Norman Üzerinden Benlik
Puan vermedi·168 syf.·
2026 52. kitabı
Metin spoiler içerir. 'Sapık' oldukça popüler bir metin. Kurguyu hikâyeyi okumadan öncesinde de biliyordum. Bu tür durumlar ayrı birer şans olarak yorumlanabilir: Bir hikâye ile yalnızca bir çeşit şaşırma ya da onunla kendisinin ulaşılabilecek en birincil formu ile karşılaşırken tanışma şeklinde güzel bir ilişki kurmuyoruz, tekrar karşılaşmalar da gayet güzel geçebiliyor. Tekrar, orijinalliği ortadan kaldırmak gibi zorunlu bir niteliğe sahip değil. Metin güzeldi. Tabii ki psikolojik bir yorumlayıcı perspektif ile okumaya meylim vardı: Ortada psikolojik açıdan ele alınmaya çok müsait bir karakter var, ki metnin orijinal ismi de 'Psycho'. Bloch'un dili güzeldi, kurguyu muazzam bir şekilde inşa ediyor. Metni tamamlayınca her şey yerine oturuyor ama hikâyenin sonlarına kadar bu gerçekleşmiyor ve bu harika. Metin üzerinden birçok yorum yapabiliriz. Aynaya bakamayan Norman karakteri gibi. Aynadaki parçalanmışlık gibi ipuçları da oldukça etkili fakat daha ileri bir yorum ile Norman'ın aynaya bakmama eğilimini farkındalıkla da özdeşleştirmek mümkün. ''Her yerde olan hiçbir yerde değildir'.' Bu sözü çok seviyorum. Bahsettiğim durumdaki eylemi iki şekilde yorumlamak mümkün: Norman hakikatten kaçıyor ya da Norman aynada kendisini görmesi gerektiğini bilip kendisini görmüyor. Ben ikinci yorum üzerinden ilerleyeceğim ve hikâyeden kopacağım çünkü amacım aslında metni yoğun bir incelemeye tabii tutmak değil, amacım yorum yapmak, hatta spekülasyona kadar gitmek. Benlik konusuna ilgiliyim, spesifik olarak yorumlamak için seçtiğim detay da buna yeterince ışık tutuyor olmalı. Benim konuyla ilgili fikrim şu: Münferit benlikler yoktur, her şey birbiri ile ilişki kurar ve bu noktada da bireysellik aslında bir çeşit yapay soyutlamadır. Her şey birbiri ile ilişki kurduğu için her şey
SapıkRobert Bloch · İthaki Yayınları · 2020863 okunma
6/10
·296 syf.··
2026 15. kitabı
·
84 günde okudu
·
Okunma: 05 Haziran 2026 23:23
Fas’ın Cedîde şehrinde 1944 yılında doğan Taha Abdurrahman, Muhammed el-Hâmis Üniversitesi’nde felsefe eğitimi aldıktan sonra Oxford ve Sorbonne üniversitelerinde başta dil felsefesi ve mantık olmak üzere çeşitli alanlarda öğrenimini sürdürmüştür.1972 yılında “Ontoloji Sorunsalının Dilsel Yapısı” teziyle doktorasını tamamlamış; 1985 yılında “Doğal ve Argümantatif İstidlalin Mantığı” isimli teziyle de ikinci kez doktor unvanını almıştır. 2005 yılında emekliye ayrılan yazarımız birçok ülke ve üniversitede dil felsefesi ile mantık dersleri vermiştir. İncelemekte olduğumuz kitabımızın asıl adı el-Amelu’d-Dinî ve Tecdîdü’l-Akl olup Mehmet Emin Güleçyüz tarafından Türkçeye tercüme edilen eser Pınar Yayınlarınca İstanbul’da 2020 yılında 296 sayfa olarak yayınlanmıştır. Eserde; Soyut Akıl (el-‘aklu’l-mucerred), Rehberlik Edilmiş Akıl (el-‘aklu’l-musedded) ve Desteklenmiş Akıl (el-‘aklu’l-mueyyed) olmak üzere üç farklı akıl türü detaylıca ele alınmış. 1. Soyut Akıl (el-'Aklu'l-Mücerred) : Soyut aklı, metinde "sahibini herhangi bir şeye bir yönden bilgili kılan eylem" veya "nazar" olarak tanımlayan Taha Abdurrahman aklın özellikle bir eylem niteliği taşıdığını vurgulamaktadır. Ona göre Yunan düşüncesindeki gibi akıl insanı bilgi edinmeye hazırlayan bir öz, zat olarak tanımlanması birçok problemi de beraberinde getirir. Zira aklın bu şekilde tanımlanması, onu nesneleştirdiği gibi, insanı da eylem ve tecrübe boyutundan koparmaktadır. Abdurrahman’a göre Mucerred akıl ( soyut akıl) özel ve genel olmak üzere bazı sınırlılıklara sahiptir. Özel sınırlılıklar; soyut akıl dilin sınırlarına, zanniliğe ve mecburi teşbihe (Tanrı'yı maddileştirme tuzağına) mahkûmdur. Genel sınırlılıklar; soyut aklın, mantığın sınırlarına takıldığını, delillendirmelerde kesinlik ve tamlığın bulunmadığı ,
