Ey mürid! Öfke ve gazabını tut ve gösterme. Bunu yaparsan Allah'ı memnun, şeytanı üzmüş, kendini de terbiye etmiş olursun; nefsini düzeltmiş olursun. Gazap, nefsin zapt edilmemesinden, başı boş bırakılmasından doğduğundan, sen öfkeni tuttukça, nefis sınırını bilir, azmaz ve sana boyun eğer. Sen öfkeni tutarsan, karşıdakini sevindirmiş, onun fiiline karşılık vermemiş, ona bir ceza biçmemiş olursun ki, bu davranışın, cezadan daha çok tesir ve onun kendi nefsini cezalandırmasını telkin eder ve onu hak ve insaf dairesine döndürür, kusurunu itirafa yol açar. Öyleyse bu öğüde önem ver ve bu huyu edin. Elbet bunun karşılığını, ecir ve sevabını ötede görürsün, tartıda kazanırsın. Fakat, bunlardan da önemli olarak, kazancın ve sevincin en büyüğü şudur: Sen öfkeni tutarsan, Mutlak Adil de ilâhî gazabını gerektiren fiillerinden dolayı seni cezalandırmaz, affına kavuşturur. Senin affedişin, ilâhî afla mükafatlandırılır. Demek ki, mümin kardeşinin kusurunu af ve verdiği zahmetlere tahammül etmekten daha büyük fayda düşünülemez. Allah, kullarına senin nasıl davranmanı buyurmuşsa, O da sana öyle davranır. Öyleyse, sen de bu gönül alıcılık huyunu ve yardım, barış ve adâlet elini uzatma hasletini, ahlâkını edin. Buna sarıl, buna çalış. Bu güzel ahlâk ve huy, halkın gönlüne karşılıklı sevgi ve saygıyı yerleştirir. Allah'ın sevgilisi Peygamberimiz Efendimiz, birbirimizi sevmeyi ve hep sevgi üzere olmamızı buyuruyor, hep bu emri tekrarlıyor. Bu haslet, işte bu sevginin temel taşlarından başlıcasıdır.