Kaan Murat Yanık’ın Butimar’ı, bir roman olmaktan çok, yaraya dokunan bir iç monolog, bir insanın kalbinde yıllarca susmuş cümlelerin nihayet dile gelişidir. Bu kitap okunmaz; içinden geçilir. Ve içinden geçerken, insan kendi yarım kalmış yerlerine takılır.
Butimar, efsaneye göre deniz kenarında yaşar ama denizden su içmez. Çünkü deniz biterse diye korkar.
İşte bu romanın kalbi tam da buradadır:
Seven ama istemeyen, isteyen ama talep edemeyen, bekleyen ama çağırmayan insanların hikâyesi.
O zaman gelelim kitabı incelemeye;
Denizin kıyısında bir kuş durur.
Kanatları rüzgârla doludur ama gagası susuzdur.
Deniz önündedir; uçsuz, bucaksız, çağıran…
Ama o içmez.
Çünkü bilir: Bir yudum alırsa deniz eksilir sanır.
İşte Butimar böyle başlar insanın içinde.
Bu kitap bir hikâye anlatmaz aslında.
Bir suskunluğu anlatır.
Söylenememiş cümlelerin, yarım bırakılmış bakışların,
“Bir gün belki” diye ertelenmiş sevgilerin kitabıdır bu.
Kaan Murat Yanık, kelimeleri yan yana getirirken bir olay kurmaz;
bir his kurar.
Ve o his, okurun göğsünde ağır ağır yer eder.
Butimar, sevmekten korkanların değil,
sevdiği için korkanların kitabıdır.
Kaybetmemek adına sessizleşenlerin,
talep etmeyi bencillik sananların,
“Ben istersem eksilir” diye düşünen kalplerin…
Aşk bu romanda yüksek sesle konuşmaz.
Kapıları çarpmaz, şiirler haykırmaz.
Aşk burada, bir mesaj yazıp silmektir.
Bir ismi içinden defalarca söyleyip
"Aşkın bela, bir bıçağın keskinliğini mahçup edecek kadar kanlı olduğu gerçeği aşikardır. Ama aşık olan kişinin etini bıçak kesmez, merhem bıçağın kesemediği deriye değil, bıçağın üstüne sürülür."