kadar fark gören bu bakış açısı, maddeyi zihnin bir illüzyonu olarak kodluyor. Ama bir noktadan sonra "Anladık hocam, her şey benim kafamda
" deyip kitabı kapatmak istiyorsun. Çünkü hayat, bu kısırdöngüde takılıp kalmak için çok kısa; hele ki öğrenilecek yeni yazılımlar ve yapılacak gerçek projeler varken.
Kesinlikle okumamani, gereken bir kitap.inanılmaz anlatım bozuklukları,imla kuralları yanlışları yapılmıştır.say yayınlarından çıkmış bir ucubedir kendileri.say yayınlarına mail attım ama donen olmadi
Arthur Schopenhauer, Alman filozof, yazar ve eğitmendir. Aynı zamanda Immanuel Kant'ın en çok değer verdiği öğrencisiydi. Schopenhauer, Alman felsefe dünyasındaki ilklerdendir ve dünyanın anlaşılmaz, akılsız prensipler üzerine kurulu nedenselliklerinin olduğunu söyleyerek dikkatleri çekmiştir.Ayrıca Schopenhauer, Nietzsche'nin ilk akıl hocasıdır.