Robotlar, uzaylılar kavramına Homodeus dönemi olarak bakın
Genlerimiz, hormonlarımız ve sinir hücrelerimizdeki görece küçük değişiklikler, taştan kesici aletler yapmanın ötesine geçemeyen Homo erectusu uzay gemisi ve bilgisayarlar üreten Homo sapiens’e dönüştürmeye yetti de arttı bile. DNA’mız, hormon sistemimiz ve beyin yapımızdaki birkaç minik değişiklikle neler ortaya çıkabileceğini kim bilebilir? Biyomühendislik doğal seçilimin bütün hünerini sergilemesini sabırla beklemeyecektir. Biyomühendisler eski Sapiens bedeninin genetik kodunu baştan yazacak, beynindeki devreleri yeniden bağlayacak, biyokimyasal dengesini değiştirecek, hatta yeni uzuvlar geliştirecektir. Sapiens türü olarak nasıl Homo erectus‘tan farklıysak, bizden de o kadar farklı ve yeni küçük “tanrıcıklar” üretecekler
Sayfa 51·Kitabı okuyor
Alıntı
Hoşgörülü olmak.. Ama nereye kadar?
Sözcük böyle yaygınlaşınca kökeni konusunda kafa yormaya başladım. Nereden geliyor, anlamı nedir, bu istilanın ötesinde ne işe yarar? Tolerans kelimesi Latince tollere fiilinden geliyor ki, bunun anlamı taşımak, katlanmak anlamına geliyor. Gündelik yaşantımda ben köpeklerimin evin içini kirletmelerine katlanamam ama birinin uzun süren hastalığı sırasında onu hoş gördüm; minik dişi köpeğim önce arkasında bıraktığı minik göller yüzünden dehşete kapıldı ama sonra durumu anladı ve minnet duygusunu ifade etmek için elimin tersini yalamaya başladı. Genellikle iktidar ve üstün konumda olan biri bir başkasını hoş görür. Bazen kişisel nedenlerle ve geçici olarak bu iktidar ve üstünlük konumu gündeme getirilmez, kullanılmaz. Köken olarak eşanlamlısı olan katlanmak benim nazarımda biraz farklıdır. Başka türlü davranamıyorsam, düşük ve zayıf bir pozisyonda bulunuyorsam, bütün kaçış noktalarım kapalıysa katlanırım. Ama katlanmanın da bir sınırı vardır. Edebiyatın başyapıtları -aklıma von Kleist'ın Michael Kohlhaas adlı kitabı geliyor- yüzyıllardan beri bize bunu anlatıyorlar ve gündelik hayat daha mütevazı bir şekilde bize her gün bunu hatırlatıyor. Ansızın kocasını bıçaklayan kadın, müdürünün otomobilini yakan mobbing kurbanı, sokak ortasında ansızın deliren ve gelip geçene elindeki şişeyle saldıran yabancı... Bunların hepsi yalnızlığa, şiddete, zorbalığa katlanma olanağı kalmamış insanlardır. Durumlarda ve hayatlarda geri dönüşü olmayan dönemeç noktaları vardır; bu, denizde seyrederken ansızın bir rüzgâr çıkmasına ve esintinin tekneyi beklenmedik bir yöne sürüklemesine benzer. Haline katlanmakta olan kişi bundan vazgeçer, hoşgörülü olan hoş görmekten bi-kar ve tam tersi bir davranış sergilemeye başlar. Eğer sağlıklı köpeklerim, hasta köpeği taklit etmek için evin içini
Sayfa 23·Kitabı okuyor
Reklam
Yemek...
Neden onu sevdin, diyordu Adem abi. Cevabı o kadar fazlaydı ki hangi birini seçecek, hangi kalıba koyacaktım onu? Imkânsızdı bir cümleye sığması. Heybeti kadar sevdası da büyüktü. Yeniden bana ilerlediğinde gülümseyerek önüme döndüm ve bir kaseye daha çorba doldurup ona uzattım. Alıp onu da Resul'ün önüne bıraktı. İkimizin çorbalarını aldıktan sonra başıyla sofrayı işaret etti. Yine sessizdi ama istediği netti. Sen de gel Ben yoksam başlamazdı yemeğe. Biliyordum ama bugün bir kere daha emin olmuştum. Aknene'nin evindeyken de ben ilk lokmamı almadan ye miyordu, kendi evimizde de. Mutfakta işim varsa ben gelene kadar masada sessizce bekliyordu. Yemeğin soğudu, yesene, diyordum. Hep kaşlarıyla benim önümdeki yemeği işaret ediyor, ben başladıktan sonra başlıyordu. Aynı anda sofraya oturduğumuzda diğerleri çoktan yemeğe başlamış, bir tek o beni beklemişti. Minik ama fark edildiğinde kalp yumuşatıyordu sevgisine dair her bir detay. Çorbamdan bir kaşık aldığımda o da yemeye başladı.
“Yürüyüşleri yavaştı. Cümleleri kısa ama sıcaktı; adımları hafif, taşıdıkları anlam ise ağırdı. O anda nohut tanesi gibi yağan yağmur, sessiz bir tanık kesilmişti. Asfaltın üzerinde patlayan minik damlalar, sanki her adımı kayda geçiriyordu.”
Sayfa 21·Kitabı okudu
Roman-Edebiyat
Ev Sahibi
"Essahtan deli bir değil ki uğraşasın. Bir kuşimiz eksikti, tam olduk!" Sofraya geldiğinde en baştaki sandalyeye uzandı. "Orası olmaz!" dedim aniden. Kadının eli sandalyede kaldı. Sinirli ifadesine sorgulayan kalkık kaşları eklendi. "Hayurdur, gelin?" dedi. "Evinde oturacağımız yeri de mi sana soracağız?" "Olur mu öyle şey, nene? Orası Timur'un yeri," diyerek açıkladım. Bakışlarımı sol yanımda kalan bir çift kahveliğe çevirdim. "Ev sahibi olarak en başa otursun dedim." Onun aksine kelimem çoktu ama onu anlatacak lügatim yoktu. Dudağındaki tebessümü de minik göz titreyişini de.
Arkadaşları arasında minik kavgalar oldu mu hiç karışmazdı. Hatta hakem olarak çağrıldığında da kabul etmezdi. Çünkü o bu tür kavgaların sonunda birinin mutlaka kızının kaldığını ve çoğunlukla da hakemlik yapanın kızını artık çoktan kavramıştı.
Sayfa 25
Reklam
Reklam