Karşısında yaşamaya değer bir şey vardı işte; kazanmak için savaşmaya, mücadeleye etmeye ve evet, uğruna ölmeye. Kitaplar haklıydı. Dünyada böyle kadınlar da vardı. Karşısındaki onlardan biriydi.
Pencerede oturan annem mi? Anacığım, kurtar şu zavallı oğlunu! Şu ağrıyan başına bir damla gözyaşı dök, bak oğluna nasıl eziyet ediyorlar! Bas bağrına zavallı yetimini! Dünyada gideceği yer yok! Her yerden kovuyorlar! Anacığım! Acı şu hasta yavruna!.. Bu arada, Fransız Kralı'nın burnunun altında bir şiş olduğunu biliyor musunuz?
Evde epeyce bir süre yan gelip yattım. Sonra harika bir şiiri defterime yazdım: "Bir saat uzak kalsam canımdan, sanki bir yıl gibi gelir, nefret ederek kendi hayatımdan, böyle yaşamak mümkün mü dedim." Puşkin'in dizeleri olmalı.
İnsan hayatı, başkalarının yaptığı hataların ağırlığını yüklenemeyecek kadar kısaydı. Herkes kendi hayatını yaşıyor ve yaşamak karşılığında kendine çıkan faturayı ödüyordu. İşin acıklı yanı şuydu ki insan tek bir hata için bir sürü ödeme yapmak zorunda kalıyordu. Durmadan ödeme yapmak zorunda kalıyordu, işin en doğrusu. İnsanlar olan alışverişlerinde Kader, alacak defterini hiç kapamıyordu.