Annelik kapı arkasında gizlice bir paket çikolata yemek gibi bir şeydi. Hem kendinizi mutlu eden bir şey yapmak istiyorsunuz hem de önceliği evladınıza vermediğiniz için vicdan azabı çekiyorsunuz.
○ günler geçip gitti
○ güzel, o sağlıklı; yaşam dolu mutlu günler
○ berrak pırıl pırıl gökyüzü
○ kiraz yüklü dallar
Sarmaşıkların yeşil sığınağında birbirine yaslanmış evler
○ haylaz uçurtma damları
Ve akasya kokusundan başı dönmüş o sokaklar geçip
gitti...
Alper Gencer – Ah!
sen şimdi sabrımın taşını yuvarlarsın
**
kırışır seni beklemekle geçen zaman
belki hiç
gelmezsin!
**
yuvası zindan olan bir mahpus haykırışı:
bir renksiz kanatlı kelebek olmak!
neyin temrinisin ey hayat?
kösnüdüğüm yağmurlar hangi otlara karşı?
**
kıyam et! bağrımdan alıp da yürü
sesimin şeriki olmuş bu çocuk
bir çocuk bezmi elestten beri
yürürlüğe konulmuş temsili bir pak.
**
al işte bedenimden söküp de çıkar
bulamadım nerede saklıdır o dert?
**
güneş gözlerine bandı mı ışığı
vakit aydınlıktır renginle o sıra
ve afyonlu gülüşündür hayalimdeki...
**
tozu dumana katmanın becerisinde:
“yine hangi rüzgârın emrine amadesin?”
**
bu gelincik bu rüzgâra fazla dayanmaz
dertler giderek silahlanıyor
Alper Gencer - Şarkısızın Şarkısı
susamıyorum sevgilim
çünkü havada sesimi doğuran bir esir var
bütün çilingirleri sofralara çekerek
kapıda kalanlarla konuşmak istiyorum
kapısında kaldıkları sahiden evleri mi?
bir kilidi açmak kolay değil o kadar
hırsızın belki de yoktur kabahati!
**
selam ile insan insana iliklenir
başında ortasında ve sonunda yine selam
çünkü aranızda selamı yayın demiş efendim
**
bu sonucu beğenmedim sebebi neyse kov!
kes iplerini gel beraber vuralım kuklacıları
vuralım ve bir tren yırtsın dünyanın perdelerini
devrilsin ışık ve gerçek rengini giyinsin gül
**
ben trenin içindeyim git kendine bir istasyon bak
bırak onlar kendi koydukları kurallara inansınlar
**
çektirdiğin fotoğraf neden hiç konuşmuyor
**
bütün randevulara düzenli olarak geç kalmakta haklıydım
gök bana göre değildi yeri zaten hiç sorma
gök de kendine göreydi yerde zaten hiç durma
çıktım bir kapısını bulup yaşadıklarımdan
vardım ki seni sevdim
seni sevdim evler arasından bir evdin
I.
Gece yine geç vakitte indi şehrin omuzlarına,
Bir yerlerde, rutubet kokan bir apartmana bir karanlık gölge yaklaşıyordu.
Ağır ve sarhoş adımlarla içeri girdi.
Bir adam değil,
Kendi ezikliğini yumruk yapmış bir öfkeydi o.
Adımlarında korkunun kokusu, soluğunda öfkenin zehri saklıydı.
Kadın ayak seslerinden tanıyordu yaklaşan felaketi.
Asansör yine bozuktu,
Öfke merdivenleri ağır ağır çıkıyordu.
Bu karanlık gölge yalnızca bir evi değil,
bir kadının tüm ömrünü çökertmeye geliyordu.
(Bazı kadınlar
Kocalarının ruh halini
Anahtarın kilide giriş şeklinden anlardı.)
Anahtarın kilitte dönerken çıkardığı o metalik, o soğuk ses,
İçeride,
kalbi göğüs kafesine sığmayan bir kadının infaz saatini duyuruyordu.
Kadın korkuyu sesizce sofraya koyuyordu.
Kalbi sanki kaburgalarını kırıp kaçmak istercesine çarpmaya başlamıştı.
Kadın,
sessizce kapıya doğru yürüdü.
(Çünkü bazı kadınlar
Kendi evlerinde misafir gibi yürümeyi öğrenmişti zamanla.)
Kapı açıldı.
Adamın yüzünde,
bütün gün biriktirilmiş karanlık, hıncını çıkarma duygusu.
Hepimiz birbirimize benzemeliyiz. Anayasa’nın dediği gibi, herkes hür ve eşit doğmaz ama herkes eşit hale getirilir. Her insan diğer herkesin suretidir; o zaman herkes mutlu olur çünkü sinmelerine yol açacak, kendilerini kıyaslayacakları dağlar yoktur. Yani! Yandaki evde bulunan bir kitap, dolu bir tabancadır. Yak onu. Silahın mermisini al. Adamın zihnine zorla gir. Okumuş adamın hedefinin kim olacağını kim bilebilir? Ben mi? Onları bir dakika bile midem kaldırmaz. Böylece, sonunda tüm dünyadaki evler yangına dayanıklı hale getirildiğinde (geçen geceki varsayımın doğruydu), itfaiyecilerin eski işlerini yapmasına gerek kalmadı. Onlara bu yeni iş verildi... İç huzurumuzu koruma, aşağı olmaya karşı duyduğumuz anlaşılır ve haklı korku...