Zaman "zaman, alaycıların, din düşmanlarının gurur dolu sözlerini duyduğum oldu: Tanrı en sevgili, en pak kulunu iblisin eğlencesi etmeye nasıl kıymış, onu evlatlarından edip vücudunu irinli yaralarla ne diye sardırmış! Bunlar öyle yaralarmış ki, adam içindeki irini bir çömlek parçasıyla kazıyarak temizlermiş... Bütün bunlar sadece şeytana, “Bir azizin, uğrumda nelere katlanacağını gör!” diye gösteriş yapmak uğrumda nelere katlanacağını gör!” diye gösteriş yapmak için miymiş... Oysa amaç, ölümlü dünyayı bir an ölümsüz gerçekle karşı karşıya getirmektir. Ulu Tanrı dünyayı yarattığı günlerde, her günün sonunda, “Yarattığın her şey iyidir,” diye övündüğü gibi Eyüp'le de gururlanmaktadır. Tanrıya övgüleri duyuran Eyüp de yalnız Yaradana değil, bütün insanlığa sonsuzluğa kadar hizmet etmektedir. Zaten dünyaya gelişinin nedeni budur: Tanrım, bu ne kitap, içinde ne yüce örnekler var! Kutsal tarih gerçekten büyük, insanlara mucizevi güçler veren bir eserdir! Sanki bütün dünyayı, insanları ve insan tabiatını temsil eder, içinde her şey gösterilmiş, adlandırılmış, sonsuzluğa dek kararlaştırılmıştır. Bundan brasscha nice çözümlenmiş, açıklanmış sır da var içinde!.. Yıllar sonra Tanrı, Eyüp'ü tekrar kalkındırır, servetini yeniden bağışlar. Bir zaman sonra da ona yeni çocuklar verir. Hey Ulu Tanrım! İnsan düşünürse, kaybolan, yokluğunu çektiği evlatların yerine yenilerini sevmek kolay mıydı acaba?.. Ne kadar sevse de öbürlerini hatırladıkça tam anlamıyla mutlu olabilir miydi? Olabilirdi, mümkündü bu. Büyük tabiatın o sırlı eli eski bir acıyı yavaş yavaş onarıp sakin, içli bir sevinç haline getiriyor, coşkun delikanlılığı durulmuş, huzurlu ihtiyarlığa döndürüyor. Her sabah güneşin doğuşunu kutsarken kalbim eski günlerdeki gibi övgülerle dolu. Ama günbatımının o upuzun, çapraz
Sayfa 389·Kitabı okudu
Babamın adı Oteldeki odasına girer girmez üzerindekilerle uzandı yatağa. Kalın perdeleri aralayıp pencereyi azıcık açsa iyi olur, içerisi havasız, rutubetli, sanki ıslak terlik kokuyor, yine de kalkmaya üşendi. Yorulmuştu, doğru dürüst uyumadan sabahın köründe kalkmış, uçağın sarsıntısı yetmezmiş gibi, üzerine üç saatlik otobüs yolculuğu yapmıştı bir de. Hemen otele yerleşip dinlenseler neyse; Murat otobüsten iner inmez kasabayı şöyle bir gezmek için tutturmuştu. Bir şeyler yedikten sonra iki saate yakın dolaştılar. Murat da yormuştu, çok konuşmamış, ama ne zaman ağzını açsa, yolları nereye çıksa, "Ne yapmışlar burayı böyle Tuncay, ne çirkin, ne saçma!" deyip durmuştu. Otuz beş yıl önceki gibi mi bulacaklardı? Değişecekti bir şeyler elbette. Üstelik öyle böyle bir otuz beş yıl da değildi - dünyanın, memleketin allak bullak olduğu, savaşlarla, hırgürle geçmiş onca yıl. Şaşacak ne vardı bunca? Murat yıllardır yurtdışında yaşıyor, sanıyor ki her şey hâlâ bıraktığı gibi. Lise sona geçtikleri yaz, bir sabah erkenden Tuncaylara gelmişti. Herhangi bir gün gibiydi, benzerini sık yaşadıkları, yaz bitene dek her Allah'ın günü yaşayacakları. Öyle olmamıştı; yalnız kaldıklarında Murat, "Biz gidiyoruz," demişti. "Tatil