Yaşamımın, öyküdeki yeşil incir ağacı gibi önümde dallanıp budaklandığını görüyordum.
Her dalın ucunda tombul, mor bir incir gibi eşsiz bir gelecek beni çağırıyor, göz kırpıyordu. İncirlerden biri, bir eş, mutlu bir yuva ve çocuklardı. Bir başkası, ünlü bir ozan, öteki parlak bir profesör, biri saşırtıcı editör Ee Gee, öbürü Avrupa, Afrika ve Güney Amerika, biri Constantin, Socrates, Attila ve garip adları değişik meslekleri olan daha bir yığın aşık, bir başkasıysa Olimpiyat takım şampiyonu bir kadındı. Bu incirlerin üzerinde ve ötesinde, ne olduklarını pek çıkaramadığım bir sürü incir daha vardı.
Kendimi dalların çatallandığı noktada otururken görüyordum. Ve incirlerden hangisini seçeceğime bir türlü karar veremediğim için açlıktan ölüyordum. Hepsini ayrı ayrı istiyordum incirlerin, ama birini seçmek ötekilerin hepsini kaybetmek demekti. Ve ben orada karar veremeden otururken incirler buruşup kararmaya başlıyor ve birer birer toprağa, ayaklarımın dibine düşüyorlardı.
Matematik bir şeyin kesin doğru olduğunu kanıtlamakla kalmaz, aynı zamanda bazı şeylerin imkânsız olduğunu da gösterir. Bazen birileri “Tersini kanıtlayamazsın.” der. Bu, sanırım ortaya bir tane çıkana kadar mor bir inek olmadığını kanıtlayamazsın demektir. Fakat matematikte tersleri kanıtlayabilirsiniz. Örneğin, ne kadar zorlarsanız zorlayın iki çift sayının toplamı tek sayı etmez ya da ne kadar uğraşırsanız uğraşın bütün asal sayılardan büyük bir asal sayı bulamazsınız.
“Hâdiselerin tesiri tahmine sığmayan fırtınalar gibi insanları, bir an evvel yeşil ve şen yapraklar halinde sallandıkları dallardan söküp boşluklara fırlattıklarını henüz bilmiyordum..”
"Kırmızı, sarı, gül pembesi, koyu mor, hatta siyah görünen bir çeşi-di bile vardır. Bu güzellik laledir, fakat rolünü hızlı oynar çünkü bitkinin çiçek açıp o en güzel, görkemli zamanını yaşaması yılda 10-12 günden fazla sürmez."