“Benim için yaşamın ta kendisi olduğunuzu bilmiyorsunuz sanki; ama ben rahatlık nedir bilmem ve size de veremem. Bütün benliğimi, sevgimi... evet. Sizi ve kendimi ayrı olarak düşünemiyorum. Siz ve ben, benim için biriz. Ve bundan böyle ne kendim, ne de sizin için rahat olma olasılığı görmüyorum. Umutsuzluk, mutsuzluk olasılığı görüyorum... ya da mutluluk olasılığı görüyorum, hem de ne mutluluk!.. Mutluluk olanaksız mı yoksa?”
Harvard Üniversitesi’nden psikoloji profesörü Daniel Gilbert, Mutluluk Beyinde Başlar adlı kitabında mutluluğun üç yönünü özetler: duygusal mutluluk, ahlaki mutluluk ve yargıya dayalı mutluluk... "Duygusal mutluluk, bir duyguyu, bir deneyimi, öznel bir durumu anlatan bir ifadedir, bu yüzden de maddi dünyada somut bir karşılığı yoktur." Ahlaki mutluluk, doğru bir davranış sergilediğimizde hissettiğimiz doyumdur. Yargıya dayalı mutluluk ise ruh halimiz nasıl olursa olsun, "Genel olarak hayatıma baktığımda, bu kadarı da mutluluk sayılır..." dediğimiz andır. Hayatımız boyunca hissettiğimiz mutluluk muhtemelen bu üçünden biri ya da üçünün birleşimidir.
"Yine bir boşluğa yanıt vermekteyim; ama yanıt vermek, konuşmakla olabilecek bir şey, yazarak bir deneyim kazanmıyor insan, olsa olsa mutluluk nedir, sezer gibi oluyor."
Aşk, beynimizin bize verdiği sinyaller ile kalbimize giden yoldur. Mantık başlatır her şeyi. Aşk... Öyle kutsal bir duygudur ki bu... Anlatırken kelimelerin yetersiz kaldığı ama bir o kadar da heyecanla aktarılan bir duygu olmakla beraber aynı zamanda bir yolculuktur. Aşk, nereye varacağımızı bilmediğimiz bir yolculuktur. Aşk; akıl ile yüreğin aynı anda çalışmasıdır, aşk sadece yürekte bir mutluluk değil, en zor anlarda savunmasız olabilmektir.