Nietzsche'yi Anlamak
Puan vermedi·320 syf.··
2026 1. kitabı
·
84 günde okudu
·
Okunma: 22 Şubat 2026 22:17
Nietzsche'nin "Yazılmış en derin eser" olarak tanımladığı eseridir. Yoğun bir metaforik anlatım mevcut. Doğaüstü olaylar barındırıyor fakat bu olaylar metaforik olduğu için gerçeklikten kopmuş ve sıkıcı gelmiyor. Bu eserinde Nietzsche felsefesini Zerdüşt'ün hikayesiyle aktarır. İnsanın aşılması gereken bir şey olduğunu savunur. Kitabın sonlarına doğru metaforları biraz daha azaltır. Öğretisini biraz daha açık dile getirir. Eser üslup, biçim, olaylar ve amaç bakımından İncil'i anımsatıyor. Zerdüşt burada İsa gibi kurtarıcı rolünde işlenmiş. Öğüt veriyor insanları uyandırmak istiyor. İki yerde de amaç bir öğreti yaymak. İsa'nın havarileri gibi onun da kendi öğrencileri var kendi öğretisini yaymaya çalışıyor, peşinden gelenler de var; ona yüz çevirip dalga geçenlerde. Eserin 4 bölümden oluşması, başlıkların benzerliği, bazı yerlerin nazım biçiminde yazılması, bazı öğütlerin yer yer tekrarlanması, kurtarıcının başından geçen olayların aktarılması, öğretilerini dinleyenler ile 'Akşam yemeği'nde toplandığı kısımların İncile göndermeler olduğunu görüyoruz. Nietzsche burda kendi peygamberini yaratmış. Hıristiyanlık öğretisini eleştirmiş. Bu kitabı okuduktan sonra kutsal kitaplarda yazılanların hepsinin bir metafor olabileceğini yeni idrak ettim. Ve bizim mesajları anlamak yerine ne kadar saçma yerlere takıldığımızı. Zerdüşt, Üstinsan (yüksek insan) olmayı öğütler. Üstinsan Nietzsche'nin idealindeki ideal olarak tanımladığı kendini aşmış insandır. Sürüyle hareket etmeyen kendi ahlâk ve değer yargılarını oluşturan insandır. Burada Zerdüşt de oluşum aşamasındadır, Üstinsan kavramını karşılamaz yani Zerdüşt Nietzsche'nin ideali değildir. O sadece uyanmış ve uyandırmak ister. Zerdüşt, sıradan insan da değil. Sürüden kopmuş, değerleri yıkmış, kendi yasasını yazmaya çalışıyor.
Böyle Buyurdu ZerdüştFriedrich Nietzsche · Panama Yayıncılık · 202447,6bin okunma
10/10
·112 syf.··
2026 21. kitabı
Bu kitap şeker kaplı bir öğüt değil, büyürken kaybettiklerimizin ağıdı. Bence Küçük Prens, anılarımızın ta kendisi. Belki anılarımızın ruhani şekilde gelip başımızda dikilmesi. O anılardaki çocuk olsaydı, böyle yapmazdı çünkü. Gelir, yüzleşme ister. Gülü niye bıraktın? Baobabları niye temizlemedin? Tilkiye verdiğin sözü hatırlıyor musun? Ve en sonunda, başucunda durup sessizce sorar: “Ne oldu sana?” Gezegenlerde karşılaştığı tipleri hatırlayalım: Kral, kendini mutlak sanır. İş adamı sayar ama yaşamaz. Sarhoş utanır, yine içer. Hepsi birer büyümüş çocuktur. Ama çocukluklarını kaybetmişlerdir. O gezegenler aslında dış dünya değil; insanın büyürken edindiği alışkanlıklar. Kibir, hesap, kaçış, uyuşukluk… Hepsi zamanla giyilen maskeler.
