Dersim vahşetine karşı yazarın tavrı
8/10
·160 syf.··
Beğendi
·
2026 55. kitabı
Hep söylüyorum, öykücüler roman yazmaya başlayınca, eserleri tam bir roman olmuyor, bunlara "romanımsı" diyorum. Sema Kaygusuz da yazarlık kariyerine öykücü olarak başlayıp sonra roman yazmaya çalışanlardan. Roman yazan demiyorum, bilerek "roman yazmaya çalışanlar" diyorum. Bu romanımsı kitaptaki anlatıcı, Dersim Katliamı'ndan tesadüfen kurtulup Samsun'a göç eden kırk kişilik Alevi topluluğunda küçük bir kızın, bir babaanne olarak torununa seslenmesini aktarıyor ve aynı zamanda anlatıcı olarak kendisi bu toruna söz söylüyor. Elinde hep fotoğraf makinesiyle gezen, yaşamdaki ruhsal derinliklerin farkında olmayan torunun, Hıdrellez şenliğini ve orada Hızır'ı temsil eden dansçıyı bile fotoğrafın dar, sınırlı, donuk anına hapsetmesini eleştiriyor. Sema Kaygusuz, cinsiyet, etnisite, hayvan-insan ve hatta organik-inorganik ayrımlara karşı çıkan bir yazar. Bu romanında bu aşkınlığı Hızır temsil ediyor. Romandaki anlatıcı, torunun eksikliğini tamamlayıp, Hızır'la olmuyorsa kendisiyle bütünleşmeye çağırıyor onu, "yüzünde bir yer" bulmayı diliyor. Dersim gibi bir felaketten geriye hınç deği, utanç kalmış. Bu romandaki yaklaşıma göre, bu dehşet anlatılamaz, fotoğrafı çekilemez. Bunlar yapılsa bile hep eksik kalır. Babaanne de torununa "aşağılanmanın ezikliğini değil de, mahvoluştan hemen sonra büyüyen insan olma mahcubiyetini bırak"mış torununa (s. 152). Anlatıcı, sadece incir ağacından medet ummamasını, kendisini muhatap almasını istiyor. Yazara göre, Dersim gibi bir vahşet karşısında en güçlü edebi tavır yaşanan dehşeti hatırlatmak ve acı çektirmek yerine, insanın özüne dönmesi, yani din, dil, vb her türlü kültürden önceki saf halimize dönmemize dair mitolojik öyküler yardımıyla içe bakış ve her varlıkla hemhal olmak.
Yüzünde Bir YerSema Kaygusuz · Metis Yayıncılık · 2021890 okunma
7/10
·351 syf.··
Beğendi
·
2026 14. kitabı
·
25 saatte okudu
·
Okunma: 12 Mart 2026 00:00
Gerçekten yaşıyor muyuz, yoksa sadece yaşıyormuş gibi mi yapıyoruz? Cüceloğlu, “mış gibi yaşam”ı düşünce, duygu ve davranışları birbiriyle uyumlu olmayan insanların ve kurumların varoluş biçimi olarak tanımlıyor. Kitap, yazarın Arif ismindeki arkadaşıyla yaptığı bir sohbetlerden oluşmuş. Bu sohbetlerin konusu da gazete haberleri. Eserin ilk basımı 2005 yılında yapılmış. Bu yüzden haberler eski ama konuları güncel denebilir. Haberlerin karakterleri değişse de olaylar aynı. Bu olaylar 16 başlık altında ele alınmış. Eğitim, kadın, adalet, insan ilişkileri bu konulardan bazıları. Yazara göre sorunların önemli bir kısmı, insanların düşündüğüyle yaptığı şey arasındaki mesafeden kaynaklanmakta. Gazete haberlerini sohbet ortamında sunmak fikri de bir kitap için ilginç olmuş. Ferhan Şensoy'un Ferhangi Şeyler oyunlarında yaptığı gazete yorumlamalarına benziyor :)
Mış Gibi YaşamlarDoğan Cüceloğlu · Remzi Kitabevi · 20204,332 okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Ölmem ya da yaşamam neye gerek?
