"Ama ben artık kimseye o kadar inanmak istemiyorum. Bence romantik ilişkilere çok gereksiz anlam yüklüyoruz. Hayatta bir erkekle bir kadının sadece iki kişiden ibaret romantik ilişkisinden daha kıymetli, daha kayda değer, daha süreğen şeyler var. Mutlu son takıntımız bana sorarsanız bize öğretilmiş bir şey. Hayatta karşılığı o kadar da yok."
Kumkapı'da çadır kurmuşum "Gereği Düşünüldü" müziklini oynuyorum. Çadır aşırı kar yüküne dayanamayıp kısmen çöktü. Kısa bir süre içinde onarmam gerekiyordu. Yeterli ekonomik güce sahip değildim. Aklıma Başbakan'dan yardım istemek geldi. Başbakan, Süleyman Demirel'di. Randevu aldım, gittim yanına. Sıcak karşıladı beni. Durumu anlatım kendisine, "böyleyken böyle," dedim. "Onarımı gerçekleştirip tekrar perdemi açabilmem için paraya ihtiyacım var. Bunu bir bankadan kredi olarak almak istiyorum, bana yardımcı olabilir misiniz?.. " Biraz düşündü. Sağa sola gerdan kırdı. Alt dudağını düşürdü ve başladı yayık yayık konuşmaya. "Bu kredi sana çok pahalıya mal olur. Ödeyemezsin, belin bükülür. Gel şöyle yapalım; parayı sana ben vereyim. Geri ödemen de gerekmez. (Bundan 20 yıl önceki bir paradan söz ediyoruz. Miktar 200 milyar TL) Sevdiğim bir sanatçısın. Sana katkıda bulunmak beni de mutlu eder." Daha ben cevabımı vermeden yanı başındaki telefonu kaldırdı ve özel kalem müdürüne "Bana çek defterimi getir," dedi. Odada sessiz bir beklemedeyiz ikimiz. Gözlerini devire devire beni izliyor, ben de henüz soğumamış çayımı haşlana haşlana yudumlamaya çalışıyorum. Teklif ettiği parayı ondan kabul edip almam mümkün değil. Ne var ki, bu "nazik" teklifi onu kırmadan nasıl geri çevireceğim?.. Az sonra çek defteri ulaştı kendisine. Tam çeki yazacak, "Efendim," dedim. "Eğer yanlış anlayıp darılmazsanız, ben teklif ettiğiniz ve geri almayacağınızı söylediğiniz bu parayı sizden alamam. Özür diliyorum ama bunu yapamam." Alt dudağı daha da düştü çenesine, gözleri büyüdü. Başı geri gitti. Gerdanı bir iken iki oldu. Şu soruyu sordu: "Niye almıyormuşsun, sebep ne?.. " Cevabım hazırdı, "Ben sizin partiliniz değilim. Görüşlerimiz farklı. Hem bu parayı alacak olursam, sizi özgürce eleştiremem."
Gabriel onunla tepeyi tırmanırken, Aşağı Weatherbury Çiftliği'ndeki görevinin ayrıntılarını ona açıkladı. Böyle eski arkadaşlar arasında tatlı sevgi cümleleri belli ki gereksiz olduğundan, ikisinin de hissettiği şey hakkında pek az konuştular. Onlarınki, iki kişinin önce birbirinin kötü yanlarını öğrendiği, iyi özelliklerini sonradan gördüğü, aşkın sert ve sıkıcı gerçekliğin çatlaklarının arasından büyüyüp serpilmesiyle ortaya çıkan (eğer çıkarsa) büyük bir sevgiydi. Genellikle ilgi alanlarının benzerliği sayesinde ortaya çıkan bu iyi arkadaşlık-dostluk-ne yazık ki karşı cinsler arasındaki aşka nadiren eklenir, çünkü erkekler ve kadınlar genellikle iş konusunda değil, yalnızca zevk konusunda bir araya gelirler. Bununla beraber, mutluluk verici koşullar bunların gelişmesine izin verdiğinde, ortaklaşılan duygu, ölüm kadar kuvvetli tek aşk türüne dönüşür; böylesi bir aşkı ne sular söndürebilir ne de seller boğabilir ve bu aşkın yanında adına tutku denilen şey bir buhar gibi uçucudur.
İnsanın en büyük aldanışı, önceliklerini belirlerken sanki sonsuz bir zaman çizelgesine sahipmiş gibi davranmasıdır. 'Önce kariyeri yaparım, sonra servet ederim, en sonunda da kendimle ilgilenirim' diye bir sıralama kurarız. Oysa hayat, bize önceliklerimizi sıraya koyacağımız kadar geniş bir koridor sunmaz. Çoğu zaman önceliklerimiz, ölmek üzere olan bir adamın son dakikada pişmanlıklar listesine dönüşür. Biz sadece önceliklerimizi erteleyerek, varoluşumuzu bir sonraki bahara bırakırız.