dünyada kim bilir ne kadar böyle şahane ihtişam ve merasim sahnesi olan başka saraylar da vardı. onlar dahi kudret mefhumunu yanlış anladıkları müddetçe şekil ve isimleri ne olursa olsun çöküp gitmeye mahkumdur. maziden ders almayanların akıbeti budur
Rüyasında kavrulmuş sonsuz bozkırı, ölmez otlarının gülkurusu renklerini, taraz taraz mor kekikler arasındaki nallanmamış at toynaklarının izlerini gördü. Bozkır ıpıssızdı, dehşet verici bir sessizlik içindeydi. Sert, kum rengi toprağın üzerinde yürüyordu Gregor, ama kendi ayak seslerini duyamıyordu; bu onu korkuttu...
— Ben şimdiyecek işte bunu hiç duymamıştım.
— Senin ne duyduğun var ki hımbıl.
— Benim bildiğim Çemberlitaş dibinden tepesine kıdar mor
kırmızı bir kayadır. Bunun altını nereye gitmiş? Yahudiler aşırmış?
Ey yüce ruh; esen rüzgârda duyduğum ses senin sesindir ve bütün dünyaya hayat veren senin nefesindir. Senden sonra geldim; senin çocuklarından biriyim. Ben küçük ve güçsüzüm. Senin gücüne ve bilgeliğine
ihtiyacım var. Güzellikler içinde yürümeme izin ver ve gözlerim kırmızıyı, mor günbatımını ayırt edebilsin. Ellerim, var ettiklerine saygı göstersin; kulaklarım sesini duyacak kadar keskin olsun. Beni öyle bilge kıl ki her bir yaprağın ve her bir taşın ardına gizlediğin dersleri anlayabileyim. Bana güç ver; kardeşlerimden üstün olmak için değil, en büyük düşmanım olan kendimle savaşabilmek için. Yaşam bir günbatımı gibi solmaya başladığında temiz eller ve korkusuz gözlerle sana gelmeye daima hazır
olayım. Öyle ki, ruhum sana saf ve lekesiz varabilsin.