• Bir coşku var içimde bugün kıpır kıpır
    Uzak çok uzak bir yerleri özlüyorum
    Gözlerim parke parke taş duvarlarda
    Açılıyor hayal pencerelerim
    Hafif bir rüzgar gibi, süzülüyorum
    Kekik kokulu koyaklardan aşarak
    Güvercinler ülkesinde dolaşıyor
    Bir çeşme başı arıyorum
    Yarpuzlar arasında kendimi bırakıp
    Mis gibi nane kokuları arasında
    Ruhumu dinlemek istiyorum
    Zikre dalmış her şey
    Güne gülümserken papatyalar
    Dualar gibi yükselir ümitlerim
    Güneşle kol kola kırlarda koşarak
    Siz peygamber çiçekleri toplarken
    Ben çeşme başında uzanmak istiyorum
    Huzur dolu içimde
    Ben sonsuzluğu düşünüyorum
    Ey sonsuzluğun sahibi, sana ulaşmak istiyorum
    Durun kapanmayın pencerelerim
    Güneşimi kapatmayın
    Beton çok soğuk, üşüyorum..

    Muhsin Yazıcıoğlu
  • Kuzey Amerika'daki tüm siyahlar, beyazların dini olan Hristiyanlığa asırlardan beri dört elle sarılmakla ruhsal bir hastalığa yakalanmışlardı. Oysa bu Hristiyanlık sözümona Hristiyan siyahlara bir yandan gerçek olmayan insanların Kardeşliği düşüncesini aşılarken, bir yandan da sözümona Hristiyan beyazların zulümlerine sürekli boyun eğmelerini öğütlüyordu. Hristiyanlık siyahların beyinlerini dondurmuştur; onları, ne idikleri belli olmayan ve hangi akla hizmet ettikleri kolayca kestirilemiyen zavallı insan yığınları haline getirmiştir. Bu din siyahlara, çıplak kaldıklarında, ayakkabısız kaldıklarında, aç kaldıklarında oturup, "Cennet'te ayakkabıya ve süte ve bala ve mis gibi balık kızartmalarına nail olacağız" diye hayal kurmaktan başka birşey öğretmemiştir.
    Alex Haley
    Sayfa 511 - İnsan Yayınları
  • 200 syf.
    ·10/10
    Merhabalaar sevgili ve çok değerli!!!!!!! inceleme okuyucuları.. bu sitede inceleme okumak artık çoook değerli bir şey değil mi :)
    Epey bir ara verdikten sonramı 2020 yılına Kadın Olmayı Hatırlamak kitabıyla başlamak da nasip oldu elhamdülillah :)
    zaten çok uçuk okuma hedefleriyle girmedim bu yıla , nitekim hedefimi tutturamayınca çark ederek kaş göz arasında hedef düzenlemek mümkün de olsa o içsel huzursuzluğu kendime yaşatmak istemedim efenim :)
    Tertemiz, her ayın kitabı modunda tek kitap.. Mis.. :)
    Zihni kalınlaştırmak yerine '1 mm lik kortexin altındaki o muhteşem beynimde yani bilinçaltımda da neler ola ki' yle de ilgilenmek çok iyi geliyor nitekim.

