Selahattin Demirtaş gibi kitlesel, seküler, sivil ve "Türkiyelileşme" vizyonuna sahip, Öcalan’ın karizmatik otoritesine alternatif olabilecek yegane aktörü kendi elleriyle ya da sessizliğiyle pasifize eden bir hareketin dönüp İmralı mitini yıkması eşyanın tabiatına aykırıdır. Demirtaş, Kürt hareketinde geleneksel "silahlı/ideolojik" vesayetin dışından gelip, kendi karizmasıyla milyonları peşinden sürükleyen ilk sivil liderdi. Ancak hem devlet hem de hareketin eski muhafızları (Kandil ve İmralı ekseni) için bir "tehdit" haline geldi. Cumhur ittifakı için en büyük tehditti. Çünkü sandıkta iktidarı sarsabilen, Batı ve seküler Türk seçmenle bağ kurabilen tehlikeli bir demokratik alternatifti. Hukuki olarak cezaevine kapatılarak izole edildi. Hareketin statükosu için tehditti. Çünkü sivil siyasetin, dağın ve İmralı'nın önüne geçmesi, hareketin geleneksel hiyerarşisini bozuyordu. Demirtaş cezaevindeyken hareket ona güçlü bir siyasi kalkan olamadı; aksine, son dönemde İmralı'dan sızan "Selahattin diyorlar, Selahattin ne yapabilir?" tarzındaki küçümseyici yaklaşımlarla bizzat kendi kurucusu tarafından sınırları çizildi. Demirtaş’ın denklem dışı kalması, sivil siyasetin Ankara merkezli bir "hak arama" zeminine dönüşme şansını yok etti. Demirtaş tarzı bir sivil liderlik; Kürt meselesini rasyonel, yasal ve anayasal bir zeminde müzakere edebilirdi. O tasfiye edilince, meydan tamamen "Öcalan ne diyecek?" sorusuna endekslendi. Dolayısıyla hareket, alternatifsiz kaldığı için miti kırmak bir yana, o mite her zamankinden daha fazla kul köle olmak zorunda kaldı. Kürt hareketinin genetiği, rasyonel bir siyasi parti gibi çalışmaya uygun kodlanmamıştır. Hareket, gücünü sivil başarılardan ziyade "semboller, acılar ve adanmışlık mitleşmesi" üzerinden devşiriyor. Demirtaş, hareketi rasyonel