Puan vermedi·244 syf.··
2026 35. kitabı
Bu kitap tam da modern insanın hayat koşturmacasındaki kendini kaybedişini mesele etmiş bir hikayeyi baz alıyor. Lale ve Kaya … İki başarılı yetişkin ama kendi hayatlarında bir amaç edinememiş mutsuz iki birey. Lale, tam olarak ne anne ne baba sevgisi görmüş bir kadın. Anneanne ve babaanne evleri arasında geçen bir çocukluk ile şu an yalnız yaşayan bir plaza kadını. Çocukluğunda arkadaşlarının evinde aradığı aile sıcaklığını yetişkin olduğunda da aramaya devam ediyor. Hikayenin arka planında sürekli bu arayışı hissederken kimi zaman Lale’nin geçmişine perde aralıyoruz kimi zaman da şu anki yetişkin Laleyi tanıyoruz. Kaya’ya gelirsek o da çok başarılı bir ofis çalışanı fakat kendi yalnızlığından kurtulamamış bir yetişkin. Onun da geçmiş yarası çocukluğundaki evlatlık verilme hikayesi. Bir kafede yolları kesişen bu iki yetişkinin denk gelmesinde görüyoruz ki var bir mukadderat. Bundan sonrası Lale’nin babaanne evinde yaşadıkları, bir anda kendisini bulan hastalığı, Kaya’nın geçirdiği kaza ve talihsizlikler… Duvarlarla örülmüş hayatını teriyle sıvayan Lale’nin bu hikayesine Deniz hanımın güzel tasvirlemeleri ile kapılıp gidiyorsunuz. Hikayenin içerisinde sizi bekleyen bolca durum çıkarımları, yerinde benzetmeler ve çubuk salçalı makarna ile vişne suyu ve bolca kahve.
Et Duvar Ter SıvaDeniz Toprakkaya · Perseus Yayınevi · 202334 okunma
Puan vermedi·152 syf.··
Beğendi
·
2026 51. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 30 Nisan 2026 10:47
Çok, çok acayip bir şey yapıyor Sebald bu kitapta. Alıştığımız anlatıyı tersinden kurup çalışmadığımız yerden sınava çekiyor bizi. İnsanı çarpıyor, “ben neden daha önce hiç böyle düşünmedim?” diye sorduruyor. Zürich Üniversitesi’nde verdiği derslerden bir seçme bu.Hafıza, suçluluk ve suskunluk üzerine düşünmeye zorlayan bir deneme. II. Dünya Savaşı sırasında Almanya’nın pek çok şehri bombalanıyor.Öyle yangınlar çıkıyor ki, onlarca şehir neredeyse tamamen ortadan kayboluyor.On binlerce insanın bir günde yaşamını yitirdiği korkunç yıkımlar yaşanıyor.Ama bunlar ne Alman halkının kolektif hafızasında ne de Alman edebiyatında bir yer buluyor. Sebald’in sorusu tam burada başlıyor:Bu kadar büyük felaketler neden hiç dile getirilmedi? Alman toplumu için bu çok zor bir denklem olsa gerek:hem suçlu hem de acı çekmiş olmak.Bu iki kimliği aynı anda taşımak hiç kolay değil.Yaşadıklarını hak edilmiş bir ceza, kaçınılmaz bir mukadderat gibi kabullenmişler.Acıyı bastırıp suçluluğu daha baskın bir anlatı haline getirmişler. Okur olarak bizi çarpan şey ise daha kişisel bir yerden. Çoğumuz,belki farkında bile olmadan, o dönemin Alman halkını tek bir kimliğe indirgiyoruz:Nazi, faşist, suçlu.Bu indirgemenin bir tür zihinsel kolaylık olduğunu fark ettiriyor Sebald. Böylece onların yaşadığı acıyı düşünmek zorunda kalmadık.Empatiyi seçici kullanıp kimlerin acısının “görülmeye değer” olduğuna, kimlerin görünmez kalabileceğine karar verdik. Okurken tam da bu görünmezliğin kırıldığını fark ediyorsunuz. Bizi rahatsız eden şey,Alman sivillerin acı çekmiş olması değil aslında.Bizi asıl sarsan, o acıyı daha önce hiç düşünmemiş olduğumuzu fark etmek. Bu fark ediş, zihnimizin kurduğu o düzenli dünyayı bozuyor. “Hak edilmiş acı” fikrini çatlatıyor. Dünyanın o kadar da düzenli olmadığını ve
Duygu ve Düşünce
Hava Savaşı ve EdebiyatW. G. Sebald · Can Yayınları · 201644 okunma
Reklam
Tanrım, asla dinlenemeyecek miyim?
