HAKİMİYET ŞİRKİ
Hâkimiyet Şirki: Kişinin Allah'ın indirdiği ile hükmetmemesi, Allah'ın indirdiği kanunları bırakıp yeni kanun ve yasalar çıkarması, Allah'tan başka ya da Allah ile beraber mutlak bir kanun koyucunun varlığına inanması, Allah'ın kitabını bırakıp tağutların kanunlarıyla hükmolunmayı istemesidir. Yine Allah ve Rasulü'nün hükmüne razı olmamak, Allah'ın haram kıldığı şeyleri helal, helal kıldığı şeyleri ise haram saymak hâkimiyet şirkinin en belirgin örneklerindendir.
Sayfa 49·Kitabı okudu
Din
İnsan, akıl nuruyla aydınlanmadıkça, kendi nefsini göremez. s.12 "Şu sağındaki de, düşünmeden iş yapar; hemen harekete geçer. Yerinden bir kez heyecanla kalkacak olursa, kulağına hiçbir güzel söz girmez, onu hiç bir öğüt geri döndüremez." (Öfke gücü anlatılmıştır.) "Şu solundakine gelince: "Nefsine ve şehvetine düşkün, açgözlü, obur murdarın biridir. Karıdan ve karından başka bir şey bilmez. Onun gözünü yalnızca toprak doyurur. Ondaki açlığı yalnızca toprak giderir." (Kösnü gücü anlatılmıştır.) Onlara karşı daima politik davran... Her zaman onlardan ileri git... Onları şımartmayarak karşılarında metin davranacak olursan, onları kendini boyun eğdirebilirsin!.. Onlar seni değil, sen onları yenebilirsin. (İnsanın akıl gücünün diğer duyu ve güçlerle ölünceye değin birlikte bulunacağı, ölümden önce bunların birbirinden ayrılamayacakları, ölümden önce bunlardan kurtulup kendi evdenine gidemeyeceği için aklın, kurtulma zamanı gelinceye kadar onlara yenik düşmeyerek üstünlüğü elinde tutması öğütleniyor.) Bunlar için uygulayabileceğin en iyi, en başarılı politika, bunları birbirine düşürmektir. "Şu dik başlı huysuzu, bu yandaki obur boşboğaza saldırtıp onu biraz yola getirmeli; bu boşboğaz yaltakçının aldatıvıklarıyla berikinin kendini beğenmişliğini, sert başlılığını, sınır tanımazlık ve taşkınlıklarını gidermelisin." (Öfke ve kösnü güçlerini birbirine kırdırmak, bu yolla ikisinide etkisiz duruma getirerek tehlikelerden kurtulmak öğütleniyor. Sert başlı olan öfke gücü, boşboğaz olan kösnü gücüne saldırtılarak bunun boşbağazlığı azaltıldığı gibi, öfke gücünün de sert başlılığı azaltılarak tehlikeleri savrulmuş olur. Kösnülüğü baskın olan insanlar ağırbaşlılıklarını, onurlarını koruyamazlar. Bu durumda olanlar, öfke gücünden yardım almalıdırlar. Bunun yumuşaklığı, öfke
Sayfa 156 - yky·Kitabı okudu
Edebiyat
Reklam
Tanrısal kavramlardan mutlak surette uzaklaşan bir vicdan -ki benim vicdanım böyledir- bazı anlarda bu dünyadan o kadar sıyrılıyor, herhangi bir kimse ile ideal surette anlaşmaktan o derece yoksun ve ölümün karşısında öyle yalnız bulunuyor ki; insan benliğinin bir şeye bağlanmak ihtiyacını şiddetle duyuyor. Bu gibi durumlarda «insanüstü» bir varlığa muhakkak lüzum duyuluyor. İşte bunun için usulen günah ismini verdiğimiz şu ölümlü ve pis vicdan hâli ile yine usulen Allah dediğimiz o mutlak temizlik kavramı arasına benim gibi bir dinsiz nasıl olur da bir papaz ya da sözüm ona dert ortağı ve öğüt verici bir doktor sokabilir?
Edebiyat
İnancınızı akıl süzgecinden geçiriniz!
Din adamı dediklerimizin her dinî söylemlerini de mutlak doğru olarak kabul ediyoruz. Sorgulayıcı ve eleştirel yaklaşmaktan korkuyoruz ve engelle-niyoruz. Halbuki Müddessir-49-51. ayetlerde açıkça, Kur'an'a aslandan korkan eşekler gibi korkarak yaklaşılmaması, diğer bir ifade ile günah işleme korkusuna kapılmadan yaklaşılması gerektiği belirtilmiştir: Müddessir-49. Çünkü bu kişiler, ayrıca Dünya yaşam-larında kendilerine öğüt veren vahiy kitabından /zikir kitabından uzaklaşmışlardı, 50. Öyle ki, bir şeyden ürküp sağa sola kaçışan eşekler /merkepler gibi kaçmışlardı. 51. Sanki bir aslan onları kovalıyormuş gibi.