    Kitabı 14.07.2017 de almışım, çok da severim aldığım kitapların üzerine tarih ve ismimi yazmayı.. en çok o dönemlerde isim çağrışımı yapmış olsa gerek :)
    kadın olmayı hatırlamaaak.. hatırlamaaak.. nereye koydum ben onu.. Allah Allah demin burdaydı.. iyi saatte olsunlar.. hay Allah çok da lazımdı şu an...Kadın olmak unutulur mu hiç dimi.. gibi gibi..
    Kitabı zaman zaman elime alıp alıp üç beş sayfa okuyup bıraktıktan sonra raftan bakııp bakıp duran binbir renkli çiçekli kelebekli pembeli morlu tatlış kapaklı kitap.. Kitabın hatırlatmasına da iki yıl direniş nerdeyse :)) güvenli alanda kalmayı tercih etmek diyorlar bu kendiyle yüzleşememe durumuna..
    şu an bi günde okuyup bitirmiş olmam da bi işaret olsa gerek :)) şahaneee ..güzeeel...:)
    işte hatırladııımmm buldumm seniii… ya defalarca baktım halbuki heryere, aynaya bile :) halbuki tam da kalbimin içindeymişsin dimi :)
    şimdi tabi ki kim nerde neyi unutmuş, neden unutmuş, nasıl unutmuş, unutmak mı istemiş yoksa unutmak zorunda mı kalmış, yoksa hiç bilmiyor muymuş ki kısımlarının hepsi derin mevzuular.. Kendini carlığını, kadınlığını, özbenliğini unutan kadınlar.. sevgili yazarımızın o kadar harika tespitleri var ki bi ara herşeyi alıntılamak istedim.. tabi Erkek Olmayı Hatırlamak kitabı da yazılır mı???? diye düşünmedim değil.. bence yazılmalı :)

    Sitede hangi kategoride kayıtlı bilmiyorum lakin, sıradan bir kişisel gelişim kitabı nazarıyla bakılmasın lütfen.. Okuması gayet keyifli, kadınların ve erkeklerin tavır ve davranışlarının arkasında neler gizli olduğunu görebilmek için, tabii ki önce kendimizin görebilmesi ve farkındalık ile düzeltme fırsatı verebilmesi için harika bir kitap. Yazarın Ankarada eğitim grupları da var.. daha kendisi ile müşerref olamadım lakin o gruplardan birine katılmışlığım var..

    incelememi burada noktalarken okuyacak olanlara keyifli okumalar diliyor, her daim sevgi, muhabbet ve aşkla kaim olmanızı canı gönülden diliyorum..
  • 432 syf.
    ·Beğendi·Puan vermedi
    Bugün çok severek okuduğum kitabın yorumuyla geldim.

    Savcı Güçer, evinde elindeki dosyaları incelerken bir anda seslerin gelmesi ve kapısının zorlanmasıyla harekete geçiyor. Neler olduğunu anlamak için sese doğru gittiğinde ise komşusunun sarhoş olduğu için zor durumda olduğunu fark ediyor. Ona yardım ediyor ve evine geçmesine sağlıyor. Güçer evine geçip gece geç saatlere kadar çalışıyor. Sabah ise bir kadının acı çığlıklarıyla uyanıyor ve hemen harekete geçiyor. Çığlıkların geldiği ev dün yardım ettiği sarhoş komşusunun evinden başkası değil. Polisler eşliğinde eve girdiğinde ise karşılaştıkları manzara dehşet verici. Yardım ettiği komşusu işkence çekerek hayatını kaybetmiş. Çığlıklar atan ise onu o halde gören ev arkadaşı. İlk şok anı geçtikten sonra kendine gelmeye başlayan ev arkadaşı gazeteci Zeynep'in verdiği ifade sonrasında ise soruşturma şekil değiştiriyor. Çünkü Zeynep öldürülen kadını tanımıyor. Öldürülen kadın kim? Kendi evi olmayan dairenin anahtarı nasıl eline geçti? Hedef Zeynep'miş gibi görünürken maktulün kim olduğu ortaya çıkınca soruşturmanın seyri değişiyor. Hedefteki isim sürekli değişirken ve katil bu kadar planlı hareket ederken işin içinden çıkmak zor olacak.

