DİVÂN EDEBİYATI ve ŞÂİRLER...
Gelelim, Büyük Muztaribler IV. cildin konusuna: Takdim-Giriş: Şiir İdrâkı, İştikak ve Ebced Hesabı, Şiir, Toplum, Devlet, Sembol, Esatir, Fahriye, Münacat, Na’t, Nakarat, Osmanlıca ve bu hizada kavram çözümlemeleri... Esatirî (mitolojik) Remzler: Husrev ve Şirin, Ferhad ve Şirin, Leylâ ve Mecnûn, Cemşid-Dahhak, Vâmık ve Azra, Dara (Darius), Afrasiyab (Alp Er Tunga), Fağfur vs... Mahlaslar Hakkında: Nef’î, Fuzulî, Bâkî, Şeyh Galib, Ahmed Paşa, Şeyhülislâm Yahya Efendi, Hayalî, Nâbî, Haletî, Nedîm, Kadı Burhaneddin, Şeyhî, Necatî, Zâtî, Nevî, Neşatî, Sâbit... Baş Örnekler: Nef’î (Mirzabeyoğlu‘nun en çok takdir ettiği), Fuzulî, Bâkî, Şeyh Galib Büyük Şairler: Ahmed Paşa, Şeyhülislam Yahya Efendi, Gönül ve Kâbe, Hayalî, Nâbî, Haletî, Nedîm Güldeste: Kadı Burhaneddin, Kelile ve Dimne, Şeyhî, Necatî, Hayretî, Zâtî, Nevî, Naili-i Kadîm, Neşatî, Ahmed Hani, Mem u Zin, Sâbit, Ragıb Mehmed Paşa, Fıtnat Hanım, Mehmed Esrar Dede, Sürurî, Şeyhülislam Ârif Hikmet Bey... Şair Padişahlar: Devlet Başkanı ve Şiir, II. Murad, Fatih, II. Bayezid, I. Selim, Kanunî, II. Selim
BÜYÜK MUZTARİBLER -Düşünce Tarihine Bakış-IV-, 7 Aralık 2011, Çarpıcı Kitap·Kitabı okuyor
Deneme, İnceleme
Allah'ım
Evet bütün mevcudat, güya lisan-ı hal ile Veysel Karanî gibi şöyle münâcat ederler, derler ki: Yâ İlahenâ! Rabb'imiz sensin! Çünkü biz abdiz. Nefsimizin terbiyesinden âciziz. Demek bizi terbiye eden sensin. Hem sensin Hâlık! Çünkü biz mahlukuz, yapılıyoruz. Hem Rezzak sensin! Çünkü biz rızka muhtacız, elimiz yetişmiyor. Demek bizi yapan ve rızkımızı veren sensin. Hem sensin Mâlik! Çünkü biz memlûküz. Bizden başkası bizde tasarruf ediyor. Demek mâlikimiz sensin. Hem sen Aziz'sin, izzet ve azamet sahibisin! Biz zilletimize bakıyoruz, üstümüzde bir izzet cilveleri var. Demek senin izzetinin âyinesiyiz. Hem sensin Ganiyy-i Mutlak! Çünkü biz fakiriz. Fakrımızın eline yetişmediği bir gına veriliyor. Demek gani sensin, veren sensin. Hem sen Hayy-ı Bâki'sin! Çünkü biz ölüyoruz. Ölmemizde ve dirilmemizde, bir daimî hayat verici cilvesini görüyoruz. Hem sen Bâki'sin! Çünkü biz, fena ve zevalimizde senin devam ve bekanı görüyoruz. Hem cevap veren, atiyye veren sensin! Çünkü biz umum mevcudat, kālî ve hâlî dillerimizle daimî bağırıp istiyoruz, niyaz edip yalvarıyoruz. Arzularımız yerlerine geliyor, maksudlarımız veriliyor. Demek bize cevap veren sensin. Ve hâkeza…
Sayfa 265 - Rnk Neşriyat, İstanbul - 2023
Din
