Eğer çocukken babamız bize haksızlık ettiğinde annemiz bizi korusaydı ve babamıza engel olsaydı, öğretmenimiz bize haksızlık ettiğinde biri gelip ona sınırlarını hatırlatsaydı, anne-babamız bize haksızlık ettiğinde "Haklısın:' diyen bir teyzemiz olsaydı, teyzemiz bize haksızlık ettiğinde "Çocuğuma böyle davranamazsın!" diye karşısına dikilen bir anne babamız olsaydı, bugün bize haksızlık yapıldığında bu kadar
derinden içerlemeyecek, bize haksızlık edildiğinin tanıklığını yapan bir "başkası"na böyle ihtiyaç duymayacaktık.
Toplum, insanları evlenmeye, evlendikten sonra da çocuk sahibi olmaya zorlar. "Ne zaman evleneceksin?" diye baskı yapan insanlar, evlenince "Ne zaman çocuk yapacaksınız?" diye soran, çocuk sahibi olursanız "ikinci çocuk ne zaman?" baskısına başlayanlardır. Bu baskının iki çocukta kesilmesinin nedeni, toplumda bir çocuğun az, üç çocuğun çok görülmesidir.
Gerçek affetme, bir şeyi mazur görmeye çalışarak olmaz. Gerçek hislerimizle yüzleşemedikçe ve acımızı bütün yönleriyle görüp kabul edemedikçe bize o acıyı çektirenleri de gerçekten affedemeyiz. Evlatların anne-babalarına öfkesi, aslında iyileşme sancısıdır; gerçek bir iyileşme için, sonuna kadar yaşanması ve sonuna kadar yaşanmasının engellenmemesi gerekir.
Aldatıldığında, ihmal edildiğinde, haksız yere cezalandırıldığında, kendinden çok fazla şey beklendiğinde, yalan söylenildiğin de bir yetişkinin Tanrı'yla, kaderle, resmi dairelerle veya toplumla kavga etmesine izin vardır. Fakat bir çocuğun Tanrı'yla, ana-babasıyla, öğretmenleriyle kavga etmesine asla izin verilmez.