8/10
·480 syf.··
2026 175. kitabı
Son Şanslar Şehri #okudumbitti Öyle tek bir kahramanın ortaya çıkıp her şeyi düzelttiği klasik fantastiklerden değil; daha karanlık, daha politik, daha kalabalık ve çok daha kirli bir dünyanın kapısını aralıyor. Ilmar, kitabın en güçlü tarafıydı bence. Burası sadece olayların geçtiği bir şehir değil; sokaklarıyla, yoksulluğuyla, işgalin ağırlığıyla, suç örgütleriyle, eski inançlarıyla ve bastırılmış öfkesiyle başlı başına yaşayan bir karakter gibi. Okurken o kasveti, o sıkışmışlığı, insanların üstüne çöken çaresizliği gerçekten hissettim. Palleseen işgalinin yarattığı baskı, sadece yönetimsel bir güç olarak değil; insanların diline, kültürüne, geçmişine ve kimliğine uzanan bir tahakküm olarak anlatılmış. Bu da hikâyeyi benim için çok daha etkileyici yaptı. Kitapta çok fazla karakter ve grup var; başta isimlere, taraflara ve dengelere alışmak biraz dikkat istiyor. Ama taşlar yerine oturdukça aslında bu kalabalığın ne kadar bilinçli kurulduğunu fark ediyorsunuz. Herkesin derdi, korkusu, öfkesi ve hesabı başka. Kimse tamamen temiz değil, kimse tamamen karanlık değil. Bu gri alanlar kitabı çok daha gerçekçi ve sürükleyici hâle getiriyor. Çapaorman ise hikâyeye bambaşka bir tekinsizlik katıyor. Karanlık ağaçlar, eski çağlardan kalmış gibi duran havası, başka diyarlara açılan kapıları ve lanetli atmosferiyle kitabın fantastik tarafını çok sevdim. Bir yanda işgal, sınıf ayrımı, bürokrasi ve yoksulluk; diğer yanda kadim güçler, tuhaf varlıklar ve karanlık sırlar… Yazar bunları öyle güzel harmanlamış ki okurken hem politik bir hikâyenin hem de sağlam bir fantastik evrenin içinde olduğunuzu hissediyorsunuz. Benim en sevdiğim şeylerden biri de kitabın “son şans” duygusunu çok iyi vermesiydi. Ilmar’da herkes bir şekilde köşeye sıkışmış gibi. Mülteciler, hırsızlar, inançlılar,
Son Şanslar ŞehriAdrian Tchaikovsky · Eksik Parça Yayınları · 20266 okunma
9/10
·40 syf.··
Beğendi
·
2026 37. kitabı
·
5 saatte okudu
·
Okunma: 01 Haziran 2026 20:47
Omelas'ı Bırakıp Gidenler, küçük hatta küçücük hacmine nazaran, son zamanlarda adalet, vicdan, erdem konularını düşünmeye zorlayan en kayda değer eserlerden biri oldu. Ursula K. Le Guin 40 sayfalık bu eserinde, çizimleri de bir tarafa ayırırsak net olarak 30 sayfadan bile daha küçük bir hacimde, saatlerce konuşulsa yetmeyecek derinlikte bir sorgulamaya adeta itiyor okuru. İddia ediyorum; bu kitabın düşündürdükleri kendi hacmini rahatlıkla gölgede bırakabilir... Kendi değerlendirmeme geçmeden önce, konuyu biraz uzatmak pahasına da olsa, bu eseri okumama vesile olan ve eseri çok çok iyi şekilde tanımlayan bir sosyal medya paylaşımının metne dönüştürülmüş halini paylaşmayı, hem eseri layıkıyla ifade etme hem de değerlendirmeyi yapan kişinin hakkını teslim etme adına gerekli buldum: =========================== ALINTI (linki yorumda sunulmuştur) “Bir öykü var. Ne zaman okusam ilk defa okuyormuşum gibi etkileniyorum. Size ondan bahsedeceğim. Ama önce bir sorum var, (hayır) iki! 1. Bir şehrin bütün çocukları mutlu olsaydı ama bunun için yalnızca bir çocuğun acı çekmesi gerekseydi kabul eder miydiniz? 2. Soruyu değiştiriyorum şimdi: ya o acı çeken çocuk sizin çocuğunuz olsaydı? Ursula Le Guin 1974'te "Omelas'ı Bırakıp Gidenler" diye kısa bir öykü yayımlıyor. Öykü daha sonra en prestijli bilim kurgu ödüllerinden birini kazanıyor. Aradan elli yıl geçmiş olmasına rağmen hâlâ okuyunca insanı rahatsız etmeyi başarıyor. Şimdi, "Omelas" denen bu ülkede herkes mutlu. Savaş yok, yoksulluk yok. Korku yok. Çocuklar güvende. Ama bütün bu düzenin altında bir bodrum katı var. ve o bodrumda da bir çocuk. Yalnız, unutulmuş. Kir içinde. Ve herkes bu çocuğun acı çektiğini biliyor; herkes... __Bu