    Kitabı çok sevdim. Yazar her bir detayı çok güzel işlemişti. Ortaya çıkan her bir delille katile yaklaşırken aslında ortaya çıkan sorularla bir o kadar uzaklaşıldı. Katil bir yandan kendisini bulmaları için ipuçları verirken bir yandan da bu izleri ortadan kaldırıyordu. Yapmaları gereken doğru soruyu sormak ve hedefteki ismi bulmaktı. Ondan sonrası çorap söküğü gibi gelecekti. Ama bu söylemesi kadar kolay değildi. Çünkü araya giren aşk ve sevdiklerinin hedefte olduğunu bilen Güçer ve Zeynep için işler çok karışık. Bir yandan aralarındaki çekime karşı koyamayan çift, geçmişin hayaletleri ve atılan yanlış adımlarla çiftin arasındaki ipler kopma noktasına geliyor. Peki Sonrasında neler oluyor? Hedef kim? Bunun ve daha fazlasının cevabı için acilen kitabı okumalısınız.

    Güçer'e bayıldım. Gücüne, duruşuna, zekasına, aşkının peşinden gitmesine, Zeynep için çabalamasına hayran oldum. Dedikleri hatta dediklerinden fazlası vardı. Çok sevdim.
    Zeynep, yaralı biriydi. Geçmişte yaşadıkları yetmezmiş gibi sürekli hırpalanması, başkaları tarafından basamak olarak görülmesi, etrafının bencil insanlarla çevrili olması onu daha da yalnızlaştırmasına rağmen her seferinde ayağa kalkmış ve herşeyle tek başına savaşmıştı. Ta ki Güçer'e kadar. İlk defa koşulsuz sevilen Zeynep bocalıyor doğal olarak. Hissettiği güven ve aşkla kendini aşka bırakmak istiyor ama yaşanan olaylar, bir katilin hedefinde olma ihtimali ve geçmişin hayaletleriyle baş etmesini okurken gücüne hayran bıraktı beni. Okuduğum güçlü kadın karakterlerden biri oldu.

    Sizde harika bir kitap okumak istiyorsanız ve polisiye aşk kitaplarını da seviyorsanız benim bir solukta okuduğum bu kitap gözüm kapalı tavsiyemdir.
  • 336 syf.
    ·9 günde·Beğendi
    20 Mayıs 1799 tarihinde, Fransa’nın Tours kentinde gaddar, huysuz ve ilgisiz bir annenin oğlu olarak dünyaya gelen Balzac, annesinin keyfine düşkünlüğü sebebiyle evinden uzakta bir yetimhanede, sütanne elinde büyümüştür. Doğumgünü, Saint Honore Yortusu'na denk geldiği için ismi Honore koyulmuştur. İleriki yaşlarında Paris'e yerleşerek hukuk öğrenimi görmüştür. Hayatının her döneminde, orta sınıfa ait bir aileden geldiği için utanan Balzac, Honore Balssa olan gerçek ismini, sırf aristokrat bir kimliğe bürünebilmek için değiştirmiştir. Zira ''-de'' takısı, sadece aristokrat ailelere ait bir takıydı...

    1827 yılında, henüz 28 yaşında iken, 45 yaşındaki Madam Laure de Berny ile 16 yıl sürecek bir gönül macerasına atılmıştır. Madam, Balzac' ın hem sevgi açlığını doyuruyor hem de Balzac'a maddi olarak destek sağlıyordu. Bu ilişki sırasında Madam'a ihanet ederek yine bir aristokrat olan evli Düşes d'Abrantes ile de sık sık kaçamak yapıyordu.

    "Hayatımdaki en büyük güç, tartışmasız kahvedir" diyen ve günlük 18 saat okuyup yazarak çalışan Balzac'a, bu çalışmalarında günde 50 fincan kahve eşlik etmektedir. Fransız kaynaklarına göre ya aşırı doz kafein tüketiminin sebep olduğu kalp yetmezliği ya da kafein zehirlemesi sonucu vefat etmiş Balzac.

