Puan vermedi·152 syf.··
2026 20. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 05 Haziran 2026 18:33
Bu eserin yazıldığı dönem her gün yeni bir keşfin ortaya çıktığı ilimde, irfanda, fende ve teknolojide her yeni bir günde bambaşka yeni bir aygıtın tanıtıldığı yıllardır. Hüseyin Rahmi Gürpınar bu eserinde tam da işin özünde bu nokta üzerinden ilerlemek suretiyle toplumun ve devletin; eğitimde ve ilimde ne noktada olduğu ve bakış açısının insanlar nezdinde nasıl bir seviyede olduğunun anlatımını eleştirel bir düzeyde yapmaktadır. Haliyle bu dönemde astronomide de hızlı bir ivme yakalanmış çeşitli matematiksel hesaplar neticesinde Halley kuyruklu yıldızının dünyaya çarpacağı söylencesi hızla yayılmıştır. İstanbul’un sıradan bir mahallesinde gazeteci İrfan Galip çeşitli konferanslar ile halkı bilhassa kadınlar topluluğunu bu noktada bilinçlendirmek ister. Fakat bunu yaparken yazar yine o bilindik tarzı ile işi muzipliğe döker, yer yer alaycı dil kullanır. İrfan Galip karakterinin geçmişin intikamını devreye sokmasıyla birlikte olaylar bambaşka bir hal alır. Kitap genel anlamda toplumun cehaletini konu edinmek ile beraber uygarlık eleştirisi yapıyor. Toplum ve devletin ilim ve irfan noktasında atıl ve ilgisiz kalması ve yeterince bu hayati meselenin üzerine düşmemesine değiniyor. Bir diğer açıdan kadın karakterlerin çeşitliliği ve karşılıklı diyalogları absürt bir komedi şeklinde ilerliyor. Ama en önemlisi hikâyedeki kadın karakterlerin son derece önemli hayat ve memat meselelerinde dahi olayları gerçek bağlamından uzak ve kopuk bir şekilde irdelemeleri aynı zamanda çıkarımlarında son derece alakasız ve çok basit kalmaları eserin ana hatlarını oluşturuyor. Toplumun bilinçlenmesine yönelik, cehalete karşı bir eğitim seferberliği bağlamında yazılmış toplum ve birey eksenli bir eser. -Doğacak evladını hayatın nimetlerine erdirmek için zamanın gelişmelerine uygun mektep
1000Kitap
Kuyrukluyıldız Altında Bir İzdivaçHüseyin Rahmi Gürpınar · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202525,6bin okunma
Orwell’da İnfazın Anatomisi: Bir İdam
9/10
·117 syf.··
Beğendi
·
2025 6. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 25 Mart 2025 00:53
Orwell’da İnfazın Anatomisi: Bir İdam Etin ve Demirin Çatışması: George Orwell’ın "Bir İdam" Eserinde Mikro Gözlemler ve Sistematik Vahşet George Orwell, modern edebiyatın sadece siyasi bir figürü değil, aynı zamanda insan davranışlarının, toplumsal riyakarlıkların ve anlık kırılmaların en büyük mikroskopik gözlemcisidir. Onun "Bir İdam" isimli o kısa ama yoğun denemesi, bir infazın öyküsü olmanın çok ötesinde, devlet denilen o devasa aygıtın insan denilen o kırılgan organizmayı nasıl yavaş yavaş öğüttüğünü anlatan dehşet verici bir tanıklıktır. Bu eseri alelade bir okumayla geçiştirmek, metnin kılcal damarlarına sızan o müthiş insanlık dramını ıskalamak demektir. Nitelikli bir okur için bu metin, her bir satırında, her bir nesne tasvirinde insana ve sisteme dair derin kehanetler barındıran bir laboratuvardır. Metnin açılışındaki o boğucu atmosfer tasarımı, aslında hikayenin en büyük gizli kahramanıdır. Burma’nın o nemli, sarı bir süzgeç kağıdından sızan ışığı anımsatan kasvetli sabahı, sadece fiziki bir hava durumunu betimlemez. Bu sarı ve solgun ışık, infazı gerçekleştiren sömürgeci zihniyetin, gardiyanların ve hatta bizzat hapishane müdürünün tinsel hastalıklarının, içsel çürümelerinin de görsel bir dışavurumudur. Orwell, mekânı öyle bir loşlukla ve soğuklukla inşa eder ki, okur daha ilk paragraflardan itibaren orada adaletin ya da hukukun değil, mekanik bir intikamın ve bürokratik bir rutinin işlediğini hisseder. Hücrelerin vahşi hayvan kafeslerine benzetilmesi ise, sistemin mahkumu fiziksel olarak yok etmeden çok önce, onu zihinsel ve mekânsal olarak "insanlıktan çıkarma" politikasının ilk adımıdır. Karşımızdaki Hintli mahkum isimsizdir, sessizdir; çünkü sistem onun geçmişini, kimliğini ve insanlığını elinden almış, onu sadece infaz listesinde üzeri
İnceleme
Bir İdamGeorge Orwell · Can Yayınları · 20211,773 okunma
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Yaşadığımız hayat bize mi ait?