Duygu ve Düşünce
Küçük PrensAntoine de Saint-Exupéry · Can Çocuk Yayınları · 2015280bin okunma
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Puan vermedi·210 syf.··
2026 21. kitabı
·
16 saatte okudu
·
Okunma: 11 Şubat 2026 15:31
Bu kitabı İlahiyat Fakültesi'nin kitap satış noktasında görmüştüm, tabi o zaman ilahiyatın sosyoloji bağlantısına pek hakim olmadığım için arka kapağı okudum geçtim. Şimdi de yine düşünerek okumadım, elime geçti mi affetmem mantığıyla okudum. Hoffer’ın Hz. Peygamber’e veya İslam’ın doğuşuna bakışını analiz etmek doğru gelmiyor bana; çünkü Hoffer bir ilahiyatçı değil, bir sosyal psikolog gözüyle bakıyo meselelere. Onun için önemli olan doktrinin içeriğinden ziyade, o doktrinin kitleleri nasıl harekete geçirdiği. Yani bu durumda bazı şeyleri içimde tutmam gerekecek. Bunu söylüyorum çünkü elimde değil en ufak bir pürüzü kaldıramıyorum ama tarafsız yazdığını söyleyen birine de bilenmek istemiyorum. Hem adam başından söylüyor daha, ben tamamen bakış açımı anlatıyorum diye. Kaldı ki şu prof bu mühim adam gibi unvanları da yok. Baya baya rıhtımda hamallık filan yapmış. Olur, hiç sorun değil, bu adam sosyolog olur zaten. O yüzden İlahiyatçı diye bakmadan kısmi söylediklerine katılarak okudum. Ama yahudilerden bahsettiği yerler bir yere kadar, genelde mağduriyetleri temalı ki ben o temaya da acımıyorum artık. Yaşayanlar yaşadı kalanlar milleti doğramakla, o olmazsa kangren etmekle meşgul. Yok yapamıyorum ben hiç profesyonel olamıyorum bu tip işlerde. Halbuki gram kadar fanatikliğim yoktur. Hiçbir meselede yoktur. Annem babam bile doğruysa dürüstse savunurum inanmadığım mesele ise onları bile izlerim. Ama gel gör ki bu adamların zulmü insanda asap masap bırakmadı. Ben eskiden de belki kazandığının üçte birini bile harcamayan biriydim çünkü o zaman asgari ücretli insanlar bununla ev geçindiriyor mantığındaydım şimdi bakıyorum elim hiçbir şey almaya yemin ederim gitmiyor ya. Neye baksam bunun muadili var bu olmadan olur, busu olmayan ne yapıyorsa o diyorum. Sağlıklı bir hareket
Edebiyat
Kesin İnançlılarEric Hoffer · Olvido Kitap · 20193,720 okunma
Geciken Barışın Bedeli
9/10
·133 syf.··
Beğendi
·
2026 4. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 27 Ocak 2026 13:24
Verona’daki iki soylu aile. Montague’ler ve Capulet’ler, nedenini artık kimsenin tam hatırlamadığı bir kan davasına saplanıp kalmıştır. Bu düşmanlığın ortasında Romeo Montague ile Juliet Capulet birbirlerine aşık olurlar. Aşkları ani, yoğun ve gizlidir. Rahip Lawrence, bu evliliğin iki aile arasındaki nefreti sona erdirebileceği umuduyla onları gizlice nikahlar. Fakat aynı gün, Juliet’in kuzeni Tybalt, Romeo’nun dostu Mercutio’yu öldürür. Romeo öfkeye yenilir, Tybalt’ı öldürür ve Verona’dan sürgün edilir. Juliet, kuzeninin ölümüne değil, kocasının sürgününe ağlar. Ailesi onu kederden kurtarmak bahanesiyle Kont Paris’le evlendirmeye karar verir. Çaresiz kalan Juliet, Rahip Lawrence’a sığınır. Rahip, ona ölüm benzeri bir uykuya sokacak bir iksir verir; böylece Juliet ölü sanılacak, Romeo’ya haber gönderilecek ve gençler mezardan birlikte kaçacaktır. Ne var ki plan, antik trajedilerin tanıdık lanetiyle bozulur: haber ulaşmaz. Rahip John, Romeo’ya mektubu veremez. Romeo, Juliet’in öldüğünü sanarak mezara gelir, Paris’i öldürür ve zehir içerek canına kıyar. Juliet uyanır, Romeo’nun cesediyle karşılaşır ve hançeriyle yaşamına son verir. Her şey bittiğinde iki aile, ancak en sevdikleri evlatlarını kaybettikten sonra barışır. Bu oyun yalnızca romantik bir aşk hikayesi değildir; sert ve acımasız bir öğüt de taşır: Kana kan düşman da olsan, iki günlük dünyada aşk her şeyden önce gelir. Ama bu ders bedelsiz verilmez. Montague’ler ve Capulet’ler bu gerçeği, Romeo ve Juliet’in cansız bedenleri başında öğrenirler. William Shakespeare burada barışı yüceltmez; barışın gecikmesini cezalandırır. Sevginin değeri, ancak yokluğu mutlak hale geldiğinde anlaşılır. Her şey son ana kadar kurtarılabilir gibidir. Planlar yapılır, kaçış yolları vardır, umut hep diri tutulur. Fakat tam bu noktada oyun,
