sabah erken kalkarım
ne yüzümü yıkarım
ne sokağa çıkarım.
kışın soba yakarım
yazın camdan bakarım
hayattan yok çıkarım.
öğlen olur yemek yerim
fırçalanmaz hiç dişlerim
acaba ne yapsam derim
kovboy filmine giderim
dönünce kızar pederim.
akşam olur güneş batar
babam hep anneme çatar
cici çocuk erkenden yatar
hayat sıkıcı ne kadar.
"Ayrılık ne biliyor musun? Ne araya yolların girmesi, ne kapanan kapılar, ne yıldız kayması gecede, ne güz, ne ceplerde tren tarifesi, ne de turna katarı gökte… İnsanın içini dökmekten vazgeçmesi ayrılık. İpi kopmuş boncuklar gibi yollara döktüğü gözlerini, birer damla düş kırığı olarak toplaması içine. Ardından dünyalar ışıyan camlar dururken duvarlara dalıp dalıp gitmesi. Türküsü söyleyecek kimsesi kalmamak ayrılık. Ödünç sesle konuşan bir kalabalık içinde kendi sesiyle silinmek. Birdenbire büyümesi, gülüşü artık yaprak kıpırdatmayan bir çocuğun..."
Yalnızım. İnsanların çoğu evlerine gitti; radyo dinleyerek akşam gazetelerini okuyorlar. Pazar günü ağızlarında bir kül tadı bırakarak sona eriyor ve şimdiden pazartesiyi düşünüyorlar. Ama benim için ne pazartesi ne de pazar var: Benim payıma düşen düzensiz bir biçimde geçip giden günler ve bunun gibi bir anda ortaya çıkıveren parıltılar...