Kitap İncelemesi
Omelas'ı Bırakıp GidenlerUrsula K. Le Guin · İnka Kitap · 202615 okunma
Reklam
10/10
·162 syf.··
Beğendi
·
2026 121. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 07 Mayıs 2026 00:00
"OVİDİUS MÜZAKERESİ" Muhtemelen Tanrı, çocukları dünyaya iyi davranalım diye yaratıyor olmalı. İçtiği suya "Canım" diyen çocuğu bir ulusun başına yönetici yapın, o ulusun geleceği kurtulur. Distopya türü, genellikle bize uzak gelecekleri, tanımadığımız rejimleri ya da hiç adım atmadığımız şehirleri anlatır. Ama bazen bir kitap çıkar, coğrafyasını bildiğiniz, sokaklarında yürüdüğünüz, dilini konuştuğunuz bir ülkenin çöküşünü öyle sade ve çarpıcı bir sahneye sığdırır ki... Bir kitap düşünün. Ne tamamen bilimkurgu, ne tamamen politika, ne tamamen trajedi, ne tamamen komedi. Ama hepsinden biraz. Ovidius... Romalı şair Publius Ovidius Naso. Onu ölümsüz kılan eser ise Metamorphoses – yani Dönüşümler. Tanrıların insanlara, insanların ağaçlara, kayalara, yıldızlara dönüştüğü; hiçbir şeyin olduğu gibi kalmadığı bir başyapıt. Yazar, bu ismi tesadüfen seçmemiş. "Müzakere" ise; Normalde bir sorunun çözümü için yapılan görüşme demektir. Ama bu kitapta kelime, bütün anlamının tam tersine hizmet ediyor. Çünkü Ovidius Müzakeresi'nde yapılan şey çözüm değil, teslimiyettir. Pazarlık değil, sindirilmedir. Hikâye, 2060'lı yılların Türkiye'sinde, ıssız bir dağ motelinde geçiyor. Her biri farklı coğrafyalardan gelmiş, aynı zorunluluğun içinde var olmaya çalışan insanlar. Bu motel, bir ülkenin özeti gibi. Makedon patron, Afgan müdür, Suriyeli şef, Özbek temizlikçi, Afrikalı dilsiz genç, Diyarbakırlı bulaşıkçı. Her biri kendi geçmişini, kendi travmasını, kendi sessizliğini taşıyor. Ve aynı karmaşanın içinde, farklı yollardan da olsa bir şekilde yer buluyorlar. Kitap boyunca bir belirsizlik hâkim. Kim ne yapıyor? Kim iyi, kim kötü? Kimin anlattığı doğru? Bu sorular zihninizde sürekli dönüp duruyor. Herkes bir muammayı taşıyor, sinirler gergin, anlamak güç, gereklilik şüpheli. Ve absürt bir
Edebiyat
Ovidius MüzakeresiDadal Ugan · Ange Yayınları · 20256 okunma
Puan vermedi
@filikakitap_ sayesinde tanıdığım @devrimdemirkocak ‘tan okuduğum ilk kitap “Yağmurdan Sonra Bahardan Önce” . Edebi yönünden ziyade kendi kişisel tarihimle örtüşen mekanları , olayları ve kişilerinin tanıdıklığı ile gönlümü çeldiİçinden Ankara geçen romanlara olan tutkum bilinir .Edebiyat nasıl da yakışıyor canım Ankara’ma . Mustafa Suphi’yle yakın yaşlardayız muhtemelen, Mustafa Suphi ismini ve hikayesini ilk kez lisede duymuştum , kızıl saçlı , ufak tefek bir çocuk olan Mustafa Suphi’den … Sonra Dil -Tarih mezunu olarak Abdi İpekçi parkı , Batıkent otobüslerinin kalktığı Sezenler Sokak , hazırlık ve YL ‘yi geçirdiğim Cebeci Kampüsü ve Kurtuluş ParkıKaçak binmenin inanılmaz bir haz verdiği banliyö treni …Maltepe -Demirtepe arası …Çok az gittiğim Mamak …Beni aldı , 90’ların sonu 2000’lerin başına götürdü.Kalbim sızlaya sızlaya okudum. . E bir de toplumsal travmalarımız .Peş peşe patlayan bombalar. Sahi biz hiç kaygısız , huzurlu yaşadık mı ? . Yurt Apartmanı , kentsel dönüşümün eşiğinde bir eski apartman.Yeni kiracıları İnci ve babası Mesut , Ankara Garı’nda gerçekleşen patlamanın yaralarını sarmaya çalışırken