6/10
·132 syf.··
Beğendi
·
2026 9. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 06 Mart 2026 20:55
"Oradaydık hepimiz, müheyya bekliyorduk salaştı mukadderat, bozulmuş bir nişandı gebe rüzgar, ihanete uğramış deniz, kerrat cetveli dünyaya sokunmuştuk, dünya hamdı külsüzdü ocak, tellal çarşısız ağzımız noksandı. Rimbaud'nun haberi yoktu Menelik'ten Nijinski delirmemişti Mahler'in beş yaşındaki kızı ölmemişti daha nehre Haşim annesiyle karanlık geceler bazı çıkardı zonklardı öpülmek için kavlamış dudaklarımız bekliyorduk; alnımızın çatında hepimizin bir çarpı." İsmet Özel Vaslav F. Nijinsky 1890'da Kiev'de Polonyalı bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelir. Daha on yaşında, Saint-Petersburg İmparatorluk Tiyatrosu dans okuluna girer ve orada öyle başarı gösterir ki, iki yıl sonra İmparatorluk Tiyatrosu'nda dans etmeye başlar. Kendisini Don Juan'da izleyen Sergey Diaghilev'le tanışır, Diaghilev onu Rus Balelerinin Pa- ris'teki ilk turnesi için grubuna katar. Böylece, 18 Mayıs 1909'da, Le Pavillon d'Armide'de dans eder. O sıralar Marcel Proust'da salonda kendisini izlemektedir. Onun 39. defterinde, Guermantes Tarafı'ndakinden daha ayrıntılı bir Nijinsky “eskizi” bulunur: “Yabancı bir dans topluluğundaki ünlü ve dâhi bir dansçıydı (...), yüzü pastel renkte, bakışları esrik, genç bir deli (...), farklı bir yaşam biçimi ortaya koyan her şey adına ve sanki doğanın buyruğuyla, büyülenip olduğum yerde kaldım -bir kalabalığın içinde kaybolmuş bir kelebek görsem aynen böyle olurdu işte-, onun o doğal, kanatlı, şımarık ve rengârenk zarafetinin havada çizdiği kıvrımları seyre daldım.” Döneminin en iyi dansçısı, aynı zamanda ömrünün yarısını akıl hastanesinde geçirmiş; delilikle dahilik arası sınırda sürekli cephe değiştirmiş bir adamın günlüğü. Öldükten sonra kız kardeşinin evrak dosyaları arasında bulunmuş günlükleri. Açıkçası gençliğinden itibaren psikolojik
İnceleme
Nijinsky’nin GünlüğüVaslav F. Nijinsky · Yapı Kredi Yayınları · 200649 okunma
Puan vermedi·252 syf.··
2026 3. kitabı
·
10 günde okudu
·
Okunma: 19 Ocak 2026 21:36
Yakup Kadri'nin Ankara romanı diğer eserleri gibi cumhuriyetin ilk yıllarını konu alan, her ne kadar ana karakter ve konusu kurgu olsa da romanda geçen çoğu olay, mekan ve zamanın gerçeklikten manzaralar sunan bir kitap. Üç bölümden oluşan romanın baş karakteri Selma Hanım. Zamansal olarak birinci bölüm, Sakarya Savaşı öncesi (1922’ye kadar)'nde, ikinci bölüm, Cumhuriyetin ilanını izleyen yıllar (1926’ya kadar), üçüncü bölüm, Cumhuriyet sonrasının 14. ve 20. yılları (1937-1943’e kadar) anlatıyor. Burada küçük bir nüans yazar kitabı 1934 yılında yazıyor, yani üçüncü bölümde geleceği tasarlıyor ve bu gelecek hayalinde misal 1943 yılında Cumhuriyetin 20. yılını yazarken Atatürk'de var, fakat mukadderat Atatürk malesef o yılları göremiyor. spoiler....Selma hanım kitabın bu üç bölümünde üç farklı erkek ile birlikte...spoiler. Burada aslında Selma hanımın arayışı karşı cinsten ziyade bir fikir ve ufuk. Zira üç dönemde farklı toplumsal durumları ortaya koyuyor karakterler üzerinden. Kitabın başında yazarın otuz yıl sonra yazdığı bir önsöz var. Hayalini kurduğu ülkeye yirmi yılda gelineceğini düşündüğünü ama otuz yıl geçmesine rağmen pek bir değişim olmadığından bahisle hayal kırıklığını ifade ediyor.
