Buram buram samimiyet kokusu geldi burnuma!
Burnumun direği sızladı!
Yazılan her satırda sevgiyi, özlemi, acıyı en derinine kadar hissettim.
Leylim Leylim
Ahmed Arif'ten Leyla Erbil'e Mektuplar...
Ne kadar inceymiş birçok şey eskiden, ne güzel sevgiler varmış.
Karşılık bulamayınca başkasına gidilmez, sevgi sevilmediği yerde bitmezmiş.
Ah be adam,
Öyle güzel cümlelerle anlattın ki sevgini, Franz Kafka'nın Milenaya Mektuplar'ından sonra tek taraflı mektuplar okumamaya yeminli olan ben daha onlarca mektup yazsan bıkmadan okurdum.
Ama insan söylemeden edemiyor. Leyla Erbil'in mektuplarına da ulaşılabilseydi keşke dedim. İşte o zaman tam bir şaheser olurdu! Eser boyunca Ahmed Arif'in cümlelerinden yola çıkarak tahmin yürütmeye çalıştım! Yine de doyamadım okumaya.
"Gözlerinden öperim canım. En çok da burnundan. Gülme, ciddi söylüyorum." (s. 11)
Eserde öyle yerlere geldim ki... Şimdi dedim Ahmed Arif yazmayı bırakacak. Burada canına tak edecek... Hatta bir yerde "Belki son defa gözlerinden öpüyorum. Sade, mezara kadar götüreceğim tek sevdasın. Bunu unutmanı istemiyorum." (s. 176) dediği anda konu kapanacak dedim. Ama öyle bir sevda ki kapanmak bilmedi.
Attila İlhan'ın çok sevdiğim bir dizesinde "Ben sana mecburum," diyordu. Leyla Erbil'e olan sevdası da adeta ona mecburcasına devam etti: “Ben senin mecburunum - başkaca yokum.” (s. 83)
"Pişman değilim. Bir daha dünyaya gelsem aynı hayatı, daha bir ustaca ve korkusuz yaşarım. Ama bu sefer seni tanımakta gecikmem!" (s. 66)
Sahi, insan çekeceği çileye aşık olurmuş değil mi? Görmezmiş onu çile olarak. Canı yandıkça üzerine gidermiş. Bir daha dünyaya gelse yine... Biz yapamayız bunu aynı cesaretle. Ama öyle bir sevda ki eminim Ahmed Arif yapar.
Bazı yerlerde -birçok yerde- argo kullanımlar var. Sansürlü olarak yer alsa da günlük hayattan