Ülkemizde çoğunlukla ‘kör ölür, badem gözlü olur’ yasası geçerlidir. Bir çok şairimiz öldükten sonra müthiş değer kazanmış, halkın ilgisine mazhar olmuştur.
•Bizler gizemliyiz.
•Hayatta sevdiğiniz ve değer verdiğiniz hiç kimse robot değildi. İnsanlar öteki insanları müthiş bulur ve biz, insanız.
.
.
.
"Kendiyle dalga geçebilme", "aşk", "merak", "empati".
Neden bunu satıyorsun? demiş küçük prens.
⁃ Müthiş bir zaman tasarrufu sağlyor, demiş satıcı. Uzmanlar hesaplar yaptı. Haftada elli üç dakika kâr ediliyor.
- O elli üç dakikayla ne yapıyorsun peki?
- Ne istersen onu...
"Eğer benim," demiş kendi kendine küçük prens, "istediğim gibi harcayabileceğim elli üç dakikam olsaydı bir çeşmeye doğru aheste aheste yürürdüm...."
"Tanrı'ya yemin ederim, bir piyanist, aktör ya da başka bir şey olsaydım ve bütün budalalar müthiş olduğumu düşünseydi, bundan nefret ederdim. Beni alkışlamalarını bile istemezdim. İnsanlar hep yanlış şeyleri alkışlar."
Düşün ki 38 yaşındasın ve insanın muhtemelen sırf yaşı ilerlediği için olamayacağı kadar yorgunsun. Daha doğrusu şöyle: Yorgun filan değilsin, huzursuzsun, bu ayak kapanlarla dolu dünyada adım atmaya korkuyorsun, o yüzden sürekli iki ayağın birden havada; yorgun değilsin, yalnızca bu müthiş huzursuzluğun arkasından gelecek ve (bu arada Yahudi'sin ve korku nedir bilirsin) gözünü anlamsızca bir noktaya dikmene -en iyi ihtimalle Karl Meydanı’nın arkasındaki tımarhanenin bahçesinde- neden olacak o müthiş yorgunluktan korkuyorsun.
Dünyanın en basit, en zavallı, hatta en ahmak adamı bile, insanı hayrete düşürecek ne müthiş ve karışık bir ruha sahiptir!.. Niçin bunu anlamaktan bu kadar kaçıyor ve insan dedikleri mahluku anlaşılması ve hakkında hüküm verilmesi en kolay şeylerden biri zannediyoruz? Niçin ilk defa gördüğümüz bir peynirin evsafı hakkında söz söylemekten kaçtığımız halde ilk rast geldiğimiz insan hakkında son kararımızı verip gönül rahatlığıyla öteye geçiveriyoruz?