Puan vermedi
Bir hikaye kahramanının ya da karakterinin, bir efsaneleşmiş gerçek tanınmış kişinin, sıradan bir insanın ve gerçek (?) öznenin (senin/sizin) ölümü hakkında paralel ve asimetrik dağılan düzleminde toplumun ağır görünür ya da görünmez etkisinin yayıldığı oldukça olağan bir durumun yani ölümün oldukça olağan bir anlatısıyla karşılaşıyoruz kitapta. Hemen ansızın ölmek üzerinden değil bu, doktorların laf salatası yaptığı hastanın ölünceye dek boğazından geçirmeyi hedeflerine koymayı düşündükleri türden. Vakit belirsiz ama yakın olduğu kesin. Ivan İlyiç hayatına bakıyor, tüm yaşadıklarına... Ama bir dakika, yaşamak söz konusu ölümken fazla kaçmadı mı? (İtirazım Var, Müslüm Baba'dan iyi gider) Hem... Gerçekten yaşamış mıydı? Oldukça işinde usta, titiz bir yargıcın yüzeyde hiç sorunu olmayan bir hayatı var, öyle değil mi? En azından herkes tarafından bilinen bu. Kitap öyle acımasız bir başlangıç bölümü sunuyor ki aklımda kalanlar olarak ilk karakterin toplumdaki kimliği geliyor, eh tabi bu benliğini de yontuyor. Üçüncü kişi anlatımın tanrısal bakışına kapılmam beni de hikayenin hem dışına hem de birebir içine dahil etti, Ivan İlyiç olurken bir baktım ki o çekilmez aile üyelerinden herhangi biriyim, düşüncesi bile korkunçtu ama işte kitap, düşüncesini akla getirdi ya işte orada hakkını vermek lazım; okuduğum zaman düşünmeye özellikle de empatiye itmesini ki bunu da dolambaçlı yollardan yapmıyor, tekniği falan diye bir yerlerde geçiyor mu bilmem ama anladığım kadarıyla yaptığı yalnızca iyi bir gözlem ve objektif bakış açılarının hakiminde karakterleri görmemizi sağlaması. Gaius'un (Sezar'mış) ölümlü olmasına tümdengelimle bahseden yerde Ivan İlyiç kıyasa geçiyor tıpkı cenazesinde en yakın dostu dediği kişinin bile yaptığı gibi (Ölen ben değilim, şükrü). "Gaius hiç
Yaşamak Gerek
İvan İlyiç'in ÖlümüLev Tolstoy · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202261bin okunma
Puan vermedi·325 syf.··
2026 17. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 10 Haziran 2026 18:27
İsmi Algernon'a çiçekler ama ben "Charlie'ye çicekler" de diyeceğim. Çiçek kadar masum bir adamın, çiçek gibi hikayesi... Kimi zaman açan, kimi zaman solan... Ama hep mis kokan
Algernon'a ÇiçeklerDaniel Keyes · Koridor Yayıncılık · 202536,5bin okunma
8/10
·200 syf.··
Beğendi
·
2026 77. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 07 Haziran 2026 00:00
Herkese selamlar Bugun size lezzetli mi lezzetli bir kitap olan #hayatintarifleri yorumu ile geldim. Kısacık ama sanki dunyalari içine sigdirmis kadar dolu bir kitapti. Ama kitapta beni en cok şaşırtan ve şapka çıkarmama neden olan durum yazarin kaleminin basarisiydi. Sevgili @acelyaakkoyun un bu kadar harika bir kalemi oldugunu yeni öğrenmiş olmaktan hicap duyuyorum. Tek kelimeyle bayıldım Kadinlari anlatan kitabimin ana karakteri Mumtena'ydi ama sanki ben kendimi