Kendi dilini yaratan roman faciası
4/10
·352 syf.··
Beğendi
·
2025 23. kitabı
·
35 günde okudu
·
Okunma: 21 Ekim 2025 09:15
Çerezlik bir dönem romanı. Biraz aşk, biraz ihanet üstüne dönemin siyasi olaylarından sos ile servis edilmiş. İşin garip tarafı arka kapağında “Bu romanı benzersiz kılan, kendi dilini yaratmış olması yanında yakın tarihimizin gölgede kalmış pek çok olayına ışık tutarken kurmacayı müthiş bir ustalıkla gerçeklerle yoğurmuş olması.” deniyor. Madem böyle iddialı ve döneme dair bir şey yazacaksınız illa birilerinden görüş almanız gerektiğini bir kere daha ortaya koyuyor bu kitap. Kitabın oluşturduğu yazım hataları ve kurgu hataları için Adam Sanat'a bakacak olursak; Romanın en önemli karakterlerinden, Haliç kıyısındaki bir Rufaî tekkesinin şeyhi olan Yusuf Efendi ve Rufaîlikle ilgili olarak anlatılanları ele almakla başlayalım. Tekkede ayin icra edilen mekânın adı bazen “divanhane” (s.12), bazen de “zikir salonu”dur (s.100). Gerçekte ikisi de değildir. Bütün esma tarikatlarında, yani temel ritüeli zikir, yani Allahın adının tekrarlanması olan tarikatlarda olduğu gibi tevhidhanedir. Divanhane terimi yalnızca yalı, konak gibi büyük konutların selâmlık bölümlerindeki misafirlerin kabul edildiği en büyük oda için kullanılır. “Zikir salonu” hakkında fazla söze gerek yok. Tarikatlar konusuna yabancı biri bile bu topraklardaki kökleri Selçuklu dönemine giden dinî bir kavramın salon gibi o devirde Türkçedeki geçmişi 50 yılı bulmayan Frenkçe bir kelimeyle anılamayacağını tahmin edebilir. Şeyhin “siyah bir külâhı” vardır (s.12). Bir Rufaî şeyhinin başlığı asla bir külâh olamaz. Bir Rufaî şeyhinin başında üst kısmı içi pamuk doldurularak takviye edilmiş bir takke (ki buna Rufaî tâcı denir) vardır. Bunun üzerine de siyah sarık (destar) sarılmıştır. Tarikat terminolojisinde başlığın tamamına da “tac” denir. İllâ başlığa günlük dilde bir karşılık bulunmak isteniyorsa sarık denmelidir;
Kılıç Yarası GibiAhmet Altan · Everest Yayınları · 20252,814 okunma
9/10
·128 syf.··
Beğendi
·
2025 62. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 03 Ekim 2025 00:00
Canan Tan & İster Mor İster Mavi "Ayaklar ölçü değil Değer hükümlerinde... Dört ayaklı hayvanlar İnsanlık erdeminde, Çift ayaklı hayvanlar İnsan görünümünde..." Hep romanları ile tanıdığımız Canan Tan bambaşka bir yönüyle karşımızda. Birbirinden güzel ve yaşamın içinden 14 güzel öyküyü bizlerle buluşturmuş. Seviyeli espriler, güldürürken düşündüren sözler mevcut içerisinde. Öykülerin hepsi yaşamın içerisinden. Okurken çok keyif aldım. Başlaması ve bitmesi bir oldu. Sizlerin de seveceğinizi düşünüyorum. Tavsiye ederim... Kitap ve sevgiyle kalın...
