Mukadderat'ın iskelelerine, açılabilen köprülerine, tuzaklarına, yeraltındaki bütün yollarına aşinayım. Orada kaybolamam. Ölümün, beni öldürmek için, suçortaklığıma ihtiyacı
olacak.
...Yarın görüşürüz. Ömrümüzün bütün günlerini birbirimize veda ederek, yarın görüşürüz deyip bize de bunun dendiğini işiterek geçiriyor olmamız ve mukadderat gereği, o günlerden birinin bu kişilerden biri için son gün olması, ya yarın görüşürüz dediğimiz kimsenin ya da bunu diyen kendimizin artık hayatta olmaması ilginç.
Doğa
Kuşlar
Börtü
Böcek
Bağışlasın beni
Hiçbirini
Ve hiç kimseyi
Ve hiçbir şeyi
Layıkıyla sevemedim
Ne mi oldu engel?
Sığmaz mazeretlerim bu cüz'e
Ben içimden geçireyim
Siz mukadderat deyin
Deyin, unutun ve teselli edin
Kuşları ve böcekleri
Bir zamanlar layıkıyla seveceğim diyerek
Kandırdığım için kendilerini
Bağışlasınlar beni...
Ufka varmak istesem de hayatıma çizilmiş hududu geçemiyorum. Mukadderat dediğimiz o kati muğlaklığın muhasarası altındayım. Kendi kendime soruyorum: Acaba bir şey yapabildim mi?
"Beni hiç anlamadınız; hiçbirinizin görmediği yerde işlediğim günahları bilmiyorsunuz, zaaflarımı tanımıyorsunuz. Fakat duada ve namazda, Allah'ın huzurunda, ruhumun karşısında akan göz yaşlarımı da görmediniz. Hayır, hep size bağlanarak, sizden umarak, sizin, içinde değersiz, ihtiraslı, gayesiz ve hakikatte gurursuz bir hiçlikten başka bir şey bulmadığım gururlarınıza nefsimi, hissimi feda ederek yaşamak istemiyorum. Mukadderat sizin mukadderatınıza bağlanmış. Sizin ellerinizden tutmadan, size yalvarmadan, sizinle sevgi birliği yapmadan ilerleyemezmişim. İstemiyorum, artık sizin mukadderatınıza bağlanarak, sizden hâlas umarak yaşamak istemiyorum. Gidiniz insanlar, beni yalnız bırakıp gidiniz, belki bu yalnızlıkla birlikle selameti bulurum."