Öncelikli olarak söylemem gereken, kitabın bana vaat ettiğinden çok daha farklı bir yolculuk sunduğu. Yani eğer arka kapağı okursanız, size vaat ettiklerinden çıkarımınız sanki mitolojik, psikolojik gerilimin hakim olduğu, polisiye tadında bir serüven olabilir, ama açıkçası pek öyle değil. Gerçi yorumlardan birinde "Suç ve Ceza" ya atıfta bulunduğu için, belki büyük bir ipucunu kaçırmış olabilirim.
(spoiler alert)
Kitap ilk 200-250 sayfada size çok daha farklı bir anlatı sunuyor. Baş karakterin aslında baş karakter gibi değil de, gözlemci gibi olduğu bir süreç. Hatta bu o kadar derinleşiyor ki bir süre boyunca bu baş karakterin kimin neyiymiş ne değilmiş hiç düşündürtmüyor bile. Yine de bunun kötü bir şey olduğunu düşünerek yazmıyorum bunu. Özellikle ilk ağızdan anlatım ile yazılmış romanlarda, bu şekilde anlatıcıyı bir gözlemci gibi tutup, tüm ilgiyi başka karakterlerde toplamak çok zorken, yazar bunu enfes bir şekilde başarıyor.
Julian'ın derslerinin ise favorilerim olduğunu söylemeliyim. Kitaptaki belki de tek keşkem, bu derslerin anlatımının az yer kaplaması. Her bir satırın altını çizmemek için zor tuttuğum, yepyeni perspektifler sunan bölümlerdi ve özellikle benim kitaba dair beklentilerimin de bu yönde olduğu için de oldukça keyif aldım. Bence kitabın bu kısımları da olmasa, mitolojik bir yanı olduğunu pek söylemek mümkün değil. Evet bazı alıntılar mevcut, yunanca veya latince bazı mitler, bir ayinle ufak bir noktada temas edecek kadar bağlantısı olan bir cinayet mevcut, fakat bu kitabı mitolojik bir anlatı kılıyor mu, bence hayır.
Yine de kitabın beklentilerimin tersi olmasına rağmen, çok güzel bir psikolojik tahlil ve dostoyevskivari bir anlatısı olması beni inanılmaz mutlu etti. Marquez'in "Kırmızı Pazartesi"si, Dostoyevski'nin "Suç ve Ceza"sı gibi bir