6/10
·240 syf.··
2026 37. kitabı
·
9 günde okudu
·
Okunma: 03 Haziran 2026 09:11
İnsan ve "Herkes": Ben Gerçekten Ben miyim, Yoksa "Elâlem" miyim? Kitabı eline alıp sayfaları karıştırmaya başladığında Ortega aslında yüzümüze tek bir tokat gibi soru çarpıyor: "Ben gerçekten ben miyim, yoksa bana öğretilmiş, önüme hazır konulmuş bir hayatı mı yaşıyorum?". Kitabın kapağı bile o kadar muazzam düşünülmüş ki, konuşma yetisiyle doğduğumuzu sanırken aslında kulağımıza fısıldanan o hazır sesleri toplum içinde nasıl tükettiğimizi simgeliyor. Ortega’nın felsefesi aslında çok sarsıcı ve bir o kadar da içimizi burkan bir gerçekle başlıyor: İnsan hayatı, en dip katmanında radikal bir biçimde yalnızdır. Kendi hayatını senin yerine kimse yaşayamaz, acını kimse çekemez. Ama ne yapıyoruz? Dış dünyanın o gürültüsünden korktuğumuz için hemen o kalabalığa, yani o meşhur "Herkes"e sığınıyoruz. "Böyle Giyinilir, Böyle Konuşulur!": Herkes Tiranlığı İşte tam burada kitabın o can alıcı sosyolojik eleştirisi devreye giriyor. Toplum dediğimiz şey, bir araya gelmiş bilinçli ve tatlı insanların oluşturduğu organik bir bütün değil; aksine ruhsuz, anonim ve mekanik bir baskı aygıtı. Bu aygıtın adı: "Herkes". "Ay dert etme, böyle giyinilir." "Bu işler böyle yapılır." "Müşteriyle/Hocayla böyle konuşulur." Peki, kim koyuyor bu kuralları? Cevap yok: "Herkes" işte! Ortega, bu "Herkes" kavramını otantikliği, yani senin o biricik, eşsiz benliğini ezen isimmsiz bir tiran olarak görüyor. Tıpkı görsellerdeki o yaratıcı ressam örneği gibi; sırf para kazanmak ya da o isimsiz kalabalık beğensin diye kendi ilhamını bırakıp sıradan portreler üretmek, ruhunu o "Herkes"e kurban etmektir. Düşünmeden, sorgulamadan yaşadığımızda başkalarının hazır fikirleriyle hareket edip kendimizden uzağa fırlatılıyoruz. Toplum resmen dört dörtlük bir "insan üretme makinesi" gibi çalışıp hepimizi
İnsan ve ''Herkes''José Ortega y Gasset · Metis Yayınları · 2007480 okunma
10/10
·496 syf.··
2026 37. kitabı
SOKAĞIN DANSI 𝗔ş𝗸 𝗥𝗶𝘁𝗺𝗶 Gonca ÇAKIR Bugün, bana çok çok iyi gelen ve okurken de büyük keyif aldığım 𝗦𝗼𝗸𝗮ğı𝗻 𝗗𝗮𝗻𝘀ı serimizin ilk kitabı 𝗔ş𝗸 𝗥𝗶𝘁𝗺𝗶 ile sizlerleyim sayfa dostlarım. Kitabımızın adında dans olunca ilk sayfadan son sayfaya kadar içinizin kıpır kıpır olacağını düşünübilirsiniz belki ama daha başlangıçta karşılaştığımız bir ci.nayet tüylerimizin ürpermesine sebep oluyor. Üstelik bizler gibi ana karakterimiz Metis’de ci.nayetin görgü tanığı olunca işin rengi değişiyor maalesef ki. Nasıl mı? Sizi merakta bırakmaya yetecek kadar anlatacağım, dinleyin. Metis Manas, bir sokak dansçısıdır ve üniversite eğitimine