Sayfa 77
Ey mürid! Öfke ve gazabını tut ve gösterme. Bunu yaparsan Allah'ı memnun, şeytanı üzmüş, kendini de terbiye etmiş olursun; nefsini düzeltmiş olursun. Gazap, nefsin zapt edilmemesinden, başı boş bırakılmasından doğduğundan, sen öfkeni tuttukça, nefis sınırını bilir, azmaz ve sana boyun eğer. Sen öfkeni tutarsan, karşıdakini sevindirmiş, onun fiiline karşılık vermemiş, ona bir ceza biçmemiş olursun ki, bu davranışın, cezadan daha çok tesir ve onun kendi nefsini cezalandırmasını telkin eder ve onu hak ve insaf dairesine döndürür, kusurunu itirafa yol açar. Öyleyse bu öğüde önem ver ve bu huyu edin. Elbet bunun karşılığını, ecir ve sevabını ötede görürsün, tartıda kazanırsın. Fakat, bunlardan da önemli olarak, kazancın ve sevincin en büyüğü şudur: Sen öfkeni tutarsan, Mutlak Adil de ilâhî gazabını gerektiren fiillerinden dolayı seni cezalandırmaz, affına kavuşturur. Senin affedişin, ilâhî afla mükafatlandırılır. Demek ki, mümin kardeşinin kusurunu af ve verdiği zahmetlere tahammül etmekten daha büyük fayda düşünülemez. Allah, kullarına senin nasıl davranmanı buyurmuşsa, O da sana öyle davranır. Öyleyse, sen de bu gönül alıcılık huyunu ve yardım, barış ve adâlet elini uzatma hasletini, ahlâkını edin. Buna sarıl, buna çalış. Bu güzel ahlâk ve huy, halkın gönlüne karşılıklı sevgi ve saygıyı yerleştirir. Allah'ın sevgilisi Peygamberimiz Efendimiz, birbirimizi sevmeyi ve hep sevgi üzere olmamızı buyuruyor, hep bu emri tekrarlıyor. Bu haslet, işte bu sevginin temel taşlarından başlıcasıdır.
Sayfa 33·Kitabı okudu
Din
Fatır Suresi
اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ فَاطِرِ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ جَاعِلِ الْمَلٰٓئِكَةِ رُسُلاً اُو۬ل۪ٓي اَجْنِحَةٍ مَثْنٰى وَثُلٰثَ وَرُبَاعَۜ يَز۪يدُ فِي الْخَلْقِ مَا يَشَٓاءُۜ اِنَّ اللّٰهَ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ قَد۪يرٌ Hamd, gökleri ve yeri yaratan, melekleri ikişer, üçer, dörder kanatlı elçiler kılan Allah’adır. O, yaratmada dilediğini arttırır. Şüphesiz ki Allah, her şeye kadîrdir. Fâtır 1 مَا يَفْتَحِ اللّٰهُ لِلنَّاسِ مِنْ رَحْمَةٍ فَلَا مُمْسِكَ لَهَاۚ وَمَا يُمْسِكْۙ فَلَا مُرْسِلَ لَهُ مِنْ بَعْدِه۪ۜ وَهُوَ الْعَز۪يزُ الْحَك۪يمُ Allah’ın insanlara bahşettiği herhangi bir rahmeti kısıtlayacak, kısıtladığını da ondan sonra salıverecek yoktur. O, (izzet sahibi, her şeyi mağlup eden) El-Azîz, (hüküm ve hikmet sahibi olan) El-Hakîm’dir. 2 يَٓا اَيُّهَا النَّاسُ اذْكُرُوا نِعْمَتَ اللّٰهِ عَلَيْكُمْۜ هَلْ مِنْ خَالِقٍ غَيْرُ اللّٰهِ يَرْزُقُكُمْ مِنَ السَّمَٓاءِ وَالْاَرْضِۜ لَٓا اِلٰهَ اِلَّا هُوَۘ فَاَنّٰى تُؤْفَكُونَ Ey insanlar! Allah’ın üzerinizdeki nimetini hatırlayın. Allah’ın dışında gökten ve yerden sizi rızıklandıran bir yaratıcı mı var? O’ndan başka (ibadeti hak eden) hiçbir ilah yoktur. (O hâlde) nasıl da (tevhidden şirke) çevriliyorsunuz? 3 يَٓا اَيُّهَا النَّاسُ اِنَّ وَعْدَ اللّٰهِ حَقٌّ فَلَا تَغُرَّنَّكُمُ الْحَيٰوةُ الدُّنْيَا۠ وَلَا يَغُرَّنَّكُمْ بِاللّٰهِ الْغَرُورُ Ey insanlar! Şüphesiz ki Allah’ın vaadi haktır. (Öyleyse) dünya hayatı sizi aldatmasın. Çok aldatan (şeytan da) sizi Allah’la aldatmasın. 5 اَفَمَنْ زُيِّنَ لَهُ سُٓوءُ عَمَلِه۪ فَرَاٰهُ حَسَناًۜ فَاِنَّ اللّٰهَ يُضِلُّ مَنْ يَشَٓاءُ وَيَهْد۪ي مَنْ يَشَٓاءُۘ فَلَا تَذْهَبْ نَفْسُكَ عَلَيْهِمْ حَسَرَاتٍۜ اِنَّ اللّٰهَ عَل۪يمٌ بِمَا يَصْنَعُونَ Kötü ameli kendisine süslü gösterilip de onu güzel görenle (Allah’ın hidayet ettiği kimse bir olur mu hiç)? Şüphesiz ki Allah, dilediğini
Reklam
Reklam