Yusuf Hani, milliyetçi olduğu için Türk düşmanı değil­di. Türk düşmanı olmak moda olduğu için ve zarar da ver­mediği için, öyle idi.
İnsanlar her şeyi bir araya getirmenin yollarını arıyorlar. Cazibe ve kutsallığı, moda ve ruhaniliği bir araya getirecek birleşik bir alan teorisine ihtiyaç duyuyorlar. İnsanların iyi olmakla, iyi görünmeyi uzlaştırmaları gerekiyor.
Sayfa 176 - Ayrıntı Yayınları·Kitabı okudu
Alıntı
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Moda değişimlerine ve farklı toplumsal sınıfların giydiği çeşitli kıyafetlere rağmen, Asur ve Babil giyiminin temel öğeleri hep aynı kalmıştı. Bunlar bir başlık ya da baş örtüsü, bir tunik ya da gömlek ve ayak bileklerine kadar uzanan uzun bir dış giysiydi. Erken Babil dönemlerinde başlık, öne ve arkaya doğru uzanan kurdelelerle süslenir, bu kurdeleler boynuz biçimini andırırdı. Daha sonraki dönemlerde başlık, tepe kısmı sivri bir miğferi ya da bir tür taç biçimini aldı. Bu başlıklar kalın bir malzemeden yapılır, kimi zaman da içi dolgulu olurdu. Üst sınıflar, ayrıca güneşten korunmak için şemsiye taşırdı; bu nesne Asur'da krallık ya da yarı krallık yetkesinin simgesi hâline gelmişti. Tunik ise, keten ya da yünlü dokumadan yapılırdı; özellikle soğuk havalarda yün tercih edilirdi.
Sayfa 33·Kitabı okudu
Alıntı
Enver, Birinci Dünya Harbi yıllarında yalnızca askeri konularda yaptıklarıyla anılmadı, ülkede moda olan her şey Enver’e mâl ediliyordu. Askerin kullandığı şapkadan hançerlere, bıyıktan Arap harflerinin bitişik yazılmışının Türkçüyle uyumsuzluğun؛( karşı üretilen alfabeye kadar (hurûf-1 munfasıla) her yerde Enver'in ismi vardı ya da dönemdeki ifadesiyle: Enveriye! Cemal Paşa’nın Bahriye Nazırı olmasmdan dolayı bahriyelilerin giydiği serpuşa da Cemaliye denilmişti
Sayfa 236 - Kronik
Tarih
“Bir kadını şımartmanın modası asla geçmez.”
Sayfa 83·Kitabı okuyor
Alıntı
Tutarsızlık özgürlüğü diğer özgürlüklerin yerini aldı, bundan da vazgeçmeyeceğiz, sanat bunu açıklıyor, edebiyat buna gönderme yapıyor, sadece bunlar mı, bilim tutarsızlığı itiraf ediyor, en büyük bilginler sentez fikrinden vazgeçiyorlar. Oysa, sentez fikri bir yana bırakıldığında tutarlılık imkansız olur ve hümanizma da boş bir laftan başka bir şey olmaz; ölçülülük artık uzun süredir moda değil, kimse ölçülülüğü korumayı düşünmüyor, ama onunla birlikte hümanizma ikinci öğesinden de mahrum kalmış oluyor; üçüncü kavram olan nesnellik karşısında gereken mesafeye sahip değiliz ve hiç olmadığı kadar nesnel olan bilimlerden çıkan derse rağmen bugünün insanları arasında öznelliğin zaferi de bir başka bir parodokstur. İşte bu yüzden bizim gerçekliğimizin imgesi labirenttir, çünkü bize zamanın özetini veren şey labirent imgesidir, labirent sürüdür, artık kendimizle buluşamayız, ortak paydamız yoktur artık biz gerçekdışıyız ve gerçekdışı olmayı onaylıyoruz. Ortaklık sorun olmasaydı iletişim sözcüğü hiç moda olur muydu? Aslında, biz bir yığın yalnızız, yine de karmakarışık bir halde yuvarlanıyoruz, bizi birbirimize katarak tek başımıza bırakmaya devam eden şeyin kurbanıyız.