"İnsanlar sanki uyurgezer gibi yaşıyorlar hayatlarını. Önemsiz şeyleri kafaya takıyorlar: Şöhret ve para istiyorlar, diğerlerini kıskanıp hiçbir önemi olmayan şeyler için büyük mesafeler katediyorlar. Anlamsız hayatlar sürüyorlar. Yiyor, uyuyor ve kendilerini meşgul edecek sorunlar icat ediyorlar. Asıl olanı unutup geçici olana takılıyorlar."
Muhtemelen herkes kendi hayatına geri döner ve hiçbir şey değişmemiş gibi yaparlardı. Her şey yolundaymış, her şey iyiymiş gibi yaparlardı. Hep yaptıklarını yapmaya devam eder, yine -mış gibi yaparlardı.
Manifesto; bir krizin, bir tıkanmışlığın, artık sürdürülemez olan bir gidişatın ilanıdır. Suskunluğun bozulduğu "mış gibi" yapmanın reddedildiği ve hakikatin tüm çıplaklığıyla masaya yatırıldığı yerdir.
"İşte beni de düşündüren ve çok rahatsız eden nokta bu: Türk insanının davranışlarına bakarak -farkında olarak veya olmayarak- onun aslında kötü karakterli olduğu imasında bulunmak. Bu tür imalar birike birike bizi birbirimize düşmanca bakmaya götürür.
Halbuki insanların davranışlarının onların yetişme biçiminin, belirli koşulların, kültürün, genel 'yaşam nedir, insan nedir,' sorularına yanıt veriş tarzının bir sonucu olarak görürsek, insanlara daha bir hoşgörüyle ve sabırla yaklaşırız."