İster Mor İster MaviCanan Tan · Doğan Kitap · 2016198 okunma
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Uyku Duvarının Ardında
5/10
·376 syf.··
Beğendi
·
2025 6. kitabı
·
21 günde okudu
·
Okunma: 17 Ekim 2025 01:00
Lovecraft’ın “Uyku Duvarının Ardında”sı, kitapla aynı ismi taşıyan hikâye ile başlıyor. İçeriğinde birçok öykü bulunduruyor. İnsanı korkutmaktan çok merak duygusunu tetikliyor. 1. Hikaye akıl hastanesinde çalışan bir görevlinin, “garip/mor ışıklar” gördüğünü söyleyen bir ilkel mahkûmla kurduğu zihinsel bağı anlatıyor. Bu bağ, fiziksel bedenin ötesinde bir bilinç akışı gibi ilerliyor ve zamanla işler derinleşiyor (spoi olmasın) “Uyku duvarı” bir anahtar kelime aslında, anlatılmak istenenler bu kelimeye gömülü. Belki de uykunun ötesinde, başka bir evrenin kapısı var ve biz her gece o kapının eşiğinde dikiliyoruz… Sayfaları çevirirken rüyalarımızda gördüğümüz, hissettiğimiz şeylerin gerçekten de uyandığımızda etkisinden neden çıkamıyor oluşumuzu, sadece rüyamızda gördüğümüz insan yüzlerini gerçek hayatta birden nasıl karşımızda bulduğumuzu sorgulayacaksınız. Uyku Duvarının Ardında H. P. Lovecraft
Uyku Duvarının ArdındaH. P. Lovecraft · Ren Kitap · 2019280 okunma
Puan vermedi·16 syf.··
2025 184. kitabı
◦•●◉✿ ALTIN   AĞACI ✿◉●•◦ Evet artık hepimizin bildiği #sihirliöykülerserisi 'nden bir hikaye daha...  Kuşe kağıda basılmış, canlı renklendirmesi ve özenli resimlendirmesiyle çocukların ilgisini çekecek güzellikte hazırlanmış bu kitap; şehir yaşamının aksine köy hayatını, alın teriyle üretmenin ve doğal beslenmenin değerini anlatıyor. Barış, yaz tatilinde Beypazarı’ndaki dayısının yanına gitmek için sabırsızlanıyordu. Orada iki kuzeniyle birlikte köy hayatının keyfini doyasıya çıkaracaktı. Dayısı evin arka bahçesine bir süs havuzu bile yaptırmış, mor salkımların gölgesindeki çardakta geçirdikleri akşamlar Barış’ın en güzel anıları olmuştu. Bir gün Barış ve Özgür oyun oynarken, küçük kız kardeşleri Ömür’ü yanlarına almamışlardı. Ömür, ceviz ağacının altında otururken kafasına bir şey düştü. Merakla baktığında, zamanı gelmeden olgunlaşmış bir cevizdi bu! Cevizi kırdığında içinden çıkan sarı, yuvarlak bir şey dikkatini çekti ama ne olduğunu anlayamadı. Birkaç gün sonra ağacı abilerine gösterdi. Çocuklar cevizleri toplayıp kırdıklarında  şaşkındılar, cevizlerin içinden ceviz değil sarı ufak bir şey  çıkıyordu! Büyüklerine anlattıklarında herkes şaşırmıştı. Çünkü zamanı gelmeden olgunlaşan cevizlerin içinden altın çıkıyordu... Böylece köydeki o yaz, herkesin hayatında farklılıklar olacak ama asla köyden vazgeçmeyeceklerdi... #altınağacı #köy #hayat #cocukkitapları #edebiyat #kitapkurdu #dogalyaşam #organik #seraptiryaki #okuyanterazi #okuyanteraziileokuyoruz
Altın AğacıSerap Tiryaki · Mavi Nefes Yayınları · 202517 okunma
8/10
·248 syf.··
2025 28. kitabı
·
20 günde okudu
·
Okunma: 08 Ekim 2025 20:04
