Savaş olsa yanıma hangi karakterleri alırdım
Büyük bir savaş var ve güçlü savaşçılara, komutanlara ihtiyacınız var kimleri alırdınızzz? ✨ Kül Krallığı Aelin Hem suikastçı hem de ateş gücü var. Düşmanın içinden geçer onları cayır cayır yakardı. Aelin güzel planlar yapıyor ama kimseye anlatmıyor. Bu yüzden onu komutan yapmazdım. Ateşin Varisi Aelin olur da Rowan olmaz mıı ❤️‍🔥+200 yıllık savaş tecrübesi var. Suyu kontrol edebiliyor ve Aelin'le birbirlerine güçleri bittiklerinde güçlerini verebiliyorlar. Sis ve Öfke Sarayı Rhysand. Zihinleri manipüle edebiliyor. İşimize yarardı. Çok büyük 2 savaşı atlattı. Ayrıca müttefikleriyle zihinden konuşabiliyor. Kritik durumlarda işimize yarardı komutan yapardım. Kanatlar ve Küller Sarayı Cassian Harika bir komutan. Safları sıkı tutmak için her şeyi yapar. Ordu dağılınca onları güzelce toparlardı. Kanatlar ve Küller Sarayı Dokumacı ve Oymacı. Bu ikisi ikiz ve ilahi varlıklar. Karşılarına çıkan düşmanları saniyeler içinde doğruyorlar. Peri, fey demeden kesiyorlar. Eğer düşmanın ordusu çok kalabalıksa ve bizim sayımız azsa çok işimize yararlar. Tek sıkıntı savaşta bize katılmaları için onları ikna etmek zor. Kendimizden bir şeyler vermeliyiz. Gölgeler Kraliçesi Manon. Cadıya ve ejderhasına da ihtiyacımız olur. Manon bunun için biçilmiş kaftan. Powerless Kai Azer. Kralın infazcısı. Herkesin gücünü kullanabilmesini sağlayan gücü var. Bu gücünü diğer evrenlerde de kullanabildiğini varsayarsak güçlü bir müttefik olur. Hayal Et Beni Bu kitaptaki Warner'ı isterdim. Babasının adamlarıyla teke bilmem kaç dövüştü. Ayrıca Kai gibi başkasının güçlerini alabiliyor. Fırtınalar İmparatorluğu Lysandra. Bu bir şekil değiştiren. Eğer savaş denizdeyse deniz ejderine karadaysa kaplan olarak bize yardım edebilir. Tuttuduğu koparan bir karakter. Efsaneler ve Lanetler Bu kitaptaki Nova. Yeryüzü tanrıçalarını yenen Nova savaşta neler neler yapmazz. En güçlü bulduğum ve
1000Kitap
Cenneti ve cehennemi hep içinde taşıyan Kendi şeytanıyla dost, postun şeyhiyle müttefik Araf’ın yüce kapısının sadık bekçisi whotrilld.
Şiir
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Ne müttefik belli Ne sığınakların yeri
Müzik
Dr. Oder Alizade’nin "Hunların Dünyası: V. Yüzyıl Armeniya Müverrihlerinin Anlatımında" başlıklı eseri, V. yüzyıl Ermeni tarihçiliğinde Hunlara dair kayıtları sistematik biçimde inceleyen kaynak merkezli bir çalışmadır. Agatʿangeğos, Pʿawstos Buzand, Egişe ve Ğazar Pʿarpetsʿi gibi temel Armenia müverrihlerinin anlatıları değerlendirilmiş; Hunların siyasî, askerî, dinî ve kültürel görünümleri Armenia kaynaklarının perspektifinden ele alınmıştır. “Hun Tasavvuru”, “Hunlar ve Hristiyanlık”, “Hun Ülkeleri ve Hudutları” ile “Hun Savaş Stratejisi ve Taktikleri” gibi bölümler, bu çalışmanın yalnız tarihî vakıa anlatısı olmayıp, aynı zamanda Hunlara dair zihniyet dünyasına, tarihî coğrafyaya ve terminolojiye yöneldiğini göstermektedir. Hunların Güney Kafkasya siyaseti içerisindeki çok yönlü rolleri ise ayrıca tahlil edilmiştir: Armenia krallıkları ile Sâsânî siyaseti arasındaki mücadelelerde Hunların bazen müttefik, bazen rakip unsur olarak incelenmesi, bölgesel güç dengelerindeki etkin konumunu ortaya koymaktadır. Bilhassa “Parslar Karşısında İki Ayrı Hun Dünyası” başlıklı bölüm, Hazar’ın doğusu ve batısındaki Hun topluluklarını birbirinden ayırarak daha karmaşık bir Hun dünyası tasviri sunmaktadır. Kuşan etnonimiyle adlandırılan Hunların tetkik edildiği bölüm ayrıca kıymetlidir. Bu yönüyle eser, historiografik ve metodolojik bakımdan Armenia kaynaklarını merkeze alarak Hun tarihçiliğine yeni bir bakış kazandıran, önemli bir çalışma niteliği taşımaktadır.