AnkaraYakup Kadri Karaosmanoğlu · İletişim Yayınları · 20184,717 okunma
7/10
·192 syf.··
2026 1. kitabı
·
14 günde okudu
·
Okunma: 10 Ocak 2026 10:10
Yanniii mukadderat Feyyaz yiğit kitapları okumak insanı tuhaf ediyor. İzlerken de öyle. Hikayelerinde absürtlük hiç beklemediğimiz kadar var. Başlarda deneme tarzı metaforlar yaptığı kısımlar çok okunasıydı ama konu biraz sıkıcı. Saçmalıklar ama o saçmalıklara doğru bakış açısı getirme çabası bi ara cidden karaktere karşı ne hissedeceğimi şaşırdım. Anne mi haklı yoksa bizim karakter mi orası da muamma... kafa dağıtmalık tuhaf bi kitaptı
AptalFeyyaz Yiğit · Okuyan Us Yayınları · 2013701 okunma
Puan vermedi·173 syf.·
2025 857. kitabı
1950'de "Köy Edebiyatı" akımını başlatan Türk yazar, şair ve öğretmendir. Mahmut Makal hangi anlayışa sahiptir? Makal'a göre toplumcu sanat anlayışı, yaşadığı çağın sosyal gerçekliğini anlatmalıdır. Bu yüzden de eserleri anı-hikâye tarzında yazılmıştır. Öğretmenlik yaptığı, yaşadığı köy ve eğitim anılarını eserlerinde işlemiştir. "Mahmut Makal, bir simgesidir Köy Enstitülerinin. Onların neden kurulduğuna, neler yaptığına ve kapatılmasalardı yurdumuza neler getireceklerdi? Bütün bu sorulara en güzel yanıt, son günlerde Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü’nün bir dergisinde örnek insan gösterilen Mahmut Makal’ın serüveni ve kişiliğidir." "Makal, uyandırılmak istenen “Bizim Köy”le, uyutulmak istenen “Bizim Köy” arasındaki temel çelişkiyi, Türkiye’deki tarihsel-toplumsal çatışmayı en güzel belirleyen bir simgedir. Köy Enstitüleri, “Bizim Köy”ün yazgısını değiştirmek için açılmıştı. “Bizim Köy”ün yazgısını değiştirmek istemeyenlerce kapatıldı.t "bizim köy isimli vesikayi okurken, yasar nabi'nin on sekiz yaşındaki bir köy çocugu bunlari nasil yazabiliyor, bu nasil bir yetenek sorularini paylasmamak elde degil. o dönemin köy gercegine aynan tutan, gercekleri sert bicimde yüzümüze vuran kisi. bir gelenegin yaraticisi. toplumbilimcilerin o donemde yapamadigini yapip, koy sosyolojisi uzerinde kafa yormus kisi. ustadin dedigi gibi : "mukadderat çarkı ömürlerimizi öğüterek bin yıl evvelki gibi dönüyor, dönüyor..." Okunması gereken toplumsal bir gerçekliğe dokunuş Deli Memedin Türküsü
Araştırma-İnceleme-Insan ve Toplum
Deli Memedin TürküsüMahmut Makal · Literatür Yayıncılık · 200827 okunma
Reklam
Reklam