Osmanlı yönetimi altında ulusalcılığı ilk benimseyen halk Sırplar oldu. Onları, bir ulusal mücadele veren ve 1829’da bağımsızlıklarını kazanan Yunanlılar izledi. 19. yüzyılın geri kalan kısmında ve 20. yüzyılda imparatorluk yıkılana kadar Türkler, birbiri ardı sıra patlak veren ulusal hareketleri bastırmaya çalıştılar. Sonunda onlar da ulusçuluğu benimsediler, kendi mücadelelerini verdiler ve kendilerine ait bir ulusal devlet kurdular.
İlk insan olan Adem (a.s) aynı zamanda Rabbimizin gönderdiği ilk peygamberdir. O, eşi ve çocukları Allah’a inanıyor ve ibadet ediyorlardı. Fakat daha sonraları ilerleyen zaman içinde Âdem (a.s)'ın hak dininden ayrılanlar olmuştur. Tarihte ilk yüzyıllardan itibaren hak dinden ayrılan insanların yıldızlara, Güneş’e, taşlara, putlara taptıktarı görülse de Allah’ı inkâr ettikleri fazlaca görülmez. Adem (a.s)’dan Peygamberimiz (s.a.v)’e gelinceye kadar bütün peygamberler; müşrik kavimlerle -yani Allah’a inanan, fakat putları ona eş koşan kimselerle- mücadele etmişlerdir. Keza İslâm'ın ilk döneminden günümüze kadar da İslâm toplumlarında -bir kısım filozofun haricinde- ateist insanlar görülmemiştir. İslâm âlimleri toplumda ateistlerle değil bid'at fırkalarıyla mücadele etmişlerdir. 19. yüzyıl sonlarına kadar İslâm âleminde ateist insanlara nadiren rastlanmaktadır. Hıristiyan Avrupa tarihinde de ateizme pek rastlanmaz. Ortaçağ Avrupa’sında kilisenin akla aykırı inançtan, halk ve bilim adamları üzerindeki aşırı baskılar, filozofların kiliseden nefret etmesine ve bilimsel çalışmaların ateizme kaymasına sebep oldu. İlk defa aydınlanma çağında filozoflar arasında ortaya çıkan ateizm, daha sonra yavaş yavaş halkı da tesiri altına aldı ve 19. yüzyılda batı toplumlarında yaygınlaştı. 20. Yüzyılda batı kültürünün bütün dünya milletlerini etkilemesiyle de ateizm etrafa yayıldı.
19. Yüzyıldan itibaren Batı'nın tesirine girmeye başlayan İslâm âleminde de yavaş yavaş ateist düşünceler görülmeye başlanmış, 20. Yüzyılda da bu fikirler yaygınlaşmıştır. Bilhassa günümüzde ateistler medyayı etkin kullanarak inançsızlığı yaymaya çalışmaktadırlar.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Antik Yunan’a bakmaya gerek yok. Hıristiyanlığın ve İslamiyet’in doğuşundan sonraki döneme, filozoflara bakıyoruz, mesela David Hume. 18. yüzyıl. Agnostik, hatta kimine göre ateist. Ama ahlak üzerine yazdığı, söylediği bir ton şey var ve gerçekten de ahlaklı bir insan olarak yaşamış. Adalet için mücadele etmiş birisi. Karl Marx, 19. yüzyılda sosyalizm için mücadele etmiş, adalet için, eşitlik için, özgürlük için mücadele etmiş, sömürüye karşı çıkmış. Lenin, Castro, Che Guevara, sosyalist ekolden birçok insan var. Hepsi adalet için mücadele etmiş insanlar. Sömürüye karşı, emperyalizme karşı, sermayenin sömürü düzenine karşı mücadele etmişler. Bu mücadeleden dolayı ahlaklı insanlar olarak bakıyoruz onlara, belirli bir ahlak paradigmasına göre. Ama bu kişilerin hepsi ateist, biliyoruz. Hatta “Din halkın afyonudur” diyor Marx. “Dinin vaat ettiği mutluluk, hayali bir mutluluktur” diyor Marx. Dolayısıyla din ile ahlak arasında zorunlu bir bağlantı olmadığını sosyalizm de kanıtlıyor zaten, Marx da bunu gösteriyor.
Fransa bugün bile Napolyon’un giydirdiği bir 19. yüzyıl başı deli gömleğinin içinde sıkışıp kalmıştır. Kadınların statüsünü, işçilerin statüsünü, köylülerin statüsünü sabitledi; hepsi bugün onun katı tanımlarının ağında mücadele etmektedir.
“Dünya Çölleşme ve Kuraklıkla Mücadele Günü, yalnızca doğayı hatırlatan bir gün değildir. Aynı zamanda insanın unuttuğu şeyleri görünür kılan sessiz bir aynadır.”