    Tam anlamıyla bir Balzac hayranı olan ve edebiyat dünyasına Balzac çevirileri yaparak giren Cemil Meriç, çevirisini kendisinin yaptığı, Üniversite Kitabevi tarafından 1943 yılında basılan ''Altın Gözlü Kız"adlı Balzac kitabının ön sözünde Balzac hakkında şöyle söylüyor :

    "Napoleon, onun nazarında ilahileşen beşer iradesiydi. Napoleon olmak ihtirası ile tutuşan genç Balzac, Zweig'in dediği gibi-birkaç yıl evvel doğsa, şüphesiz ki omuzları apoletli kahraman bir başbuğ olacaktı. Halbuki şimdi kainatı fethetmek için tek vasıta kalıyordu : San'at. Damarlarında imparatorluk devrinin cengaverlik ateşi yanan Balzac da, edebiyat dünyasının imparatorluk tacına göz dikti. Ve Napoleon'un bütünün altına "Onun kılıçla bitirmediğini ben kalemle tamamlayacağım " yazmıştı.

    Şimdi, Balzac'ın özel hayatına neden girdiğimi, bizleri ne ilgilendirdiğini soracaksınız. Bu özelleri bilmeden Balzac’ı, daha doğrusu "Vadideki Zambak" ı tam özümsemeyebiliriz zannımca. Çünkü Balzac bu eserinde bizlere kısmen de olsa, otobiyografik bir hikaye sunuyor.

    Kitabın ilk sayfalarında çok sıkıldığımı itiraf etmeliyim. Ancak bitirince, bunca zamandır okumadığım için pişmanlık duyduğum, haklı bir hayıflanma yaşadığım bir eser olarak gönlümde yerini aldı.

    Ana kahramanımız Felix, eserin girişinde, sayfa 15'te kendisini bizlere takdim ediyor:

    "Yeni doğmuş bir çocuktum; hangi gururu kırmış olabilirdim? Hangi bedensel ya da hangi ruhsal kusur, annemin bana soğuk davranmasına neden oluyordu? Görevin çocuğu muydum, doğumu bir rastlantı olan çocuk mu yoksa yaşamı bir serzeniş olan çocuk mu? Köye sütanaya verilmiştim,ailem üç yıl boyunca unutmuştu beni, babaevine döndüğümde öylesine küçümseniyordum ki, görenler acıyorlardı."

    Aristokrat bir ailenin, sevgi, şefkat ve ilgi görmemiş oğulları olan Felix de Vandennesse ile evli ancak mutsuz Madam Henriette de Mortsauf'un aralarında cereyan eden tertemiz, saf ve masum aşkı konu alıyor Vadideki Zambak. Evli kişinin temiz aşkı mı olur demeyin lütfen, Balzac yapmış, mis gibi de olmuş...Felix'in Natalie de Manerville'ye yazdığı mektup ile başlayan kitap, Natalie'nin cevap mektubu ile son buluyor. Bir nevi bizler Felix'in mektubunu okuyoruz.

    Felix ve Henriette başta olmak üzere, tüm karakter tahlilleri oldukça başarılı bir şekilde işlenmiş. Mekan tasvirleri ise kimi yerlerde sayfalarca sürüyor ama asla okuyucuyu(en azından beni) sıkmıyor, yormuyor, bunaltmıyor. Buradan da anlıyoruz ki Balzac'ın inanılmaz güçlü bir gözlem yeteneği mevcut. Bu konuda yine Cemil Meriç'in şöyle bir beyanatı var:

    "Balzac' ın heybet ve kudreti - kandan, çamurdan ve altından- rüyalar ile bütün bir asrı ifade edebilmesindedir.
    Balzac hakkında esaslı bir görüş sahibi olabilmek için bütün dünyayı dolaşmak, saraylardan kulübelere, mabetlerden fuhuş evlerine, kumarhanelerden harp meydanlarına, Paris'in en tantanalı mahallelerinden Fransa’nın en ücra eyalet kasabalarına, Norveç'in şairane körfezlerinden İspanya'nın kum çöllerine, Nil boylarından Sibirya' ya kadar muharririn peşi sıra gitmek lazım"