devam ederken aynı zamanda kurdukları dans ekibiyle sahne alıp işi ticarete dökecek kadar iyi dans ediyorlardır. Ama bir gün Metis’in tüm hayatı değişir… Annesini kaybeden Metis, okulu bırakıp tam zamanlı bir işe başlamak zorunda kalır ama tutkusu olan dansdan vazgeçmez. Küçük ekibiyle birlikte katılmak istedikleri bir dans yarışması vardır ve kazanırlarsa Amerika’da dans eğitimi alma hakkı kazanacaklardır. Son üç aydır o yarışmayı kazanmayı daha çok istiyordur Metis çünkü işten çıkıp eve gittiği o karanlık sokakta şahit olduğu c.inayet yaralanmasına neden olduğu gibi mafyalardan aldığı tehditlerle huzursuz yaşıyordur. Tek isteği onlardan en kısa zamanda kurtulabilmektir. Neyse ki hem ev hem de en yakın arkadaşı Rüya yanındadır da Metis’e destek oluyordur. Ekibin üyelerinden aynı zamanda da dans partneri olan Ekin ile Metis sevgilidir ama ne aşkta ne de dansta ritmi yakalayamamışlardır. Rüya’nın deyimiyle Metis’in aşkı dolu dolu yaşayabilmesi için Zeus’u bulması şarttır çünkü Metis’in anlamı, “Yunan mitolojisine göre, tanrıların babası olan Zeus’un ilk karısıdır.” Ve bir akşam Rüya Metis’e, sevgilisi Enis’in çalıştığı bar olan Greendoor’a kılık
Sokağın Dansı - Aşk RitmiGonca Çakır · Vera Kitap · 202631 okunma
Mutsuzuz... Çünkü?
Puan vermedi·104 syf.·
2026 31. kitabı
Freud’un Uygarlığın Huzursuzluğu kitabı günümüz kronik sorunu; İnsanlar neden sürekli mutsuz? Sorusununun kaynağına inerek merkezi öznenin sorumluluğundan uygarlığa çeviren bir metin. Günümüzde hepimiz mutsuzluk kaynağını ekonomi, varoluş kaygısı, yalnızlık gibi koşullara bağlarız. Freud ise İnsan doğasının zaten çatışmalı olduğunu uygarlığın ise bireyi dizginlemeye çalışılırken raydan çıkardığını savunuyor. Freud'a göre uygarlığın bize vaad ettiği temel haklar ve yaşam standartlarındaki yükselme yanında dürtüsel bastırma istiyor. Bunu bazen din ve inanç, bazen normatif kurallar, bazense çağa uygun en yüce vizyonumuza yönlendirme ile yapıyor. Sürekli yasaklar altında bastırılan dürtüler ise boşalacak bir yer ararken saldırganlık, şiddet gibi gerilimlerin içerisinde buluyoruz kendimizi. Kitap tam da bu gerilimi – birey ile uygarlık arasındaki amansız çatışmayı– psikanalizin kavramlarıyla teşhis ediyor. Uygarlık ilerledikçe, bireyin üzerindeki kısıtlamalar ve beklentiler artar. Birey ise ben (ego) ile üstben ( süper ego) arasında sıkışır. Freud’a göre bu çatışmanın en acımasız sonucu, saldırganlığın dışarıya yöneltilemeyip içe kapanarak suçluluğa dönüşmesidir. Bastırılmış dürtülerin meydana getirdiği 'suçluluk duygusu' kişiyi nevroza sürükler. 