Hunlar
1991 yılında Sovyetler Birliği’nin ve Varşova Paktı’nın dağılmasıyla birlikte NATO’nun resmi varlık sebebi tamamen ortadan kalkmıştı. Ancak yapı feshedilmek yerine, sınır ötesi operasyonlar ve "küresel güvenlik" gibi muğlak kavramlarla yeniden tanımlandı. NATO, Birleşmiş Milletler’in (BM) uluslararası hukuka dayalı hantal yapısını ve veto engellerini aşmak adına, ABD liderliğinde askeri bir paralellik üretti. Kosova ve müteakip dönemdeki müdahaleler, BM devre dışı bırakılarak doğrudan NATO eliyle yürütüldü. NATO’nun sağladığı askeri yardımlar, ortak savunma konseptleri ve silah standardizasyonu, üye ülkelerin savunma sanayilerini ve askeri lojistiklerini doğrudan ABD’ye bağımlı hale getirdi. Bu ekonomik ve askeri bağımlılık, üye ülkelerin kendi bağımsız dış politikalarını üretmelerinin önündeki en büyük yapısal engel oldu. İsviçreli tarihçi Daniele Ganser ise NATO'nun Gizli Orduları kitabında, NATO şemsiyesi altında CIA ve MI6 koordinasyonuyla çalışan yapıların üye ülkelerde iç siyaseti nasıl dizayn ettiğini belgeleriyle anlatır. Bu yapı, müttefik ülkelere özgürlük ve demokrasi götürmek bir yana, statükoyu ve ABD eksenini korumak adına sol dalgaları bastıran otoriter yönetimleri, askeri darbeleri ve paramiliter unsurları destekledi. Demokrasi yerine istikrar ve itaat ihraç edildi. Bugün batı dünyasında, özellikle Avrupa’da yükselen aşırı sağ ve radikal milliyetçiliğin köklerini de bu yapının dolaylı ve doğrudan sonuçlarında bulmak mümkündür. NATO’nun Soğuk Savaş boyunca ve sonrasında sürekli olarak bir "dış tehdit" (önce komünizm, sonra radikal İslam, günümüzde ise göç dalgaları ve Rusya/Çin) imal etmesi, batı toplumlarında kronik bir güvenlik endişesi yarattı. Bu durum, sivil özgürlüklerin kısıtlanmasını meşrulaştırırken milliyetçi refleksleri besledi. Ortadoğu ve
1000Kitap
Selahattin Demirtaş gibi kitlesel, seküler, sivil ve "Türkiyelileşme" vizyonuna sahip, Öcalan’ın karizmatik otoritesine alternatif olabilecek yegane aktörü kendi elleriyle ya da sessizliğiyle pasifize eden bir hareketin dönüp İmralı mitini yıkması eşyanın tabiatına aykırıdır. Demirtaş, Kürt hareketinde geleneksel "silahlı/ideolojik" vesayetin dışından gelip, kendi karizmasıyla milyonları peşinden sürükleyen ilk sivil liderdi. Ancak hem devlet hem de hareketin eski muhafızları (Kandil ve İmralı ekseni) için bir "tehdit" haline geldi. Cumhur ittifakı için en büyük tehditti. Çünkü sandıkta iktidarı sarsabilen, Batı ve seküler Türk seçmenle bağ kurabilen tehlikeli bir demokratik alternatifti. Hukuki olarak cezaevine kapatılarak izole edildi. Hareketin statükosu için tehditti. Çünkü sivil siyasetin, dağın ve İmralı'nın önüne geçmesi, hareketin geleneksel hiyerarşisini bozuyordu. Demirtaş cezaevindeyken hareket ona güçlü bir siyasi kalkan olamadı; aksine, son dönemde İmralı'dan sızan "Selahattin diyorlar, Selahattin ne yapabilir?" tarzındaki küçümseyici yaklaşımlarla bizzat kendi kurucusu tarafından sınırları çizildi. Demirtaş’ın denklem dışı kalması, sivil siyasetin Ankara merkezli bir "hak arama" zeminine dönüşme şansını yok etti. Demirtaş tarzı bir sivil liderlik; Kürt meselesini rasyonel, yasal ve anayasal bir zeminde müzakere edebilirdi. O tasfiye edilince, meydan tamamen "Öcalan ne diyecek?" sorusuna endekslendi. Dolayısıyla hareket, alternatifsiz kaldığı için miti kırmak bir yana, o mite her zamankinden daha fazla kul köle olmak zorunda kaldı. Kürt hareketinin genetiği, rasyonel bir siyasi parti gibi çalışmaya uygun kodlanmamıştır. Hareket, gücünü sivil başarılardan ziyade "semboller, acılar ve adanmışlık mitleşmesi" üzerinden devşiriyor. Demirtaş, hareketi rasyonel
Siyaset