Puan vermedi·208 syf.·
2026 24. kitabı
Dostlar, bugün elimizde sol-liberal akademinin ilahlaştırdığı ama satır araları doğru okunduğunda insan doğasının o kaçınılmaz trajedisini yüzümüze vuran çetin bir metin var: Judith Butler’ın İktidarın Psişik Yaşamı. Ayrıntı Yayınları’ndan çıkan bu kitap, öyle vapurda ya da sahilde çerez gibi okunacak bir şey değil. Arkasında Hegel, Nietzsche, Freud ve Foucault gibi devlerin mirası var. Butler’ın sorduğu soru net: İnsan, kendisini ezen ve kısıtlayan iktidara neden bu kadar tutkuyla bağlanır? Biz iktidarı hep dışarıdaki bıyıklı bir devlet, polis ya da baba figürü olarak düşünürüz; o bizi ezer, biz de ona direniriz. Butler bu liberal ezberi darmadağın ediyor. İktidar sadece tepene binen bir güç değildir; seni sen yapan, “özne” olarak dilde ve toplumda var olmanı sağlayan temel kaynaktır. Bir bebek düşünün; hayatta kalmak için kendisini büyütecek yetişkine mutlak bir sevgiyle bağlanmak zorundadır. Bu ilksel bağımlılık, insanı manipülasyona en açık hâle getiren yerdir. Ama insan psişesi yok olmaktansa sisteme entegre olmayı seçer: “Hiç var olmamaktansa, madun (köle) olarak var olmayı tercih ederim.” Althusser’in dediği gibi, polis caddede arkandan “Hey sen oradaki!” diye bağırdığında suçlu gibi arkana dönüyorsan, yasa daha seslenmeden önce ruhun boyun eğmeye çoktan hazırdır. Yani dostlarım, özgürleşmek adına sarıldığımız o “özne” kimliği, aslında sisteme verdiğimiz ilksel bir biatin ürünüdür. Nietzsche’den mülhem düşünürsek; dışarıya akıtamadığın, sisteme karşı yöneltemediğin o hırçın özgürlük içgüdüsü ne yapar? İçeriye, kendi üzerine döner. Alın size “Kara Vicdan”. İnsan, kendisini cezalandırmaktan, günahkârlık hissetmekten mazoşist bir haz almaya başlar. Hegel’in “Mutsuz Bilinç” dediği, kilisede diz çöküp kendisini dışkı kadar değersiz gören o tövbekâr dindar, aslında
İktidarın Psişik YaşamıJudith Butler · Ayrıntı · 201548 okunma
Bakılmayan Pencere'ye Düşürülen Notlar
9/10
·128 syf.··
Beğendi
·
2026 1. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 08 Mayıs 2026 00:00
#Bakılmayanpencere @tubakaratop'un ilk eseri. Çok önce ele aldığım ama bir türlü yazamadığım geç kalmış inceleme yazımla Can Tuba’ya özürlerimi sunarak şunu söyleyebilirim ki her öykünün heyecanına ve sevincine şahitlik ettiğim, küçük kardeşim dünya evine giriyor gibi müjde alıp beklediğim bir ortak mutluluk kaynağımızdır Bakılmayan Pencere. Biz nasıl omuz omuza verdiysek yazarlık macerasında, hep diledik ki yazdığımız kitaplar da raflarda, fuarlarda, kitap kargolarında, sitelerinde; akıllarda ve gönüllerde hep yan yana olsun. Öyle de oldu çok şükür. Herkes bir şeyler söyledi, yazar Tuba Karatop Bakılmayan Pencere'yi işaret etti bizlere. Denize bakın, dedi, hiç bakmadığımız gibi. Çiçeklere, göz göz meyve veren ağaçlara, bizimle konuşmak isteyen kuşlara bakın! Pencereden bakmak yetmedi, manzaraya doymak için paçalarımızı sıvayıp denize yürüdük çıplak ayak. Bir ağacın gövdesinde nefeslendik. Bir kaplan geldi yanımıza; bir karaca, bir kumru sohbetimize eşlik etti. Diliyorum ki Tuba gönlümüze dokunmaya devam etsin, unuttuklarımızı hatırlatsın, unutmadan önce değerini bildirsin. Kalemi bereketli ve hep hayır yolunda olsun… 22 öykünün olduğu kitapta ilk öykü, yazıldığı zaman yüreğime mesken kurmuş İğde Ağacı. “Gözlerim dallarında gezindi. Bazı insanların ağacı görüp mutlu olmamasına şaşırıyorum,” diyen yazara hak vererek uyku mahmurluğuyla gözlerimi kapatıp biraz dinlenmek istedim. Gövdesine dokundum. "Kesmeseler seni. Meyveni seven çoktur hem.”, “Mucize beklemiyordum. Sadece bir teselli işareti. Belki o an yaprakları daha çok eser, küçük bir ses çıkarır.” 