ha. Nereye?" diye sorduğunda derin bir soluk alıp temelli gittiklerini, ailecek bir aya kalmadan Fransa'ya taşınacaklarını söylemişti. Bu kadar yıl bir daha hiç görüşmeyeceklerini ikisi de tahmin edemezdi. On yedi yaşındaydılar, her zaman her yere gidilir, buluşmak, görüşmek daima mümkündür sanıyorlardı. Akrabaları varmış orada, iyi bir iş imkânı doğunca babası günlerce düşünüp taşındıktan sonra gitmeye karar vermiş. Adamın gül gibi işi varken, kasabanın en iyi terzisiydi, büyük oğlu seneye üniversiteye başlayacakken bu Fransa işinin nereden çıktığını
Sayfa 85·Kitabı okudu
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Bir maç sonunda, "Bir yerde birşeyler yiyip içelim," dedik. Bayağı ka­labalıktık o gün. 10-15 kişi doluştuk arabalara, Salacak'a indik. Biri, deniz üs­tündeki büyük bahçeyi önerdi. Çay-kahve dışında yemek de veriyorlarmış. Bahçeye girdik. Bir de baktım, üç kişi, "Ooo ... Ülkü!" diye üstümü­ze geliyor. Üçü de bıçkın! Yolda görsen kaldınm değiştirirsin. Tanıdım he­men. Elhamra Tiyatrosu'nun büfesini işletirlerdi. Yıllarca ahbaplık etmiş­tik. Şimdi bahçeyi onlar çalıştırıyormuş. Denize bakan en güzel yere oturt­tular bizi. Çevremizde dört dönüyorlar. Masayı donattılar. Dakika başında gelip, "Bir emrin var mı?" diye soruyorlar. Benim de fiyakamdan geçilmiyor tabii. Asıl bomba yemeğin ortalarında patladı. Koca bir sini geldi. "Mües­sesenin ikramı". Kim bilir kaç milyon yumurtayla yapılmış bol malzemeli harika, dev bir menemen! Ama o kadar acıydı ki, kimse yiyemedi. Hayır, menemene acılığı ve­ren içindeki yeşil biberler değildi. Hani doğum günü pastalarının üstüne "Mutlu Yıllar" yazılır ya, bizim büfeciler de, kıyak olsun diye, menemenin üstüne, sininin neredeyse tümünü kaplayan koca koca harflerle ÜLKÜ TA­MER yazmışlardı. Karabiberle.
Sayfa 113·Kitabı okuyor
Ben ahmak olduğumu biliyor, budala olduğumu hissediyorum ve beni hakiki ve mutlu ahmaklardan ve budalalardan ayıran da budur. Yeterince üstün olmadığımı anlayacak kadar bir üstünlüğe sahibim o kadar. Belki de yıllar geçtikçe ahmaklığım artacak ve o vakit, daha mutlu olmasam da, daha az acı çekeceğim. Ve ağaca ya da taşa dönüşmeyi ve nihayet hiçbir şeyin bilincinde olmadan huzur içinde yatmayı umuyorum.
Sayfa 207·Kitabı okuyacak
Hepimize olur: Bazen mantıkla düşünüyorum diye haftalar, yıllar boyunca hayal kurduktan sonra, bir gün bir şey görürüz, bir yüz, bir elbise, mutlu bir insan ve bir anda hayallerimizin gerçekleşmeyeceğini, mesela o kızı bize hiç vermeyeceklerini, mesela filanca mevkiye hiç getirilmeyeceğimizi anlayıveririz.
Alıntı
Evliliğin ilk günlerinden itibaren kocasının sistematik şiddetine maruz kalan bir kadın, eşinin yıllar sonra ikinci kez evlenip diğer eşiyle yaşamaya başlamasına, kendisine yönelen şiddetin bitmesi nedeniyle mutlu olduğunu ifade etti. Görüşmede boşanması halinde karşılaşacağı zorluklardan, ailesinin kendisine şiddet uygulamasından duyduğu endişeyi dile getirdi, bu nedenle erkeğin ikinci evliliğinin kendisi için daha olumlu olduğunu aktardı…
Sayfa 141·Kitabı okudu