Mustafa Suphi ve diğer bina sakinleriyle de tanışırlar .Oysa gemide kaçak yolcular da vardır ; dil bilmez , işsiz , yuvasız mülteciler . Sıkıcı meslekler sıralamasında en üst sıralarda yer alan muhasebecilik ile iştigal eden Mustafa Suphi’nin renksiz ve sıradan hayatı bu yeni komşularıyla bambaşka bir yöne akacak , kalbi de bir başka çarpacaktır . Yakın tarihi, tanık olduğumuz olayları artık edebiyatta görmek hem heyecan verici hem üzücü .Bildiğimiz bir şeyleri romanlarda görmenin sevinci yaşlanmanın hüznüne karışıyor .Bir taraftan da unuttuğumuzu sandığımız olaylarla karşılaşmanın sıkıntısı …Seviyorum güncel edebiyatı takip etmeyi . Tabi ki eleştirilerim de var
Yağmurdan Sonra Bahardan ÖnceDevrim Koçak · Everest Yayınları · 202530 okunma
5/10
·408 syf.·
2026 25. kitabı
Roman, 1980’lerin başında Paris’te geçer. Diskoların, gece kulüplerinin, özgürlük hissinin zirvede olduğu bu dönemde, aynı anda gizemli ve ölümcül bir hastalık (henüz adı konmamış AIDS) yayılmaktadır. Tam bu ortamda, ölümcül hastalığa yakalanmış bir genç vahşice öldürülür ve olay bir seri cinayet zincirine dönüşür. Patrick Swift → Soğukkanlı, klasik kalıplardan uzak bir dedektif Dr. Daniel Ségur → Hastalıkla uğraşan ve kurbanlarla bağlantılı doktor Heidi → Zeki, genç ve olaylara farklı bakış getiren bir karakter Bu üçlü, farklı bakış açılarına rağmen aynı davada birleşir. Hastalık + Cinayet Paris’te özellikle eşcinsel bireyler arasında yayılan gizemli bir hastalık vardır. Bu hastalığa yakalanan kişilerden biri Frederico, vahşice öldürülür. Başta bu cinayet sıradan gibi görünse de, aslında bir seri katilin işareti olduğu anlaşılır. Gece Hayatının Karanlık Yüzü Swift ve ekibi, soruşturma için Paris’in diskolarına ve yeraltı dünyasına girer. Hikâye sadece cinayet değil: Eşcinsel topluluklar Toplumsal dışlanma AIDS korkusu Siyasi mülteciler gibi konularla derinleşir. Katilin özellikle aynı grubu hedef aldığı fark edilir → bu da olayın nefret suçuna dönüşebileceğini düşündürür. Katil Kim? Kurbanların ortak noktaları araştırılır. Katilin yöntemi: Çok vahşi Sistematik
Cehennem DiskosuJean-Christophe Grangé · Doğan Kitap Yayınları · 20251,117 okunma
7/10
·112 syf.··
Beğendi
·
2026 78. kitabı
·
5 saatte okudu
·
Okunma: 12 Nisan 2026 19:21
Herkese Merhaba Bugün sizlere her ne kadar çocuk kitabı görünsede bence yetişkinlere de hitap eden bir kitap ile geldim. Batık adanın çocukları… Yağmur durmadan yapıyordu ve her geçen gün insanlar paniğe kapılıyordu çünkü bir adada yaşamaktaydılar ve adanın bir kısmı sular altında kalmıştı bile… Nani’nin büyükbabası yani İpa’sı ayrılacakları için Nani’ye mektuplar yazmaya başlıyordu. Çünkü ayrılık vakti yakındı. İpa tekerlekli sandalyede olduğu için o ve büyük annesi (Moo) adadan ayrılmayacaklardı. Büyük tekneler limana yanaşıyor ve her defasında adadakileri 3000 kişilik gruplar halinde götürmekteydi. Sıra Nina ve ailesine geldiğinde ailelerine yeni katılan Semeio ile yol boyunca okuyacakları mektupları ve yolculuk sonrasında yaşadıkları anıları anlatan bir kitaptı. Kitabı okurken biraz hüzünlendim bir insanın heleki bir topluluğun yaşadığı yerleri terk etmek zorunda olması ne acı. Tıpkı mülteciler gibi hayatları olacaklarını bilmeden çıkılan bir yolculuktu bu. Ama adaya dair hatıralarını her daim yaşatacaklar ve yaşayacaklardı. Üstelik Nani’nin yanında adadan aldığı bir taşta vardı. Bakalım neler yaşayacaklar Nani ve ailesi?
Batık Adanın ÇocuklarıKochka · Erdem Çocuk · 20265 okunma
Reklam
Reklam