Duygu ve Düşünce
Romeo ve JulietWilliam Shakespeare · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202475,8bin okunma
Büyük İnisiyeler
7/10
·567 syf.··
Beğendi
·
2026 17. kitabı
·
36 günde okudu
·
Okunma: 17 Şubat 2026 02:46
Kitapta 8 üstad /peygamber/inisiyeden sözediliyor. İlki Ram, Rama Hinduların kutsal kabul ettiği büyük bir bilgedir. Ölmediğine bedeniyle göğe yükseldiğine inanılır. Bu karakter kanal bilgisi aktaran Ramtha ile aynı isimdir. Ramtha kendisinin bu hindu geleneğinde anlatılan Ram olduğunu söyler. Yaşarken ölen ve ölümü ve yaşamı tüm halleriyle keşfeden bu bilge aynı zamanda ülkesini halkını koruyan kurtaran bir fatihtir. Tanrıyı yaşamın içinde tefekkür ve gözlemle bulmuştur. Tanrı ona göre ilahları yaratır, dünyayı düzenler evrensel yaşamı meydana getirir ve korur. Tanrı birliğini zedelemek uğruna kendini parçalara ayırmıştır. Galiplerle mağlupların eşitliğini, insan kurban etme ve köleliğin kaldırılışını, aile kadınına saygıyı, atalara tapınma ritüellerini getirmiş ve yaymıştır. Hayatının son döneminde dağa çekilmiştir. Bu sebeple müritleri onun hiç ölmediğine inanmıştır. İkinci inisiye Krişnadır. Krişna bakire bir anneden doğar. Güçlü bir kralla savaşıp onu yener ve halkı tarafından kabul edilip onurlandırıldıktan sonra 7 yıl Meru dağında inzivaya çekilir. Döndüğünde tefekkürle edindiği bilgilerden yola çıkarak halkına kadiri mutlak Tanrıdan söz eder. Tek kurtuluşun birlik bilincini kavramak ve içselleştirmek olduğunu söyler. Ona göre iyilik ve merhamet insanın her zaman arzulaması gereken duygulardır. Peygamber Krişna Hindu kutsal metni Bagavitta’da ayrıntılı olarak anlatılır ve metin MÖ 3100 lerde yazılmıştır. Kötülüğe iyilikle karşılık verilmesini salık verir. Üçüncü inisiye Hermes’dir. Namı diğer Toth, İdris ve üç kere büyük Hermes.Çünkü o aynı anda kral, yasa koyucu ve rahiptir. Ona göre Tanrı hiç bir kavram yada dille tanımlanamaz. Cisimsiz, görünmez biçimsiz duyularımızla kavranamaz.Sonsuz ve ezeli ebedi olandır. Bu sebeple sınırlı zaman kavramıyla ölçülemez. Onu
Büyük İnisiyelerEdouard Schurê · Stabil Kitap · 20215 okunma
Puan vermedi
Epiktetos (Epictetus), M.S. 50 – M.S. 135 yılları arasında yaşamış bir Stoacı filozoftur. Kendisi köle olarak doğmuş, özgürlüğüne kavuştuktan sonra felsefe okulu kurmuş ve öğretilerini doğrudan konuşma yoluyla aktarmıştır. Epiktetos'un eserleri günümüze kendisinin kaleme aldığı metinler olarak değil, öğrencisi Arrianos (Arrian) tarafından not edilenler aracılığıyla ulaşmıştır. Bu öğretiler iki ana eserde toplanmıştır: Söylevler (Diatribai): Daha uzun ve detaylı ders notlarıdır. El Kitabı (Enkheiridion veya Düşünceler): Söylevler'in özetlenmiş, günlük yaşamda pratik rehber olarak kullanılabilecek kısa bir derlemesidir. Genellikle "Düşünceler ve Sohbetler" başlığıyla yayımlanan bu külliyat, uygulamalı Stoacılığın en saf ve en erişilebilir kaynaklarından biridir. Epiktetos'un tüm felsefesinin başlangıç noktası ve temel direği, meşhur kontrol dikotomisidir (ikili ayrımı). Bu, eserin ilk ve en önemli dersidir: “Kimi şeyler bizim elimizdedir, kimi şeylerse değildir.” A. Elimizde Olanlar (Kontrol Edilebilirler) Bunlar, bizim içsel alanımızdır ve yegâne erdem kaynağımızdır. Yargılarımız (Kanılarımız): Bir olayı nasıl değerlendirdiğimiz. İsteklerimiz ve Arzularımız: Neyin peşinden koşmayı seçtiğimiz. Nefretlerimiz ve Kaçınmalarımız: Neyden uzak durmayı seçtiğimiz. Kısacası; irademizle yaptığımız tüm faaliyetler. Epiktetos'a göre, mutluluk ve özgürlük yalnızca bu içsel alana odaklanarak elde edilebilir. Yanlış kararlarımız veya kötü yargılarımız dışında hiçbir şey bize zarar veremez. B. Elimizde Olmayanlar (Kontrol Edilemezler) Bunlar, bizim dışsal alanımızdır ve bu alan üzerinde ısrarla kontrol kurmaya çalışmak sefaletin, kaygının ve hayal kırıklığının ana kaynağıdır. Bedenimiz ve Sağlığımız: Hastalık, yaşlanma. Mal Varlığımız: Kayıp, hırsızlık. Şöhretimiz ve Saygınlığımız:
Düşünceler ve SohbetlerEpiktetos · Kaknüs Yayınları · 20101,130 okunma