    Eser boyunca, esere hakim olan romantik anlatımın haricinde sıklıkla, aforizma olarak nitelendirebileceğimiz felsefi ve dini anlatımlara da rastlıyoruz. Vadideki Zambak için kuru kuruya bir aşk romanı demek, kesinlikle Balzac'ın kemiklerini, bizlerin de vicdanını sızlatacaktır. Zira Balzac, aşk olgusu altında, doğu batı sentezi, feodalite, taşra ve kent yaşamı, annelik, fedakarlık, vicdan, ızdırap, ahlak, erdem, etik değerler, prensipler ve iffet gibi psikolojik ve sosyolojik ögeleri de sorgulatan bir eser çıkarmış ortaya.

    Kitabın ilerleyen bölümlerinde Balzac, İngiliz Lady Dudley ile Fransız Madam Mortsauf üzerinden bir İngiltere - Fransa karşılaştırması da yapıyor ve tarafını net bir şekilde ortaya koyuyor ki bu benim en sevdiğim kısım oldu eserde. Tabiri caiz ise İngiltere'yi aklınıza gelebilecek her açıdan yerle yeksan ediyor.

    Balzac'ın "Yazması yirmi yılımı alan, en kusursuz eserim" dediği Vadideki Zambak, 1835 yılında Fransa'da Revue Paris Gazetesinde tefrika edildikten sonra 1836 yılında kitap haline getirilmiş ve ilk basımı yapılmıştır. Zor olmasına rağmen asla okuyucuyu zorlamayan dili ve şiirsel üslubu sayesinde edebi hazzın doruklarına vardığımı düşünüyorum.

    Zaten büyük üstad Tanpınar da Balzac okumamızı, onun derinliklerine inmemizi arzu etmiş:

    "Bugün bile Balzac, gerek eserleriyle, gerek roman tekniğine getirdiği yenilikler, hatta keşiflerle tahminimizden çok fazla taklit edilmektedir. Balzac’vari roman, bu nev’in Proust, James Joyce, Dostoyevski gibi yenileştiricilerine rağmen, hâlâ mühim bir yekûn tutmaktadır.
    Kaynakları hem hayal, hem hakikat. Rüyayla kaynaşan gerçek. Bu romanlar birer itirafname değil, Balzac konuları seçmez, konular seçer Balzac’ı.”

    Eseri bu denli beğenmemde, çevirisini muhteşem bir şekilde yapan Sevgili Tahsin Yücel'in katkılarını da göz ardı edemem pek tabii ki.

    "Doğrusunu söylemek gerekirse bu roman, bir Goriot Baba’nın, bir Langeais Düşesi’nin sürükleyiciliğinden, bir
    Köylüler’in, bir Eugénie Grandet’nin gerçekçiliğinden, bir Altın Gözlü Kız’ın, bir Sarrasine’in büyülü havasından
    yoksun görünür; üstelik, belki de günahtan çok erdemin romanı olduğu için yer yer ağır, yer yer gereğinden fazla
    özenlidir. Bu yüzden olacak, kimileri Vadideki Zambak’ı Balzac’ın başyapıtı olarak nitelerken kimileri de sıradan
    romanlarından biri olduğunu söylemişlerdir. Ne olursa olsun, zaman Balzac’ı haklı çıkarır: Vadideki Zambak, Balzac’ın
    en çok okunan romanlarından biri olur, Balzac’ın en çok okunan romanlarından biri olmak da, belirtmek gerekir mi
    bilmem, dünyanın en çok okunan romanları arasında yer almak anlamına gelir. Ama, bugün bulunduğumuz noktadan
    bakılınca bu büyük ilgiyi açıklamak hiç de zor değildir."
    Tahsin Yücel /Sunuş
  • "Yüzüne bakınca adı Esteban'mış gibi geliyor."
    Doğruydu da. Adının ondan başka bir şey olamayacağını anlamak için kadınların çoğunun ona bir kez daha bakmaları yeterli olmuştu.