Kendimden bir parça aradım
7/10
·57 syf.··
2026 3. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 11 Haziran 2026 16:54
Öncelikle ilk defa bu tarz bir kitap okuduğumu belirtmek istiyorum. Belki de çok yüksek beklentilerle bu kitaba başladım ve kendimden hep bir parça aradım. Sanırım Türk toplumunda baba figürü önemli bir yerde. Kendi adıma konuşursam bugün verdiğim mücadele de bile günün sonunda “Seninle gurur duyuyorum” cümlesini duyabilmeyi çok istiyorum. Onaylanma ve desteklenme ihtiyacını zaman zaman hissettim ve aradım da aslında. Genel çerçevede okumakta zorlandım , kitap kimi zaman akmadı kimi zaman okumak istemedim, bu kadar kısa bir kitabı 4 günde bitirebildim. Bu türe belki uzak olmak yada yeni olmaktan kaynaklı bana ağır geldi açıkçası. Kendi tecrübesizliğimden dolayı Franz Kafka’yı suçlamak istemem fakat Babaya Mektup benim için ismine aldanıp okuduğum bir kitap oldu. Bundan dolayı da 7 verdim.
Babaya MektupFranz Kafka · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202253,9bin okunma
10/10
·768 syf.··
2026 37. kitabı
·
9 günde okudu
·
Okunma: 12 Mayıs 2026 01:00
Bitti... Aslında birkaç gündür son sayfalardaydım ama bir türlü bitirmek istemedim. Çünkü bazı kitaplar meraktan hızlı okunur. Bazıları ise insanın içine öyle yerleşir ki son sayfaya gelince yavaşlarsın. İhtilal 4: Zefir benim için tam olarak böyle bir kitaptı. Kitabı bitirdiğimde dönüp adına tekrar baktım. Zefir... Ne kadar sakin, ne kadar hafif bir isim gibi duruyor değil mi? Ama sayfaların arasında sakinlikten çok; öfke, çaresizlik, kaybetme korkusu ve mücadele vardı. Belki de bu yüzden ismi bana daha da anlamlı geldi. Çünkü bazen en büyük fırtınalar sessiz başlayan bir rüzgârla gelir. Zefir boyunca beni en çok etkileyen şey yaşanan olaylardan çok karakterlerin taşıdığı yük oldu. Bazı bölümlerde kendimi nefesimi tutarak okurken buldum. Tam her şey biraz olsun düzelecek derken yeni bir olayın içinde buldum kendimi. Bir okur olarak sadece olanları okumadım... Karakterlerin hissettiklerini de hissettim. Özellikle Gurur... Bu kitapta onu okumak bazen çok zordu. Sevdiği insan için verdiği mücadeleyi, yaşadığı çaresizliği, içindeki öfkeyi ve intikam ateşini görmek insanın içini acıtıyor. Bazı yerlerde ona hak verdim. Bazı yerlerde durup düşünmesini istedim. Ama en çok da hissettiklerini hissettim. Ve sanırım beni bu seriye bağlayan şeylerden biri de bu. Karakterler sadece okunmuyor. Yaşanıyor. Gurur ve Zeliha'nın bağı ise her şeye rağmen hayran kaldığım şeylerden biri olmaya devam etti. Onca acının, karmaşanın ve fırtınanın içinde birbirlerine tutunmaları... Birbirlerinden vazgeçmemeleri... Belki de bu yüzden onlara veda etmek bu kadar zor geliyor. Kitapla ilgili tek zorlandığım nokta smut sahnelerin fazlalığıydı.
