MİHRAP
SİNEM SAL Sinem Sal
SAYFA SAYISI: 216
1989 yılında İstanbul’da doğan yazarın Mihrap adlı romanı üçüncü kitabıdır. Bundan önce yayınlanmış birçok şiir ve öykü kitabı bulunmaktadır.
12 Eylül döneminde yaşayan on yaşındaki küçük bir kızın yasını anlatan romanda, Bizim Zamanımız'da yer alan Mihrap karakterinin çocukluğuna tanık oluyorsunuz. Bu kitabında da Bizim Zamanımız'daki kadar olmasa da yüzümüzü güldüren diyaloglara da yer verilmiştir. Fakat bu romanı daha hüzünlü bulduğumu söylemeliyim. Belki de babasını kaybetmiş ve geri dönmesini bekleyen küçük kız Mihrap’ın hikayesi içe dokunduğu için çok keyif aldığımı söyleyemeyeceğim. Küçük bir mahalle de yaşananlar ve arkadaşlık ilişkilerine yer verilen romanda toplumsal olaylara ve özellikle darbe dönemine ilişkin çok iyi noktalara değinilmiştir.
Bu kitabı hüzünlü olduğu için daha az sevmiş olsam da mutlaka okuyun derim. Sinem Sal bence komediyi hüzünle birleştiren genç yazarların başında yer alıyor. Darbe döneminde daha dünyaya gelmemiş bir yazar olarak o dönemi bu kadar iyi anlatabilmesi de çok dikkat çekiyor.
Dili çok güçlü su gibi akıyor. Okurken keyif alacağınız hiç sıkılmayacağınız bir anlatıma sahip olan yazardan daha çok okumak gerektiğini düşünüyorum. Bence daha sık yazmalı ve daha çok kitleye ulaşmalı. Okuyun ve okutun derim.
Alıntılar
Acımı anlatacak kadar şarkı, teşekkür edecek kadar İngilizce biliyorum ama acımı geçirecek kadar şarkı, derdimi anlatacak kadar Türkçe bilmiyorum. (Sf:82)
İçimdeki şeyin adı umutsa, umut hiç de umutlu bir şey değil (Sf:195)
MihrapSinem Sal · Karakarga Yayınevi · 2024690 okunma
Selam. İsveçli yazar Alex Schulman ile tanışmak için en son çıkan bu kitabını tercih ettim. Beklentimin üstünde çıkan, beni oldukça etkileyen ve duygulandıran bir kitap oldu.
17 Haziran, 45 yaşındaki öğretmen Vidar'ın çocukluğuna dair onda iz bırakan bir gün aslında. Vidar babasının ölümünün ardından bodrumdaki kolilerden birinde babasının eski telefon defterini buluyor. Kendi yazlıklarındaki o telefon numarasını bir an bir dürtüyle arıyor ve telefonu birisi açıyor. Tarih 17 Haziran 1986. Telefonun karşısında o gün evde bulunan annesi,babası, ablası var. Bu olağanüstü durum karşısında ne yapacağını bilemese de her gün aramaya devam ediyor. Ama günler hiç değişmiyor hep aynı tarih. Bazen telefonu annesi, bazen babası, bazen ablası Tora açıyor. O güne dair bilgiler toplamaya çalışsa da akşam 7 ile 8 arası eksik. O bir saatte ne oluyor da Vidar bu kadar etkileniyor? Vidar bunu öğrenmek için telefonun karşısındaki çocukluğuyla konuşuyor. Yetişkin Vidar çocuk Vidar'ı anlamaya, her şeyin geçeceğini söylemeye, onu yalnız bırakmamaya karar vermiş; ama aslında kendi de hep çocukluğunda o güne takılı kalmış biri. Bunun yansımasını öğretmen olduktan sonra öğrencilerinin kavgasını ayırması sırasındaki şiddetinden anlayabiliyoruz. Yıllar önce söylenmiş bir cümle, yıllar sonra nasıl tetikleyebiliyor bu hikâyede okuyoruz.
