En boşaldığım zamanlarda bile benim için ehemmiyetlerini kaybetmeyen kitaplarıma, sadece alışkanlık yüzünden ve biraz da nefsimden utandığım için el uzatıyordum. Ama artık onlarda da beni heyecana düşürecek, düşüncelere daldırcak, harekete sürükleyecek ateşin kalmadığını
hiç üzüntü duymadan tespit ediyordum. Hayat sanki sadece gözlerimin eriştiği yerlerden, içinde yaşadığım zamandan ibaretti. Sanki dünyada, beni işine götüren tozlu veya çamurlu yoldan, kerpiç duvarlardan ve ne söylediklerini yarım saat sonra bile hatırlamaya imkân olmayan birkaç iyi kalpli arkadaştan başka bir şey mevcut değildi ...
“Gençken hayata aç oluyor insan, dört bir yana saldırıyor, iştahla. Sonra bir de bakıyorsun orta yaşı devirmişsin muşmulaya dönmek üzeresin hatta sona yaklaşmaktasın ama sen hâlâ hayata açsın, gözün hiç doymamış çünkü zaman sana hiç fark ettirmemiş avuçlarından hızla akıp gittiğini ….”
Her insanın zaafları ve iradeden mahrum kaldıkları zamanlar var, çok vardır. Her insan bu zamanlarda bir manyetizmacı karşısında şuurunu kaybeden hastaya benzer. Kendine malik değildir, düşünemez düşünse de tabii zevkleriyle mücadele edemez mücadele etse de galip gelemez… Bu zaaf saniyelerini tanımayan kadın var mıdır ?
Çünkü hayatın anlamı kişiden kişiye değişiyor ve bu anlamlar, düşünceler hayatta yaşadıklarımızla değişip farklılaşıyor.
Kitaplar ise bizim arkadaşımız,sırdaşımız ve yoldaşımız . Gerçekten de hayat kitapla güzel…