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Elmalılı Hamdi Efendi merhûm, Hak Dîni Kur'an Dili Tefsîri'nde duânın usûlünü bildiren A'râf Sûresi'nin 55. ve 56. âyet-i kerîmelerini şöyle tefsîr etmiştir: "Evvelâ haddinizi bilip Rabbiniz'i tanıyınız. Azamet, hayır ve bereketin onun kudretinde ve ona mahsus olduğunu idrak ediniz. Gece ve gündüz her hâlde, her lahza ona muhtaç olduğunuzu; onun hükmü altın-da mahlûk ve memur bulunduğunuzu ve hiçbir zaman ondan müstağni olamayacağınızı îtiraf ediniz. İkinci olarak onun azameti karşısında kendisine müracaat etmenin ve ihtiyaçlarınızı arz etmenin yasak olmadığını, bilakis doğrudan doğruya talep ve duâya izinli ve hatta memur bulunduğunuzu biliniz. İhsân-ı İlâhî'de cimrilik olmadığını ve bununla beraber Allah'ın, duâları kabul etmeye mecbur olmadığını da aklınızda tutarak, ondan di-lekler dileyiniz, arzu ve ihtiyaçlarınızı isteyiniz. İsteyiniz ama pervâsız bir şekilde bağırıp çağırarak değil, tam bir tâzim ile yalvararak ve bütün ihlâs ve samimiyetiniz ile gizli münâcât halinde isteyiniz."24 Elmalılı Hamdi Efendi merhûm, Fâtiha-i Şerîfe'nin tefsîrinde de şöyle yazmıştır: Birisinden on liralık bir yardım istemekle, daima on lira getirecek bir yolu, bir sebebi istemek arasında ne kadar fark vardır. Cenâb-ı Allah'tan "Yâ Rab! Bana yardım et; falan nimeti ver." diye duâ ve yardım talebin-de bulunmak pek küçük bir talep olur. Hatta "Her nimeti ver." demek bile böyledir. Çünkü bu dua kabul olunmakla o nimetlerin her zaman devam etmesi temin edilmiş olmaz. Fakat "Falan nimete götürecek yolu bana göster ve o yolda sabit kalmayı nasîb eyle" diye taleb edilecek olursa bu duâ kabul olunduğu zaman o nimet bir kere değil bin kere ve nihâyetsiz elde edilmiş olur. Nimetlere götüren yol bulununca nimetlerin hepsine devamlı olarak erilir.
Mirâciyye her yıl Recep ayının 27. Mirâc gecesinde başlayıp Ramazan ayının başına kadar Şehzâde Camii gibi vakıf tahsisatı bulunan salâtin camilerinde başka bazı mevlevîhane ve dergâhlarda okunurdu. Eseri bitişik iki kürsüde yer almalarına itina edilen ve aynı üstaddan mekşetmiş iki kişi birlikte okur, kürsülerin altında oturan zâkirler de her bahirden önce Mirâciyeye mahsus ve usülle bestelenmiş Teşvih ilahileri söylerlerdi. Münâcât okunurken dinleyicilere gülsuyu serpilir, şeker ve şerbet dağıtılır, ayrıca kaynamış süt ikram edilir ve bu iş vakıf yolu ile yürütülürdü.
Sayfa 49·Kitabı okudu
Alıntı
Muhibbî’nin elyazması güzel bir divan nüshasını görmek isterseniz Fatih’te Millet Kütüphanesi’ne gidiniz, orada Ali Emirî Efendi’nin vakfettiği kitaplar arasındadır. Yazı o devrin ünlü din bilgini Ebussuud Efendi’nindir. Üstündeki tuğra da Sultan Süleyman’ın eliyle çekilmiştir. Biz elimizdeki matbu nüshayı açalım, ilk şiir bir “münacat”: Zikr-i bismillahirrahmanirrahim Aşikâre gizlüye sensin alim Derdmendim, derdime eyle deva Ki kamu hastalara sensin hekim Hamdilillah kim Muhammed ümmeti Eyledin bû bendeni ya Kerim Son nefeste sakla imanım benim Bulmaya yol ana şeytan-ı racim Mustafa’nın hürmetine ya İlah Sen müyesser eyle cennat-ı naim.
Sultan Süleyman Doğan Kitap
Bu Fedayi rahi hakka taliptir Tarikatın ahkâmını biliptir Arifler menzili üç mafatiptir Bir münacat bir tefekkür bir niyâz