"... ‘mış gibi dindar’ fakire sadaka verirken ‘sevap-cennet’ çıkarı içinde güdülenirken, gerçek dindar, ‘insan kardeşimin ıstırabı aslında büyük resim içinde benim ailemin ıstırabıdır’ görüşündedir ve yaşamın bütününe hizmet etmeden kendi yaşamının anlamlı olamayacağını bilir."
Sayfa 86
Boşlukta döne döne seviştik, baharat yüklü, oynak bir etten top, Helena’nın rüyalarında ve sonsuz boşlukta dönen ve döne döne düşerken mis gibi kokularla tüten, parıl parıl, sımsıcak bir küçük top, sonunda dev bir salata kâsesinin dibine çöktü. Orada yatıp kalan bu küçük top biz ikimizdik ve kâsenin dibinden göğü görebiliyorduk. Büyük bir çabayla kendimize, marul yapraklarının, kereviz saplarının, maydanoz ormanının arasından bir yol açtık ve gecenin en uzak derinliklerinde pupa yelken giden birkaç yıldız seçtik.
Alıntı
‘’İnsanın bazı istisnaları olmalı.Bazen bir şeyleri ‘’mış gibi’’ yapmadan yaşayamayacağımı düşünüyorum.’’
Sayfa 268·Kitabı okuyor
“Mış gibi yapmaktan usandım albayım.”
Sayfa 411·Kitabı okudu
Nihayet, ilerde deniz, mis gibi balık kokar. Daha sonra Adalar ve hep çam ağaçları. Oranın mehtabı tatlı olurmuş, öyle derler, rüyadaymış gibi yaşar insan. Galiba böyle görülür İstanbul, bir kartpostal önünde durup iştahla bakarsan.
"Hala cahiliz biz. Okumak bilgi için değil ki, okumak bir cila.."
Sayfa 207·Kitabı okuyor
İnsan ve Toplum