2.öykü, kitabın adı da olan Bakılmayan Pencere. Hani kimsenin oturmadığı koltuklar, sandalyeler; kimsenin bir kere alıp denemediği elbiseler, tezgâhta çürümeye yüz tutmuş meyve sebzeler olur ya bakılmayan pencere de
Edebiyat
Bakılmayan PencereTuba Karatop · Şule Yayınları · 202517 okunma
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Puan vermedi·172 syf.··
2026 28. kitabı
·
9 günde okudu
·
Okunma: 05 Mayıs 2026 14:06
Otomatik Portakal Anthony Burgess & Otomatik Portakal Merhaba, İngiliz yazar Burgess'in romanı 1961'de yayımlanmış dilimize 1982'de çevrilmiştir. Distopik bir kurguya sahip olan kitap üç bölümden oluşmaktadır. İlaveten roman 1971'de aynı isimle sinemaya uyarlanmıştır. Romanın baş karakteri Alex henüz 15 yaşında ama tam bir suç makinası. Onunla beraber bir çetesi var. (Ve onlar gibi bir cok cete var o toplumda) Aklınıza gelebilecek ve aklınızın almayacağı her türlü kötü fiil hayatlarının normali olmuş dahası bundan zevk alıyorlar. İlk bölüm onların yaptığı bu kötülükleri anlatıyor. Dili rahatsız edici, argo, küfür, müstehcenlik yoğun bir şekilde var ve bu bakımdan ciddi bir eleştiriye maruz kalmış kitap. Şahsen benimde eleştirdiğim bir husus bu. Çünkü roman okurken bir edebi dil hayali kuruyorsun, bu bazen dil bazen kurgu olarak ortaya konuyor. Malesef bu kitap edebi dilden çok uzak. İkinci bölümde Alex'in hapis hayatı konu ediniyor. Ve orada bir deneyde kobay olarak onu seçiyorlar. Amaç onu "iyi insan olmaya zorlamak". Tercih hakkı elinden alınan ve kitabın adından mülhem otomatik bir portakala dönüşen Alex aslında iyi olmayı seçmemiş, seçtirilmiş oluyor. Bu da ona uzun vadede bir yarar sağlamıyor. Toplumun devlet eliyle böyle bir durumla karşı karşıya bırakılması bir bakıma insanların özgürlügüne ket vurulması anlamını taşıyor. Bu kısımda devlete, yönetim sistemine, demokrasi, özgürlük gibi kavramlara, insanların tek tipleştirilmesine eleştiriler yer alıyor. Son bölümde ise deneyle ıslah edilmiş Alex'in topluma tekrar kazandırılması aşaması ve yaşadıkları konu ediliyor. Yakın zamanda suça sürüklenen çocuk ifadesini ve bu konudaki tartışmaları bilen biri olarak kitaptan çıkarımım şu oldu; bir insanın iyiyi ya da kötüyü tercih etmesinin devlet mekanizması tarafından
Otomatik PortakalAnthony Burgess · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2009113,2bin okunma
7/10
·224 syf.··
2021 43. kitabı
·
1 saatte okudu
·
Okunma: 23 Aralık 2021 00:00
Kitabı ikinci okuyuşum. Hocanın daha önce yayımlanmış makale ve tebliğlerinden oluşuyor. Tarihselcilerin temel argümanlarını ilk elden görmek için okunmalı. Tarihselcilikle ilgili akla gelebilecek tüm sorulara cevap verdiği söylenemez. Zaman zaman kapalılıkların da olduğunu düşünüyorum. Ama hocanın gerçekten çok güzel bir akademik dili var. Genelde ağır olduğu söylenir ama bana öyle gelmedi. Bilakis tam kararında bir akademik üslup. Ayrıca kitabı okurken Mustafa Öztürk’ün birçok argümanının Özsoy’dan mülhem olduğunu da anlıyorsunuz.
