Maalesef modern çağın en büyük yaralarından biri İnsan ilişkileri giderek "kullanım değerine" göre ölçülür hale geldi. Kimin neye ihtiyacı varsa, o ihtiyaç miktarınca yakınlık kuruyor. Sen bu döngünün farkına vardığında, artık o zincirin bir parçası olmayı değil, o zincirin dışında kendi huzurunu aramayı seçiyorsun.
Modern dünya mutluluğu bir haz (dopamin patlaması) olarak pazarladı, ancak bilim buna hedonik adaptasyon der; yani insan beyni elde ettiği her yeni şeye kısa sürede alışır. Ama bu biyolojik tuzaktır. Yani gerçek mutluluk, olabileceğin kişi ile olduğun kişi arasındaki uçurumu kapatmaktır. Potansiyelin bir imparator olmanı fısıldarken bir köle gibi yaşıyorsan, hissettiğin o boşluk potansiyelinin sana attığı bir çığlıktır.
Kur'an-ı Kerim'de Hz. Musa ile Firavun'un kıssasında anlatılan sihirbazlar, sadece göz boyayan illüzyonistler değildiler; onlar, hakikati ters yüz etmek, kitleleri manipüle etmek ve Firavun'un kurduğu haksız düzeni meşrulaştırmak için çalışan birer propaganda aracıydılar.
"Firavun'un sihirbazları çalışıyor" ifadesi, günümüz dünyasındaki pek çok modern illüzyonu ve manipülasyonu çok iyi özetler. Bugün de insanlığın zihnini bulandırmak, yanlışı doğru, zulmü adalet, haramı helal gibi göstermek için çalışan modern "sihirbazlar" mevcuttur:
Algı Yönetimi ve Propaganda: Kitle iletişim araçları, medya ve dijital platformlar üzerinden toplumların değer yargılarıyla oynanması, hakikatlerin gizlenip yalanların parlatılması.
Adalet ve Ahlakın Ters Yüz Edilmesi: Güçlülerin haksızlıklarını haklı göstermek için üretilen teoriler, süslü kavramlar ve "modern" kılıflar.
Zihinlerin Bağlanması: İnsanların sorgulama yeteneğini elinden alarak, onları sorgulamayan ve sisteme itaat eden kitleler haline getirme çabaları.
Ancak bu kıssanın en önemli ve umut verici kısmı sonudur: Firavun’un sihirbazları ne kadar büyük bir illüzyon yaratırlarsa yaratsınlar, Musa’nın asası (yani mutlak hakikat ve Allah'ın sünneti) ortaya çıktığında, o sahte büyülerin ve yalanların tamamını yutmuş, yok etmiştir.
Üstelik hakikati ilk fark edenler ve Firavun’un tüm tehditlerine rağmen ona ilk başkaldıranlar da yine o oyunun içindeki sihirbazların kendisi olmuştur. Bu da gösteriyor ki, algılar ve yalanlar ne kadar güçlü çalışırsa çalışsın, hakikatin karşısında tutunamazlar.
Godot'yu beklemek Samuel Beckett' ın bu ünlü eserini okumuşsunuzdur yada en azından duymuşsunuzdur.
Godot'yu beklemek, yalnızca birini beklemek demek değildir. Bazen anlamı, kurtuluşu, bir cevabı yada hayatımızı değiştirecek o "şeyi " bekleriz.
Beckett'ın büyüklüğü burada başlar: insan eylemsiz kalır, zaman geçer, umut tükenir gibi olur; ama bekleyiş bitmez.
Çünkü modern insan çoğu zaman yaşamaz, erteler, oyalanır ve bekler.
TARİHİN EN BÜYÜK GİZEMLERİNDEN BİRİ: 50 BİN ASKER NASIL YOK OLDU?
M.Ö. 525 yılında Pers İmparatoru II. Kambises, antik dünyanın en güçlü ordularından birini Mısır’ın uçsuz bucaksız batı çöllerine gönderdi. Rivayete göre ordunun görevi, Siwa Vahası yakınlarında bulunan ve büyük saygı gören gizemli bir kahinler tapınağını yok etmekti.
Yaklaşık 50 bin askerden oluşan devasa birlik günlerce kavurucu sıcakların altında ilerledi. Ancak daha sonra tarihin en esrarengiz olaylarından biri yaşandı.
Ordu adeta yeryüzünden silindi.
Ne geri dönen bir asker oldu, ne bir savaşın izi bulundu, ne de kayboluşlarını açıklayacak güvenilir bir kayıt ortaya çıktı. Antik tarihçi Herodot’a göre askerler çölde ilerlerken korkunç bir kum fırtınasına yakalandı ve dev dalgalar gibi yükselen kumlar bütün orduyu yuttu.
Bu hikaye yüzyıllar boyunca yalnızca bir efsane olarak görüldü.
Fakat modern çağda yapılan araştırmalar gizemi yeniden alevlendirdi. Mısır’ın batı çöllerinde çeşitli insan kemikleri, bronz silah parçaları, ok uçları ve askeri teçhizat kalıntıları bulundu. Bazı araştırmacılar bunların kayıp Pers ordusuna ait olabileceğini öne sürerken, diğer uzmanlar kesin kanıtların hala yetersiz olduğunu söylüyor.
Üstelik son yıllarda ortaya atılan teoriler yalnızca kum fırtınasıyla sınırlı değil. Bazı tarihçiler ordunun çölde yolunu kaybederek susuzluk ve açlıktan yok olduğunu düşünürken, bazıları ise yerel Mısır güçleri tarafından pusuya düşürülmüş olabileceklerini savunuyor. Hatta kimi araştırmacılar Herodot’un anlattığı olayın tamamen propaganda amacıyla abartılmış olabileceğini bile öne sürüyor.
Bugün, aradan yaklaşık 2.500 yıl geçmiş olmasına rağmen Pers ordusunun başına gerçekte ne geldiği hala kesin olarak bilinmiyor.
Gerçekten devasa bir kum fırtınası mı 50 bin insanı tarihten
Bir çocuğun duygusal ihtiyacını "Abartıyorsun" diyerek bastırmak, yaşlı bir yakını yalnızlığın içine terk etmek; okulda sessiz bir öğrenciyi görmezden gelmek; evde içe kapalı bir gencin hâlini "ergenlik işte" diyerek geçiştirmek; bir komşunun maddi sıkıntısını duyup hiçbir şey yapmadan konforuna devam etmek... Bunların her biri modern çağın "yetimi itme" biçimleridir.Kur’an Psikolojisi