Dini Amel ve Aklın YenilenmesiTaha Abdurrahman · Pınar Yayınları · 202027 okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Ferenc Molnar - Pal Sokağı Çocukları
Puan vermedi·240 syf.··
2026 3. kitabı
Bizdeki gibi tefrika halinde yayınlanır ve büyük beğeni toplar. Çok ciddi bir yetişkin üslubuyla ele alınmış bir çocuk kitabıdır. Okuyan sanki çocuklar gerçekten savaşacak, birbirini kıracak diye düşünür. Yazarın Bartın asıllı olması da benim için güzel bir sürpriz oldu. Mahallelerinde asker temalı oyunlar oynayan ve "Kızıl Gömlekliler" isimli diğer bir grup çocukla rekabet içinde olan "Macun Derneği" isimli çocuk grubunun hikayesidir. Bir komutanları olur ve bunu demokratik bir şekilde seçerler. Kızıl Gömlekliler'in misketlerini gasp etmeleri savaşa neden olur. İçlerinden Nemecsek, Gereb isimli çocuğun kızıl gömleklilere ajanlık ettiğini öğrenir, daha sonra onlar tarafından suya atılır ve hastalanır. Onlara çocuksu bir operasyon yaparlar, sonrasında bir öğrenci onların çetesini okuldaki öğretmenlerine ispiyonlar. Öğretmenleri ise onları sorgularken doğal olarak çocukça masum cevaplarla karşılaşır. Aslında Kızıl Gömlekliler'in başkanı gaspı yasaklamış, adil bir liderdir ancak bu eylemin münferit bir eylem olduğu anlaşılır hatta yapanlar da ceza alırlar ancak Pal Sokağı çocukları çoktan savaş ilan etmişlerdir ve hazırlıklara başlarlar. Bu arada Gereb kendini affettirerek takıma geri döner, savaş kazanılır ancak Nemecsek'in hastalığı ilerler ve zatürreden ölür, arkadaşları çok üzülür, güya savaştıkları arsaya da bina yapılmasına karar verilir.
Pal Sokağı ÇocuklarıFerenc Molnar · Yapı Kredi Yayınları · 202536,1bin okunma
Puan vermedi·440 syf.··
2026 27. kitabı
·
23 günde okudu
·
Okunma: 23 Mayıs 2026 19:12
Kadınlardan Nefret Eden Erkekler'i okumak oldukça zordu. Zaten aya yayarak yavaş yavaş sindire sindire okudum. Erküreye öyle bodoslama dalmak kaygımı biraz tetikledi açıkçası. Yazar kitap boyunca kadın düşmanlığını bireysel önyargılar ya da münferit şiddet olayları üzerinden değil, çevrimiçi topluluklar tarafından üretilen ve yeniden dolaşıma sokulan bir ideoloji olarak ele alıyor. Temel argümanı, birbirinden bağımsız görünen incel gruplarının, kız tavlama ustalarının, erkek hakları aktivistlerinin ve benzeri yapıların aslında ortak bir kadın düşmanlığı ekosistemi içinde faaliyet gösterdiği yönünde. Kitabın en önemli katkılarından biri, bu toplulukları marjinal ve önemsiz internet köşeleri olarak değerlendiren yaygın yaklaşımı sorgulaması. Bates, bir yıl boyunca çevrimiçi olarak yarattığı sahte bir erkek kimliği ile bu grupların arasına sızarak ve forumlarında, bloglarında ve sosyal medya ağlarında gözlem yaparak çevrimiçi radikalleşmenin nasıl işlediğini ortaya koyuyor. Tamamen filtresiz bir şekilde bu gruplarda yazılan makaleleri, gönderileri paylaşıyor. Bunu durumun ciddiyetini kavratmak için özellikle böyle yaptığını da ekliyor. Özellikle genç erkeklerin bu ağlara giriş süreçlerini anlatan bölümler dikkat çekici ve doğrusunu söylemek gerekirse ürkütücü. Çünkü burada söz konusu olan şey yalnızca kadın düşmanlığının yayılması değil aidiyet ihtiyacı, mağduriyet söylemi ve kimlik inşasının bir araya geldiği bir radikalleşme süreci. Zaten kırılgan ve yalnız olan bu erkekler, bu tarz radikalleşmiş ideolojilerle zehirleniyor bir nevi. Kitap boyunca görüyoruz ki bu toplulukların ortak paydası sınıfsal konumdan çok aidiyet arayışı. Farklı sosyoekonomik arka planlardan gelen bireyler, kendilerine yaşadıkları sorunların nedenini açıklayan ve aynı zamanda bir topluluğa ait
Kadınlardan Nefret Eden ErkeklerLaura Bates · April Yayıncılık · 20265 okunma
4/10
·464 syf.··
2026 2. kitabı
·
73 günde okudu
·
Okunma: 17 Mayıs 2026 04:39