'Babayı öldürmek' pasajında ise bu durumu; 'totem ve tabu' içerisinde anlatıyor. Babayı öldürmek; bir otoritenin kurallarını yok etmek anlamına geliyor. Örneğin çocuk otorite figürü babayı rakip görür, içten içe yerine geçmek ister. Öldürmek, otoriteyi aşmak olarak karşımıza çıkar. Fakat bu arzu insan için yeterli özgürlüğü getirmez. Çünkü aynı kuralları kendi sürdürmeye devam eder. Babayı dışarıda öldürmüş olabilirsin ama (üstben / süperego) olarak savaş devam eder. Uygarlık ise bireyin içindeki babanın toplumsal versiyonudur. Freud
Alıntı
Uygarlığın HuzursuzluğuSigmund Freud · Metis Yayıncılık · 20203,982 okunma
Bireyin adı yok...
7/10
·240 syf.··
Beğendi
·
2026 27. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 30 Mart 2026 19:39
Gasset’in ölümünden sonra yayımlanan olgunluk dönemi şaheseri diyebileceğim İnsan ve Herkes, sosyolojiyi kuru bir istatistik veya kurumlar tarihi olmaktan çıkartıp, insanın ontolojik trajedisi üzerinden yeniden tanımlayan kışkırtıcı bir metin olma özelliği taşımış ve gayet de güzel bir eser ortaya çıkmış. Gasset, bu kitabında devlet, hukuk veya sınıf gibi makro kavramlardan ziyade selamlaşma, dil, gelenek ve dedikodu gibi mikroskobik toplumsal kullanımların bireyi nasıl esir aldığını inceliyor. Biraz daha detaya inelim. Gasset, felsefesini sarsıcı bir önkabulle başlatıyor: İnsan hayatı, özünde ve en derin katmanında radikal bir biçimde yalnızdır. Gerçek ve otantik bir varoluş, ancak insanın dış dünyanın gürültüsünden kopup kendi içine çekilmesiyle mümkündür. Dış dünya, diğer insanlar ve eşyalar, sürekli olarak bireyi dışarıya çağırır, onu kendi merkezinden savurur. Atölyesine kapanıp dış dünyayla doğrudan teması reddeden, sadece kendisine ulaştırılan fotoğraflara bakarak yağlı boya portreler çizen asosyal bir zihnin yaşadığı krizler, bu kavramlar üzerinden kusursuzca okunabilir. Dışarının (müşterilerin, siparişlerin, beklentilerin) yarattığı o boğucu dışa savrulma haline karşı, ressamın tuvaller, fırçalar ve boya kokuları arasındaki o izole atölyesi, aslında Gasset'nin bahsettiği kendi içine dönüşün sığınağıdır. Ancak bu sığınak, yaratıcılık için elzem olsa da, aynı zamanda kendi başına ağır bir psikolojik yük olma riski de taşır. Peki bu kitabı diğerlerinden ayıran en önemli özellik nedir diye soracak olursanız hiç şüphesiz toplum kavramına getirdiği eleştiridir derim. Gasset'ye göre toplum, bir araya gelmiş bilinçli bireylerin oluşturduğu organik bir bütün değil; ruhsuz, anonim ve mekanik bir baskı aygıtıdır. Bu aygıtın adı "Herkes"tir -başlığa uygun yazdım. *
Felsefe-Düşünce
İnsan ve ''Herkes''José Ortega y Gasset · Metis Yayınları · 2007480 okunma