Yalancılar: başı çok sıkıcı ama sonu fena halde çarpıcı bir kitap. Okumanızı tavsiye ederim, başlarda çok sıkılsanız bile (ilk 200 sayfayı okumam 1 ayımı aldı) lütfen yarım bırakmayın. Sonu çok sarsıcı ve günlerce aklınızdan çıkmayacağına eminim. Eğerki okumayı düşünüyorsanız bundan sonrasını okumayın lütfen. Çok fazla spoiler içermektedir. Gerçekten çok büyük hüzün içerisindeyim şu an. Normalde incelemeleri kitabın üzerinden bir gün geçtikten sonra, yoğun duygularım dindikten, kitabı mantıklı düşünmeye başladıktan sonra yazarım. Ama şu an o yoğun duyguları yazmaya çok ihtiyacım var. Gerçekten 200 sayfa boyunca sürüne sürüne okuduğum ve aşırı nefret ettiğim bu kitapla nasıl bu duruma geldik bilmiyorum. Farkında olmadan karakterlerle o kadar bağ kurmuşum ki. Gerçekten ölmüş olduklarına inanamıyorum. Biri bana bu kitabı okurken ağlayacaksın deseydi kesinlikle dalga geçtiğini düşünürdüm. Ama sonunu okurken mahvoldum. Hele ki Mirren gibi kardeşinin de mor taş verdiği sahnede. Kahroldum resmen. Johnny... Sanırım en çok onu sevdim. Cadence'ın sürekli hafızasının gitmesinin sebebinin ölümlerini kaldıramaması olduğunu, Annesinin neden bu kadar üzerine titrediğini, Hikayedeki tutarsızlıkların neden olduğunu öğrenmek beni mahvetti. Evet kitap gerçekten çok sıkıcıydı. Belki bir aydır okuyorum ve asla ilerlemiyordu. Ama sonu o kadar çarpıcıydı ki. Öldüklerine hala inanamıyorum. Sarhoş olduğu için hayattaki en sevdiği insanları kendi elleriyle öldürmüş olmasını kaldıramıyorum. Bu travma yüzünden hafızasını tekrar tekrar kaybediyor olmasını... Gerçekten sonu çok ağır bir kitap.
YalancılarE. Lockhart · Pegasus Yayınları · 20172,264 okunma
Puan vermedi·544 syf.··
Beğendi
·
2025 37. kitabı
·
105 günde okudu
·
Okunma: 08 Ekim 2025 12:41
ALTIN ADAM Yazar: Mor Jokai "Vücudu değil de ruhu kemirmeye başlayan zehir yavaş yavaş öldürür. Geç, fakat muhakkak öldürür." ^⁠_⁠_⁠_⁠_⁠_⁠_⁠^ "İnsan arzu etmese de yazgısı onu sürükler." ♡ Mor Jokai’nin “Altın Adam” adlı romanı, 19. yüzyıl Macar edebiyatının en güçlü eserlerinden biri olarak bilinir ve tavsiye üzerine benim de yazarla tanışma kitabım oldu. Macar edebiyatı okumayı seven birisi olarak bu kitabı da okumasam olmazdı. Yazarın dili dönemine göre oldukça canlı, betimlemeleri yoğun ve akıcıydı. Özellikle doğa tasvirleri çok çok iyidi, insanın iç dünyasını yansıtan bir ayna gibi. Kitabı okurken duygudan duyguya sürüklendim, bazı kısımlarda çok kızdım, çok gerildim, bazen de çokça üzüldüm. Kitabın kapağını kapattığımda ise duygularım tarifsizdi.. Baş kahramanımız Mihaly Timar Tuna Nehri kıyısında küçük bir kasaba olan Komarom’lu bir gemi reisidir. Timar oldukça zeki, çalışkan ve dürüst bir adamdır. Son sefer gemisinde öncekilerden farklı olarak tahıl yükünün yanı sıra iki misafiri (baba kız), peşinde de bir Türk kadırgası vardır. Babanın içinde gizlediği bir sır vardır ve bu zorlu yolculukta baba sırrını Timar 'a söyler ve kızını da ona emanet eder. Şimdilik haberi olmasa da bu kovalamaca Timar’ın hayatını sonsuza dek değiştirecektir. Bu sır ve tesadüfler sonucu Timar zenginleşir ve toplumda “Altın Adam” olarak anılacak kadar güçlü bir konuma gelir. Ancak bu zenginlik, onun ruhunda derin bir boşluk yaratır. Bir yanda paranın, statünün ve toplumun sahte parıltısı; diğer yanda doğallığın, sevginin ve iç huzurun saf dünyası vardır. Timar’ın bu iki uç arasında gidip gelen iç çatışması, kitabın en etkileyici yönlerinden birisiydi. Jokai, bu iki dünyanın karşıtlığını öylesine ustalıkla işlemiş ki, etkilenmemek mümkün değil. Maddi dünyanın sahte ışığı insanı
Altın AdamMor Jokai · Yordam Kitap · 202411 okunma