8 yaşındaki bir çocuk, bir ebeveyninin sözünden, davranışından ne derece etkilenir? O an hissettiği duygular göz ardı edildiğinde tamamen bitmiş mi olur? Bir anlık sinirle söylenen şeyler o çocukta iz bırakmadan silinip gider mi? Belki o daha çocuk unutur gider dediğimiz şeyler ilerleyen yıllarda çok daha fazla yaralar o çocuğu. Çocuğu önemsememek,korkutmak, tehdit etmek bir çocuk gözünden nasıl görülebiliyor çok güzel anlatılmış bu kitapta.
Bastırılmış anıların,
Jack London benim ortaokul aşkımdı. Dolayısıyla onunla çok özdeşleştirdiğim Martin de . Ama yaşım ilerleyip tekrar okuyunca bakıyorum da aslında iki karakter ortak noktaları olsa da aslında düşünce olarak birbirine zıt karakterler. Yine de Martine olan sevgim ve hayranlığım aynı ortaokul yıllarımdaki gibi. Dünyada aradığını bulamadığın, hayata tutunamadığın için çok üzgünüm Martin.
( Sanırım bu kitabı okumayanlar için bir hayal kırıklığı olmaz. Okumayanlar bile kitabın sonunda Martine ne olduğunu biliyor.) Ne yazsa okurum dediğim bir yazar olduğu için tarafsız olamam Jack London hakkında ama mutlaka okuyun, keyifli okumalar dilerim.
Hem evlatla bir babanın kavuşamayan hikayesi hemde genç yaşta yetim öksüz kalan leylanın buruk hikayesi beni derinden etkiledi bazen araya kavuşamayan ayrılıklar girer bazen içinizde hep tüten vatan hasreti mutlaka okuyun sizi sizden alan kitaplardan
Bin Muhteşem GüneşKhaled Hosseini · Everest Yayınları · 2026119,4bin okunma
dostlar simon 22 yaşında, adeta gönderme yapar gibi 22 ülkeyi gezip o ülkenin futbolu hakkında topladığı bilgileri derleyip bizlere kitap olarak sunuyor. öncelikle bu yaşta oluşan bu vizyon, cesaret ve planlama sebebiyle simonu kutlar ingiliz olmasının da çok kapı açtığını da söylemeden edemeyeceğim. b uadam gezdiği yerden inanılmaz bilgiler topluyor şu anda bilgi çağında bile bu kadar bilgi ve bağlantıyı elde etmenin ne kadar zor olabileceğini kitabı okuyunca anlıyorsunuz. şahane tarihe göndermeler ve futbol maçları anektodları ile adeta gitmiş kadar oluyorsunuz o ülkelere. ne denebilir ki son derece mükemmel yazılmış ve futbolun arka planında dinin ırkların güç otoritelerinin koltuk savaşlarının yapay düşmanların ülke geleceğinin ve hayatta kalma korkusunun adeta varlığının futbolu alet olarak kullandığını her sayfada yüzlerce kere anlıyor ve kafanıza çakıyorsunuz. futbol özellikle gelişmemeiş ve gelişmekte olan ülkeler yahut topluluk, bölgeler için adeta her şey ama her şeyden önemliydi. futbol yoksa gerçekten ölüyorlardı bu kitabı mutlaka okumalı ve insanlık tarihine bir oyunun nasıl yön verdiğini keşfetmeniz gerektiğini asla 22 kişinin yuvarlak bir maddenin peşinden koştuğu bir şey olmadığını anlıyorsunuz. belki de bu oyuna hiç saygı duymadığınız kadar duyuyorsunuz. takip etmiyordunuz belki ama ülkelere tarihleri boyunca futbolu kullanmadan 1 dakika bile geçirmemişler buna emin olun ve bu kitabı alıp okuyun dostlar. okuyun baysss he bu arada yarım puanı Tr'den bahsetmediği diğer yarım puanı da yayıncılığa 5-6 cümle hatası sebebiyle kırıyorum. daha detaylı inceleme için youtube kanalıma beklerim baysss ;)
Çok sürükleyici bir kitaptı bayılarak okudum bitsin istemedim gerilim sever biriyim her kitap hoşuma gitmiyor ama bu kitap bir başkaydı
Mutlaka alın okuyun derim okuyunca ne demek istediğimi anlayacaksınız