İhtilal 4 - ZefirBinnur Şafak Nigiz · Dokuz Yayınları · 2026121 okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Puan vermedi·488 syf.··
2026 44. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 24 Mayıs 2026 00:00
#şairimparatoriçe #shentao "Belki de iyi bir seye baslayabilmek için kötü bir şeyi bitirmen gerekiyordur." Yine Wei, ailesinin ve kıtlıkla mücadele eden köylerinin son umududur. Açelya Hanedanlığı'nın ikinci veliaht prensine bir eş seçileceğinin duyurulması ile genç kız yola düşer. Adayların her biri önemli ve üst düzey yetkililerin kızlarıdır. Wei ise sadece fakir ve basit bir çiftçi kızdır. Buna rağmen bir şekilde seçilir ve saraya adım atar. Wei, hanedanlık hakkında hiçbir şey bilmiyordur ve diğer kızlar tarafından sürekli aşağılanır. Ancak zalimliği ile nam salmış Prens Terren tarafından evlenmek üzere seçilmesi bütün dengeleri değiştirecektir. Wei artık sadece hakaretlere maruz kalmaz hayatıda tehlikededir. Terren ise söylenenlerden daha da zalimdir. Abisi Maro'nun yerine onun İmparator adayı olması ile iki kardeşin kötü olan arasını daha da bozulmuştur. Wei ise bir taraftan sarayda kendine müttefikler bulurken bir taraftan Terren'i nasıl öldüreceğini planlar. Ancak hem Maro hem de Terren'in çocukken yaşadıkları ile ilgili öğrendikleri düşüncelerinde farklılıklara neden olur. Wei gördüğü eziyetler, yaşanan ölümler, köyünün ve diğer halkların maruz kaldığı sefalet ile bir seçimin kıyısındadır. Ve bu seçim herkesin kaderini belirleyecektir. "Şair İmparatoriçe" büyü ve sihirin, ihanet ve zulmün, sevgi ve nefretin bir arada olduğu şahane bir fantastik kurgu. Çin mitolojisi ile harmanlanmış kitabı son sayfalarına kadar heyecan içinde okudum. Maro ve Terren arasında yaşananlar çok çarpıcıydı. İstemedikleri bir kadere razı gelen iki kardeşi okurken farklı duygular hissettim. Kimi zaman Maro kimi zaman ise Terren'e hak verdim ama ikisi adına da üzücüydü. Wei ise kendisini köylü diye aşağılayanlara zekası ile gereken dersi verdi. Ama tabi onun da katlanmak zorunda
Şair İmparatoriçeShen Tao · Athica Yayınları · 202641 okunma
Varoluşsal Yalnızlığımız;
Puan vermedi·128 syf.·
2026 32. kitabı
Kitaba başlamam sıkıntılı bir döneme rastlayınca bitirmesi de hayli vakit aldı. Duygusal ve ruhsal anlamda sakin, huzurlu dönemlerde daha rahat okunabilecek bir kitap olduğunu düşünmem de bu yüzden sanıyorum. Aksi halde kitap derinlere sürüklenmeye sebep olabilecek kadar buhran barındırıyor. Tarık Tufan kitaplarında çokça gördüğüm bu depresif durum, bu kitapta da fazlasıyla hissediliyor. Bu yüzden incelemeyi kitabı bitirdikten bir süre sonra, hazmedip, normale döndüğümde yazmaya karar verdim. Çaresizlik... Okurken hissettiğim en derin duygu bu oldu sanıyorum. Önce mücadeleyi, ardından başaramadığına teslimiyeti, olana ve bitene rızayı, kabullenişin en diri halini kalemine usulca yansıtmış yazar. Sakin bir hali var anlatıcının. Melankolik ancak sakin. Zor bir hayatın acısını, sancısını önce alelade ve tabulaştırılmış nesnelerden almaya kalkışsa da asıl zararı kendine, bedenine ve ruhuna yüklediğini anlıyoruz ilerledikçe. Tüm hassas ruhlar gibi, yakamayınca yanıyor anlatıcı. Babasına yanıyor önce, annesine en çok; sevdiğine sonra ve kardeşine. Kuşlara, hayata, yaşamın üzerine örtülen ölüme yanıyor... "İnsan çokça hayat ve bir de ölümdür..." cümlesiyle de bu durum örtüşüyor. Defalarca okuduğum bu satırlar bana "ne yaparsan yap, bir ölüm tüm hayata bedeldir. Ölüm en büyük gerçek" dedirtti. İnsanın en büyük yükü kendisi, anlatıcının da öyle aslında. En büyük yükü hassas kalbi, merhameti ve eksiklikleri; kapatıldığını düşündüğü kafesi yükü, yaraları, vazgeçmesi, önce meziyetlerinden, aklından; belki sonra sevdiklerinden, çareden çaresizliğe sığınmayı seçmesi...İnsanın en büyük yükü; kendisi... Yoruldum. Zaten yorgun bir dönemde okuduğum bu kitapla bedenim ve ruhumu ayrı tutarak, tekrar tekrar yoruldum. Kitabın yarısından sonra başlayan, diğer kişilerin
Ve Sen Kuş Olur GidersinTarık Tufan · Doğan Kitap Yayınları · 202011,5bin okunma
6/10
·176 syf.··
Beğendi
·
2026 99. kitabı
·
14 saatte okudu
·
Okunma: 28 Mayıs 2026 06:15
Bu ve Sonbahar Yıldızları Altında kitabını okuduktan sonra galiba Knut Hamsun'dan sevdiğim tek kitap Açlık kitabı imiş. Gerçekten kitabı yarım bırakmamak için büyük bir mücadele verdim. Kötü değil fakat ben bu kadar ağır ilerlemesine dayanamadım. Ama okunmaz mı? Tabii ki hayır. Fakat bir daha aynı yazardan başka kitap okuyacağımı sanmıyorum. Galiba bir de şansımı Victoria kitabında deneyeceğim.
