“"Sevinç, sevinç, sevinç, sevinç gözyaşları..."
İnsani sevincin üstünde ve her türlü acının ötesinde hissediyorum bu ışıldayan sevinci. Ulaşamadığım bu kayalığın bir ismi olduğunu biliyorum: Mutluluk...Eğer bu mutlulukla sona ermeyecekse, bütün hayatımın boşuna olduğunu anlıyorum...Ah! Oysa sen onu her şeyden vazgeçen safbir ruha vaat ediyordun. "Şimdiden mutludur" diyordu kutsal sözlerin, "Tanrı ile ölenler şimdiden mutludur". Ölüme kadar beklemek zorunda mıyım? İşte burada sarsılıyor inancım. Tanrım! Bütün gücümle haykırıyorum sana. Gecenin içindeyim, şafağı bekliyorum. Ölümüne haykırıyorum sana. Ne olur kalbimin susuzluğunu gider. Öyle susadım ki bu mutluluğa...Ya da ona sahip olacağıma inanmalı mıyım? Ve seherden önce haykıran, günün gelişini haber vermekten çok onu çağıran sabırsız kuş gibi, şarkı söylemek için gecenin solmasını beklememem mi gerekiyor?”
Ya Rab! Olanca gücümle yakarıyorum sana. Gecenin içindeyim, şafağı bekliyorum. Heba olana dek haykırıyorum. Gel de kalbimi yatıştır. Bu mutluluğa şimdi susadım...
Tanrım! Bütün gücümle sana. Gecenin içindeyim, şafağı bekliyorum. Ölümüne haykırıyorum sana. Ne olur kalbimin susuzluğunu gider. Öyle susadım ki bu mutluluğa...