Kur'an ve Tarihsellik YazılarıÖmer Özsoy · Kitabiyat Yayınları · 201550 okunma
8/10
·144 syf.··
Beğendi
·
2026 46. kitabı
·
7 saatte okudu
·
Okunma: 10 Nisan 2026 17:37
Zaman akmıyorsa nasıl yaşanır?” Dinlemek için: youtube.com/shorts/rNQ3EWi3... Kitabımızın ana karakteri ve anlatıcısı Tara Selter, 18 Kasım gününe takılı kalarak her gün değişmeyen bir zamanda yaşamaya başlar. Böyle bir başlangıç, Tara’nın hikâyesinin kurgu-bilimle ilgili olduğunu düşündürse de roman; aslında zaman, mekân, varoluş ve adım adım yok oluş üzerine kuruludur. Modern dünyada zaman doğrusal akar; yani Kronos’tan mülhem, kronolojik bir ilerleyiş söz konusudur. Bu akış, geçen zamanın bize daha planlı ve programlı yaşamamız gerektiğini fısıldar. Oysa döngüsel ve anı önceleyen Kairos anlayışı, yani “uygun anın farkındalıkla yaşanması”, bambaşka bir zaman algısı sunar. Hacim Üzerine kitabında Tara Selter, bu kronolojik akışın kesintiye uğramasıyla her gün aynı güne uyanır. Ancak onun için zaman, algılanabilir boyutuyla devam etmektedir. Yani Tara’nın dışındaki herkes 18 Kasım’a sıfırlanırken, o 19 Kasım’a geçemese bile yaşadıklarını hatırlamaya devam eder. Başta bunun cazip bir durum olduğunu düşünebilirsiniz. Nitekim Bugün Aslında Dündü filmini izleyenler, baş karakterin aynı günü tekrar tekrar yaşarken başlangıçta bundan nasıl keyif aldığını hatırlayacaktır. Ancak Tara için durum farklıdır. O, daha en başından itibaren bu döngüyü kırmak ve bir sonraki güne geçebilmek için çabalar. Kocası Thomas’ın yanına döndüğünde, yaşadığı bu durumdan habersiz olan eşine kendini anlatmaya çalışır. Fakat zamanla hem Thomas’tan, hem yaşadığı evden hem de kendi benliğinden uzaklaşmaya başlar. Çünkü Tara, giderek hem içsel hem de dışsal hayatının anlamını yitirmektedir. Yarın olmadığında ilerleme de olmaz. İlerleme olmadığında yaşamanın anlamı sorgulanır. Anlam kaybolduğunda ise tekrar eden zamanın içinde var olmak bile zorlaşır. İnsan, anlam üreten bir
Hacim Hesabı Üzerine - I. CiltSolvej Balle · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2025480 okunma
10/10
·118 syf.··
Beğendi
·
2026 9. kitabı
Mustafa Kutlu'nun 22. Kitabı da bitti. Eser, 1995 yılında yazılmış. Birbirinden farklı birçok hikaye. Cevat adlı kişinin gerçeğe dayalı iki farklı hikayesi mükemmeldi. Oruç mükemmeldi. Bir de İskender Atayi 'den mülhem yazdığı hikâyesi mükemmeldi. Son hikaye onun çocukluğunu anlattığı Erzincan TCDD'ye yakın evlerinin ve o yılların hikayesi. Bu yazarın hayatını bilenler , arastiranlar ve ondan dinleyenler için anlamlı olacaktır. 33. Kitaba merhaba.
Arkakapak YazılarıMustafa Kutlu · Dergah Yayınları · 20001,291 okunma