Ekber'in bu serüveninden yine şöyle bir sonuç da çıkmaktadır.
Modern zamanların yöneticileri, politik rejim güdücüleri de şunu iyi bilmelidirler: Hak Din'e rağmen, insanları yapay/beşerî bir dine zorlamak, onları belli bir kalıba sokmak, belli akidelerle motive etmeye çalışmak, saçma ve boşa gidecek bir çabadır.
Yine devletin: "Dindar olabilirsin, ama ancak şu şekilde ve şuraya kadar!" türünden kısıtlamalarla inancı ve dinî hayatı sınırlamak gibi girişimleri batıl bir davadır ve sonuca ulaşmayacak boş bir çabadır. Belli sürelerde, muvaffak olunuyor gibi gözükse de, neticede başarı yine hakkın olacaktır.
Nitekim Ekber'den sonra iktidara geçen oğlu Selim, eski düzeni ve yönetimi kısmen de olsa değiştirmiş ve bir "dine dönüş" süreci başlatmıştır. Daha sonra gelen yöneticiler de, dine daha çok sahip çıkmış, zamanın âlimi ve dinî önderi İmam-ı Rabbanî çizgisinde bir devlet siyaseti gütmüşlerdir.