Vâsıl olmaz kimse Hakk'a cümleden dur olmadan
Kenz açılmaz bir gönülde tâ ki pür-nûr olmadan
Sür çıkar ağyarı gönülden ta tecelli ide Hakk
Padişah konmaz saraya hana ma'mur olmadan
Mest olan mestane gelmiş ta ezelden ta ebede
İçdiler aşkın şarâbın ab-ı engür olmadan
Mutû kable ente mûtu sırnna mazhar olmadan
Hașr-ı beșerî gördi bunda nefha-i sur olmadan
Hakk cemâli Kâbesin kıldılar âşıklar tavaf
Yerde Kâ'be gökyüzünde beyt-i ma'mûr olmadan
Ârif olanın kelâmı gayrıdan gelmez veli
Pes ene'l-hak nice disün kişi Mansûr olmadan
Bir muhal sevdaya düşmiş rûz u șeb Şem'î müdam
Hakk'a vasıl olmak ister halka menfur olmadan
Goethe'nin "Stirb und werde!" (Öl ve ol) şeklinde formüle ettiği bu yeni varoluş anlayışı, aslında Hz. Peygamber'in, "mûtu kable ente mûtu" yani "Ölmeden önce ölünüz." diye buyurmaktadır. Mevlânâ Celâleddin Rûmî, Hz. Peygambere uzanan bu "Ölmeden önce öl!" sözünü ve bununla birlikte pervâne ve mum mecâzını, başta Mesnevî olmak üzere tüm eserlerinde defalarca kullanmıştır. Hattâ Mevlânâ, Mesnevî'nin VI. cildinde "Peygamberin 'Ölmeden önce ölün!' hadisinin tefsiri" başlığı altında hususi bir bölüm açmış ve Hz. Peygamber'in bu hadisini yorumlamıştır. Şöyle ki:
Dirilik istersen dostum ölmeden önce öl.
İdris, böyle ölümle öldü de bize cennetlik oldu
Evvelâ “Mutu Kable en temutu” olup da ondan sonra “men ârefe” olmaz!..Hiçbir zaman bu mümkün değildir.Muhaldir!..
Evvelâ rabbına vâsıl olacaksın; ondan sonra ilâhi emirlerin mânalarının müşahedesi oluşacak,esmâ mertebesine ulaşacaksın,bunun neticesinde “melikiyyetin” ne olduğunu müşahede edeceksin..
Bundan sonra,”melikiyyet” müşahedesinin neticesinde , isimlerin kaydından beri olup; isimlere bürünme halinin gerçekleşmesi için “mùtu kable en temutu” hâli hâsıl olacak.
Bu da Allah’a vâsıl olmanın bir diğer ifade ve izahı.
Aynı şekilde bunu “yakin” le de bağdaştıralım.
Birincisi “ilmel yakin”dir..Nefsini bilen rabbını bilir..
“Mübdi” marifet “aynel yakin” e işaret eder.
“Mùtu kable en temutu” ta “Hakkel yakin”e işarettir,Hakkel yakinin nasıl oluşacağını gösterir...
Hakkel yakin sahibi velilerin de Dünya üzerinde çok çok az sayılı,mahdut kişiler olduğunu düşünürsek;hemencecik ortaya çıkıp,ben artık bu isimlerin kaydından kurtuldum,bu isimlere bürünme durumuna girdim diye söz etmeyiz.
“İsimlerin mânalarına bürünme” dediğimiz hâl ancak Hakkel yakin sahiplerine ait olan bir haldir.Mubdi marifet “İnsan-ı Kâmil” de isimlerin hakkını vermek,isimlerle tahakkuk etmek diye anlatılır.”Ölmeden önce ölmek” ile hâsıl olan “yakin” de,Allah’a kulluk etmek vardır!...Varlığın yönünden,Allah’a “kulluk” etmek vardır...Esmâ yönünden değil.
Kişinin nefsani tabiatından yani terkibinin meydana getirdiği tabiatından kurtulmanın zarureti ve kurtulmamanın cehennemini meydana getireceği hususunda “İnsan-ı Kamil”de şöyle bir kayıt var;Sùret-i Muhammediye bahsinde...Abdülkerim Ceyli Hazretleri şöyle anlatıyor;
“Dünya hayatındaki nefsani tabiat,anlatılan duruma benzer.Bir kimse hakkın cezbesine kapılır;Mücahede ve riyazatla tezkiye yolunu tutursa,bahsedilen,cehennem ateşi diye anlatılan durum,bu