okudum. Mumtena ile o kadar hayatın içinden kadinlarin evine konuk oldum ki, her okudugum hikayede ya bir tanıdığa rast geldim ya da kendimi gördüm. Ustelik kırk yil dusunsem yemeklerin birer hikayesi oldugunu da bilmezdim. Belki vardir ama ben bu kitap sayesinde öğrendim. Kitap biraz içsel yolculuk, biraz kişisel gelişim ve hatta biraz da dram iceriyordu. Bu nedenle neresinden bakarsaniz kitabi o sekilde değerlendirmeye almak mümkündü. Mesela ben artik yemeklerin hikayeleri ile yaptigim her yemeği o gün nicin seçtiğimi dusunur oldum. Bir yandan da o yemeğin hayatimiza kattiklarini merak ettim. Mis gibi bir anlatim ile ve betimlemenin tasvirlerle buluştuğu, asla yormayan, betimleme iste boyle yapılmalı dedigim cok severek okudugum bir kitap oldu. Kesinlikle ama kesinlikle herkese tavsiyemdir. Alin okuyun ama tek handikapi ac karnına okunmamasi gerektiği #kitapönerisi #kitapyorum #bookpost #bookannotations Hayatın Tarifleri Açelya Akkoyun
Hayatın TarifleriAçelya Akkoyun · Yediveren Yayınları · 20261 okunma
10/10
"Bir şeyleri yok olmaktan kurtarmak için ümitsizce çabalayarak çölleşen hayatında vaha yeşertmek isteyen yalnız bir adam..." ________𓅪________ Söze şöyle bir girizgah yapayım: Elimizdeki bu kıymetli eser, bir biyografi zannedilip rafa kaldırılacak türden soğuk bir kitap değil ; aksine, biyografinin roman sanatıyla, tarihin kurguyla raks ettiği, kelimelerin notalara dönüştüğü bir “ateş denizi” Tahmin edersiniz ki ismiyle müsemma. Beşir Ayvazoğlu, Ateş Denizi ile okuru 1930’ların İstanbul’una, o gri, buhranlı ama bir o kadar da derinlikli kültür atmosferine götürüyor mütemadiyen. Şunu en başta söylemek lazım ki, anlatılanlar tarihi gerçekliklerin üzerine bina edilmiş olsa da , karşımızdaki eser klasik bir biyografi değil; güçlü bir kurgu ve muhteşem bir senaryo. Galip Tahiroğlu’nun Tanburi Cemil Bey’in hayatını yazma serüveni, aslında kendi varoluş sancılarını ve bir devrin kapanışını izlediği bir aynaya dönüşüyor. Gönül rahatlığıyla ve altını çizerek söyleyebilirim ki ; Rafet Elçi’nin Şair romanından sonra, kurgusal derinliği, metin içi malzemenin işlenişi ve dönemin ruhunu yansıtmadaki ustalığı bakımından elimizdeki en sağlam, malzemesi en kavi romanlardan biri diyebilirim ve dedim.. Eser, sadece bir müzisyenin hayatını değil, bir medeniyetin musiki üzerinden nasıl “fena fi’l-musikî” olduğunu da usul usul fısıldıyor kulağımıza. Kitaptaki şahsiyetlere şöyle bir göz atalım, tabiri caizse şampiyon ligi gibi bir kadro var: Romanın merkezinde, Üniversite Reformu ile “kadro dışı” bırakılmış, küskün ama mağrur bir münevver olan Galip Tahiroğlu var. Galip, sadece bir anlatıcı değil ; aynı zamanda o devrin arada kalmış ruhunun da temsilcisi. Onun hayatına giren ve çıkanlar ise adeta bir resmî geçit töreni gibi: Galip’in büyük aşkı ve nişanlısı Devran,
Ateş DeniziBeşir Ayvazoğlu · Everest Yayınları · 2021202 okunma