Haksız yere sana öfkeyle, hakaretler ederek bağıran, kırmızıya dönmüş bir müşteri/patron karşındayken; sen de onlara o aynı asık suratla, aynı bağırışla, o ilkel hayvan savunmasıyla (tepkiyle) karşılık verirsen, o yangına benzin dökmüş olursun ve kavga devasa bir krize dönüşür. Ancak sen tam o kriz anında, amigdalan alarm verirken ve içinden o an, onların yüzüne bağırıp odayı terk etmek, o insanları boğmak gelse bile büyük bir ustalıkla, saniyeler içinde derin bir nefes alıp yüzüne o sakin,o anlayışlı, o içten ve sarsılmaz tebessümü (o 'mış gibi' asil maskeyi)takarsan, dış dünyada tam olarak ne olur biliyor musun?
Bu tiyatro kelimenin en dar anlamıyla hayali bir dünyadır. Bir yandan dış dünyadaki, kendisi de bir ilüzyon olan, "-mış gibi"nin sahnesi "gerçek" tiyatroyu hatırlatır. Diğer yandan ise "içerideki", gerçek olan, fakat dışarıdaki gerçeklikle özdeş olmayan dünyada gerçekleşir. Sonuç olarak "içerideki" ilüzyon "dışarıdaki"nden farklıdır. Her şey yıkılır: Gerçeklik ilüzyon (bir kabus), gerçekliğin ilüzyonu izlenimini verir. Tiyatro sahte bir tiyatroya dönüşmüştür. Ya da Hans G. Adler' in açıkça belirttiği gibi: "Kelimenin gerçek anlamıyla gerçeklik çılgındı."
"neden yapamayacağını" kanıtlayan tüm engelleri, bahaneleri ve zorlukları devasa bir büyüteçle sana gösterir. Sen de onlara bakıp "Gördün mü, zaten imkânsızmış" diyerek kendi kehanetini doğrularsın.