Doğruya yakın vardır
Kuantum işin içine girince gerçek izafi hale gelir. Gerçek izafi olduğundan da artık ona gerçek denebilir mi? Aynı nedenle, artık biliyoruz ki mutlak doğru yoktur.
Sayfa 214
Bu, diğer baharlardan daha gerçek, daha göz kamaştırıcı ve parlak olan bir baharın, konusunu ciddiye alan bir baharın, takvimlerdeki bayram kırmızısının, mühür mumunun kırmızısıyla, boya kalemlerinin kırmızısıyla, coşkunun kırmızısıyla, uzaklardan açıkça yazılmış esin verici bir bildirinin öyküsü, uzaklardan postalanmış muştulu bir telgrafın morudur. Her bahar, tek bir mevsime sığmayan ölçüde çılgın ve devasa yıldız fallarıyla başlar; bu baharların her birinde -bir kez olsun söylemek için- her şey vardır: bitmez tükenmez geçit alayları, bildiriler, devrimler, barikatlar; her birinin içinden bir an için ezberin sıcak kasırgası, o sınırsız keder ve hakikatte boşa yanıt arayan sarhoşluk geçer. Sonra bu aşırılıklar, doruğa çıkmalar, coşkunlukla kendinden geçişler çiçeklenmeye, bereketli yaprak vermeye başlar, heyecandan karmakarışık ilkbahar bahçelerine dönüşür ve yaprakların hışırtısında erir. İlkbaharlar kendilerine böyle ihanet ederler; birbiri ardına, çiçeklenen parkların boğuk hışırtısına, galeyanına, gelgitine dalan her bahar, kendine verdiği yemini unutur, ahdinin yapraklarını teker teker yitirir. Gelgelelim bu ilkbaharın, dayanacak, sözünü tutacak cesareti vardı. Pek çok başarısız denemeden, kalkışmadan, büyülü ritüelden sonra, gerçekten de biçim almayı, her şeyi kaplayan mutlak ve son ilkbahar olarak dünyada patlama yapmayı istemişti. Ey olayların rüzgârları, serüvenlerin fırtınası, ey mutlu darbe, ey, o yüce günler, utkulu harika günler!
Sayfa 140
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Philipp Mainländer
Bu talepten adiller ve adaletsizler, merhametliler ve katı yürekliler, kahramanlar ve suçlular ürküp geri çekilir; İsa'nın da dediği gibi, ana rahminden hadım olarak doğmuş olan o birkaç kişi müstesna, hiçbir insan istencinde tam bir dönüşüm deneyimlemeden bu talebi seve seve yerine getiremez. Şimdiye kadar ele aldığımız tüm dönüşümler, istencin tüm tutuşmaları, yaşamı istemeye devam eden bir istencin modifikasyonlarıydı; kahraman da, Hristiyan azizi gibi, yaşamını sadece feda etti—yani ölümü hor gördü—çünkü karşılığında daha iyi bir yaşam elde etti. Şimdi ise istencin ölümü sadece hor görmesi değil, onu sevmesi bekleniyor; çünkü iffet (bekarlık), ölümün sevilmesidir. Haddini aşan bir talep! Yaşama istenci yaşamak ve var olmak, var olmak ve yaşamak ister. Sonsuza dek yaşamak ister ve varlıkta ancak üreme vasıtasıyla kalabildiği için, temel arzusunu (isteme eylemini), yaşama istencinin en eksiksiz onaylanması olan ve yoğunluk ile güç bakımından diğer tüm güdüleri ve arzuları fersah fersah geride bırakan cinsel güdüde yoğunlaştırır. Şimdi, doğanın her dürüst gözlemcisine düpedüz yenilmez görünen bu cinsel güdüyü insanın nasıl alt etmesi, bu talebi nasıl yerine getirmesi bekleniyor? Sadece büyük bir ceza korkusu ile tüm avantajlardan daha ağır basan bir kazancın birleşimi, insana onu alt edecek gücü verebilir; yani istenç, net ve tamamen kesin bir kavrayışla tutuşturulmalıdır. Bu, yukarıda zaten zikredilmiş olan, var olmamanın var olmaktan daha iyi olduğu kavrayışı ya da yaşamın cehennem, mutlak ölümün o tatlı ve durgun gecesinin ise cehennemin yok edilişi olduğu kavrayışıdır. Ve tüm yaşamın acı olduğunu; hangi formda ortaya çıkarsa çıksın, özü gereği mutsuz ve ıstıraplı olduğunu (ideal Devlette bile) net ve şüpheye yer bırakmayacak şekilde kavramış olan; bu yüzden
Felsefe
"İslâm'da ahlâkın gayesi ve hedefi mutlak olarak birey içindir. Müslüman, iyi olduğuna inandığı şeyi Allah ve Rasûlü öyledir dedikleri için ve de o eyleminin Allah'ın hoşnutluğunu kazanacağına inandığı için yapar. Ne devlet ne de toplum, onun bağlılığının ve itaatının gerçek gayesi değildir."
Çünkü insan, güvendiği ya da inandığı güç ne kadar büyük ve anlaması zorsa o kadar rahat eder. Neticede insan, gerçek manada her zaman tek bir şeye bağlanır, güvenir ve inanır. Güce daha bağlı olmasının yolu ise o gücün mutlak güç olduğuna inanmasıdır.
Sayfa 61·Kitabı okudu
"Ölmeden önce ölünüz."
"'Ya Seyid' demiş merakla. Az evvel bir felaket haberi aldın, ama üzülmedin, hamdolsun, deyip geçtin, ardından bir müjde geldi ama sevinmedin, yine hamdolsun dedin. Bana davranışını açıklar mısın?" Bir yaz sabahı gibi aydınlanmış Seyid'in yüzü. 'Kötü haber geldiğinde, kaygılandım hemen gönlüme baktım, bir üzüntü, bir kararma var mı diye: Yoktu, şükrettim, hamdolsun dedim. lyi haber gelince, yine kaygılandım, yine hemen gönlüme baktım, bir şişkinlik, bir taşkınlık var mı diye: Yoktu, şükrettim, yine hamdolsun dedim. Deve, keçi, mal mülk gelir gider sevgili konuğum, ama gönlün bir kez karardı mı ya da kabardı mı, onu eski haline zor getirirsin.' Seyid'in bu sözleri, "ölmeden önce ölünüz hadisini çok iyi açıklar. Çünkü bu dünya geçicidir, gerçek yaşam perdenin öteki tarafındadır. Perde dediysem öyle kalın bir şey değil; bir soğan zarından daha ince, bir kelebek kanadından daha hafif, bir örümcek ağından daha zayıf, şeffaf bir duvar. Ama gözleri dünyanın geçici renkleriyle kör olanlar ne o sır perdesini, ne de arkasındaki mutlak hakikati görebilirler."