Mutlakçılık kuralların olup istisnaların olmaması gerektiğine dair inançtır. Mutlakçılar meseleler hakkındaki gerçeğin keskin, belirli ve basit olmasını umar. Halbuki gerçekte bu muğlak, belirsiz ve karmaşıktır.
Ahlakbilimi (deontoloji), ahlakın kurallara itaat etmeye dayandığı inancı için kullanılan süslü bir isimdir. Kelime anlamıyla görev bilimidir, Yunanca "bağlayıcı olan"dan gelir. Ahlakbilimi ahlaki mutlakçılıkla birebir aynı şey değildir, ancak dinle ilgili bir kitaptaki çoğu amaç için bu fark üzerinde durmaya gerek yoktur. Mutlakçılar, mutlak doğrular ve mutlak yanlışlar, yani emirler olduğuna inanırlar ve bu emirler uygulandıklarında meydana gelen sonuçlardan haklılıkları etkilenmez. Sonuççular daha pragmatik bir şekilde bir eylemin ahlakının bu eylemin sonuçlarıyla değerlendirilmesinin gerektiğine inanırlar. Sonuççuluğun bir türü, Bentham ve arkadaşı James Mill (1773-1836) ve Mill'in oğlu John Stuart Mill (1806-73) ile bağdaştırılan felsefe olan faydacılıktır. Faydacılık sıklıkla Bentham'ın şu talihsizce özensiz sloganıyla özetlenir: "Nüfusun en büyük kısmının en yüksek mutluluğu, ahlak ve kanunların temelidir."
Dünya, ahlak kurallarında kesin doğrular ya da yanlışlar olmadığından dolayı görüşlerin değişmesi gerektiğini kabul eden göreciler tarafından değil, açıkça tanımlanmış tek bir görüş açısından bakan mutlakçılar tarafından bicimlendirilmektedir.
Somut olarak, inanma özgürlüğünde bireyin kendi aklının tek başına karar veremeyeceği canlı seçenekler vardır; ve canlı seçenekler, bu seçenekleri ele alma durumunda olan birine saçma görünmezler. Ben somut insanın gördüğü şekliyle dinî soruna baktığımda ve bu sorunun içerdiği pratik ve teorik imkânları düşündüğümde, kalp, içgüdü ve cesareti bir tıkaç ile kapayıp sanki din doğru değilmiş gibi kıyamet gününe kadar veya aklımızın ve duyularımızın yeterli kanıtını arayıp buluncaya kadar eylem yapmadan beklememizi söyleyen bu emir bana felsefe mağarasında üretilmiş en acayip put gibi göründü. Eğer bizler skolastik mutlakçılar olsaydık daha fazla mazeretimiz olurdu. Eğer biz nesnel kesinliğe sahip olan şaşmaz bir akla sahip olsaydık, bilginin böylesi mükemmel bir organına güvenmediğimiz, onun bizi serbest bırakan sözlerini beklemediğimiz için kendimizin sadakatsiz olduğunu düşünebilirdik.
Dünya, ahlak kurallarında kesin doğrular ya da yanlışlar olmadığından dolayı görüşlerin değişmesi gerektiğini kabul eden göreciler tarafından değil, açıkça tanımlanmış tek bir görüş açı sından bakan mutlakçılar tarafından biçimlendirilnlmektedir.