Olaylar, tüm dünyanın COVID-19 pandemisiyle boğuştuğu 2021 yılında geçiyor. Dedektif Holly Gibney, hayatının en berbat ve karanlık dönemlerinden birini yaşıyor. Bir yandan ortağı Pete hastanede virüsle mücadele ediyor, diğer yandan Holly, hayatı boyunca sancılı bir ilişki yürüttüğü annesini yine aynı hastalıktan kaybediyor. Tam bu yas ve izolasyon sürecinin ortasındayken, Penny Dahl adında çaresiz bir anne dedektiflik ajansını arıyor. Kızı Bonnie'nin aniden ortadan kaybolduğunu anlatıyor ve polisin pes etmek üzere olduğunu söyleyerek Holly’den yardım istiyor. Holly başta kendi dertleri yüzünden isteksiz davranıyor, fakat kadının çaresizliğine kıyamıyor ve davayı üstleniyor. Araştırma derinleştikçe Holly, Bonnie'nin kayboluşunun münferit bir olay olmadığını fark ediyor. Son birkaç yıldır şehirde kendi halinde yaşayan, entelektüel veya başarılı genç insanların (bir şair, bir bilgisayar dehası, bir kütüphaneci) ardında hiç iz bırakmadan teker teker yok olduğunu görüyor. İpuçlarını ve kayıp kişilerin son rotalarını birleştiriyor; yolun sonunda ise karşısına şehrin en saygın, seksen küsur yaşındaki akademisyen çifti olan Profesör Rodney ve Emily Harris çıkıyor. Dışarıdan bakıldığında bu tonton yaşlı çift son derece zararsız, kibar ve birbirine aşık bir profil çiziyor. Ancak Holly, madalyonun arkasındaki o korkunç canavarlığı yavaş yavaş çözüyor. Bu iki yaşlı profesör, yaşlılığın getirdiği fiziksel çöküşten, Alzheimer başlangıcından ve hastalıklardan kurtulmak için akılalmaz bir yönteme başvuruyor. Evlerinin bodrumunda kurdukları gizli kafeste kaçırdıkları kurbanları çiğ etle besliyorlar, ardından onları vahşice katledip karaciğer ve beyinlerini yiyorlar. Bu yamyamlık ritüelinin kendilerini gençleştirdiğine ve zihinlerini açık tuttuğuna inanıyorlar. Holly, kanıtların
HollyStephen King · Scribner · 0555 okunma
Temennisiz 'Temenni'
9/10
·216 syf.··
Beğendi
·
2026 37. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 08 Mayıs 2026 16:23
“Keşke çocukken ölseydim.” Perde böyle açılıyor. Öyle bir perde ki bu, üzerine kan sıçramış, naftalin kokusuyla bastırılmaya çalışılmış ama ekşimtırak, küflü şiddet kokusunu bir türlü gizleyememiş. Sibel K. Türker, Cennette Gibiyim ile bize bir hikâye anlatmıyor. Ruhumuzun köşelerine sakladığımız utancı, bir kız çocuğunun, Temenni’nin bakışlarıyla yüzümüze çarpıyor. İsmiyle müsemma olmayan, ismi bile bir ironi, bir iç çekiş olan kızın dünyasında cennet, ancak bir yokluk hâli olabilir. Çünkü varlık, onun için babasının annesini bıçakladığı ana şahitlik etmekti. Varlık, annesinin cansız bedeni başında bir duygu tanığı olmaya mahkûm edilmekti. Biz bu ülkede sadece ölen kadınların yasını tutmayı öğrendik. Siyah beyaz fotoğraflarının altında kaç dakika üzüleceğimizi, hangi etiketi kaç kere paylaşacağımızı ezberledik. Ama evlerin içinde kalanları, kanlı halıların üzerinde büyüyen çocukları, çocukların içindeki sessiz çığlığı hep bir perde arkasına ittik. İşte bu metin, o perdenin ardındaki karanlığa dair bir ağıt. Türker’in dili, neşter kadar keskin ama bir o kadar da zarif. Acıyı bağıra çağıra anlatmıyor. Acıyı, mutfaktaki mayalı hamur kokusunun arasına sızan bir tekinsizlik gibi, tül perdelerin arasından süzülen solgun bir ışık gibi veriyor. Temenni, annesi öldürüldükten sonra sığındığı teyze evinde bir sığıntı olmanın ne demek olduğunu iliklerine kadar hissederken, aslında biz de kendi evlerimizde ne kadar yabancı olduğumuzu sorguluyoruz. Teyze evi, baba evinden daha güvenli değil, orada da başka bir eril zorbalık, başka bir sessizlik var. Eniştenin bakışları, kuzenlerin kayıtsızlığı... Kadınlığın bu topraklarda nasıl bir güvencesiz hâl olduğunu, Temenni’nin her adımında, her korkusunda görüyoruz. O, sevilmekten korkuyor. Çünkü onun dünyasında sevilmek, bir erkeğin
Cennette GibiyimSibel K. Türker · İthaki Yayınları · 2024244 okunma