Duygu ve Düşünce
PanKnut Hamsun · Can Yayınları · 20231,302 okunma
10/10
·548 syf.··
2026 26. kitabı
·
12 günde okudu
·
Okunma: 19 Mayıs 2026 15:52
#KitapYorum #BanaBirResminiYolla #HidayetKarakuş #BilgiYayınevi #TarihiRoman Merhaba arkadaşlar, Bugün sizlere Bilgi Yayınevi'nden çıkan, Hidayet Karakuş'a ait, "BANA BİR RESMİNİ YOLLA" isimli tarihi romanı tanıtmaya çalışacağım. Elimden hiç bırakmak istemediğim kitaplardan biri oldu "BANA BİR RESMİNİ YOLLA". Her sayfada kâh üzüldüm, kâh sevindim, bazen çağlayanlar gibi coştu yüreğim. Adım atmak, elimi uzatmaktı çok yerde dileğim. Yalvaçın Kurusarı köyünde Âşık Hasanla, Tahsinle yan yana yürüdüm. Köy odasında nazlı sazın nağmelerinde büyülendi tüm bildiklerim. Yanan, kızarmış bir bağırdan ses verdim. Duysunlardı, ben de vardım. Cumhuriyetin yeni ışıklarına koşmak, acıyan yaralara merhem olmaktı isteğim, çocuklarla el eleydim. Meğer ne çok şey vardı gizlide kalmış gönlümün havalandırılası çeyiz sandığında. Onlarla ağladım, güldüm, hüzünlerinde sonbahar sarısıydı sözlerim. Gözlerim çok uzaklarda İskilipli Hakkıdaydı, Mustafa Kemalin izindeydi tüm benliğim. Şimdi konu penceresinden esen, Kurusarının rüzgarında neler yaşanmış hep birlikte bakalım: Hidayet Karakuş'un 2024 Yunus Nadi Roman Ödülü'nü alan "Bana Bir Resmini Yolla", Cumhuriyet'in ilk yıllarında, 1930'lu Türkiye'yi anlatan bir romandır. Eser, iki asker arkadaş olan Tahsin ile İsmail'in kışlada başlayan dostluğunu, daha sonra mektuplaşarak sürdürdükleri bu bağı merkeze alır. Tahsin, askerlik sonrası memleketine döner. Halk sağlığı için köy köy dolaşarak salgın hastalıklarla mücadele eder. Hikâye, bu mücadele sürecini, yoksulluğu, hastalıkları, o dönemin toplumsal sorunlarını; aynı zamanda Atatürk devrimlerinin köylere nasıl yansıdığını da gözler önüne serer. Bu dönemde ülke yokluk, sıkıntı içindedir. Savaş sonrası perişan bir ekonomi, halkın büyük bölümü köylerde yaşamakta, temel ihtiyaçlarla mücadele
Bana Bir Resmini YollaHidayet Karakuş · Bilgi Yayınevi · 202241 okunma