Nice Kaybolmuş Gençler Adına : Octave
8/10
·300 syf.·
2025 72. kitabı
“Hayatının hikâyesini yazmak için öncelikle yaşamış olmak gerekir; yani bu yazdığım, benim hikayem değildir. (…) Ama benden başka aynı acıyı çeken pek çok insan var; benim çektiklerimle ilgileneceklerini pek sanmasam da onlar için yazıyorum. Kimse aldırış etmese bile ben yine de sözlerimle, kendi kendime iyileşmiş, tuzağa yakalanmış tilki gibi kapandaki ayağımı kemirip kurtulmuş olacağım.” [Octave; Birinci Kısım, Birinci Bölüm, s.3] -------------------------------------------------- Alfred de Musset, 19.yy Fransız edebiyatının en önemli isimlerinden biridir. Özellikle Victor Hugo gibi Romantik yazarların çevresinde seyreden ve bu yazarları oldukça yakından takip eden bir kalemdir. Bir Zamane Çocuğunun İtirafları, Musset’ın iki tiyatro eserinin ardından okuduğum bu üçüncü eseri, yazarın 26 yaşında kaleme aldığı yarı otobiyografik, tarihî ve insan psikolojisini çarpıcı bir üslupla anlattığı romanıdır. Olabildiğince duygusal tepkilerden bağımsız, objektif bir şekilde yansıtmaya çalışacağım.. :) Okuru ilk başta klasik aşk teması üzerine kurulmuş bir konu karşılar. Henüz 19 yaşındaki Octave, 3 yıl içinde başından geçenleri anlatır. Hikayesi ise, gözünün önünde sevgilisinin onu aldattığına şahit olmasıyla ve kendisinin de arkadaşı olan kişiyle girdiği çatışmada kolundan yaralanmasıyla başlar. İyileşme sürecinde karakterimiz içine düştüğü durumu ilk izlenim olarak ihanet öyküsü başlangıcı olarak anlatır. Fakat, yazar hikayesine başlamadan bir önceki bölümde bir girizgâh yapar, ki bu bölüm olmasa klasik ve yavan bir konu işleniyor zannedilebilirdi. Bahsi geçen bölüm, genç karakterimizin de içine doğduğu toplumun buhran çağına denk gelmiş bir neslin ferdi olarak okuru hazin bir tabloyla tanıştırır. İmparatorluk savaşlarının olduğu bu dönem, özellikle Napoléon yönetiminin ardından insanların hayal
Edebiyat
Bir Zamane Çocuğunun İtiraflarıAlfred de Musset · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2022118 okunma
Allah'a sorarsınız.
Puan vermedi·128 syf.··
2025 38. kitabı
·
4 saatte okudu
·
Okunma: 05 Nisan 2025 00:44
7 Ekim'de Gazze'de olaylar başlayınca ben de gidip İnsan Hakları Evrensel Bildirisini okumuştum ilk defa. Ne kadar boş bir bildiri olduğunu o zaman anlamıştım. Wells'in bu bildirisi de bir o kadar boş. Adamın tabii ki hiçbir suçu yok elinden geleni yapmış yalnız yine yankı bulmamış. Bugün cuma hutbesinde hoca dedi ki, “Hiçbir baba, çocuğuna güzel terbiyeden daha kıymetli bir miras bırakmamıştır.” Doğru. Tabii ki doğru peygamber efendimiz söylemiş, hakikatli bir söz. Devletler de insanlar gibi değil mi? İşte hiçbir devlet de vatandaşına namuslu, onurlu olmaktan daha kıymetli bir miras bırakmamıştır. Dünya devletlerine bakınca bu çok net anlaşılıyor. Birileri savaş başlar başlamaz ülkesini boşaltıyor. Bizim bir Kurtuluş mücadelemiz var ki bütün devletler biliyor. Bu konuda kimseye bir şey diyemeyiz, ahlakımız farklı belli ki. Ama herkes öyle değil. Bugün Gazze'de Filistin halkı kendi onurunu koruyor. Tamam, korusun. Peki geri kalanımız insanlık onurunu korumak için ne yapıyor? İzlemek dışında tabii. Hatta pardon çoğumuz izlemiyoruz bile. Çünkü dayanamıyoruz ya da çünkü bize ne. Ama şu bildirgeler boş yere imzalanmamış. Şunlardan haberi olmayan hiçbir devlet yok bugün yeryüzünde. Neden Gazze halkının hakkını sadece Afrika savunuyor? Hiç kimseyi küçümsemiyorum zalimin karşısında olan en büyüktür benim için. Ama zulme rıza gösteren de gözümde hiçbir şekilde büyümeyecek hiçbir zaman. Gücünüz yetiyor ve susuyorsunuz. Sizin başınıza gelecek şeyleri merak dahi etmiyorum. Bugün herkes aynı soruyu soruyor Allah neden izin veriyor. Allah sana mühlet tanıyor. Allah koyun olmadığını hatırlaman için bir iraden olduğunu hatırlaman için sana zaman veriyor. Hala bana ne diyecek misin? Bugün evimin kapısını açıp içeri girince elhamdülillah dedim. Öz ailemin yanında kalırken bile kendi
Edebiyat
İnsan HaklarıH. G. Wells · Can Yayınları · 2021109 okunma
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Ruhu Onaran Sohbetler Serisi İki Kitap
10/10
·176 syf.·
2025 38. kitabı
Mecit Ömür Öztürk’ün Sen Derviş Olamazsın ve Huzura Varınca kitapları “Ruhu Onaran Sohbetler” ismiyle iki seriden oluşuyor. İkisi de serinin ismine yakışır şekilde sohbet tadında, anlaşılması kolay ve ruha incelik katarak aklınızı da doyuran nitelikte güzel kitaplar. “Sen Derviş Olamazsın", ilk anda karşıdakini dışlayan, yargılayıcı bir ifade gibi dursa da, aslında insanın nefsine karşı söylenmiş bir ikaz ve hatırlatmadır. Her kitabında olduğu gibi yazar, anlatmak istediğini bölümlere ayırdığı, serinin ismi gibi sohbet edasındaki eseri ile, dervişlik kavramı üzerinden insan olmanın getirdiği güzel hasletlerin toplamını temsil eden dervişliğin bir unvan, bir iddia değil, sonu olmayan bir yolculuk olduğunu vurguluyor. Gerçek dervişin, kendisine olmuş gözüyle bakmayan, acziyetinin farkında olup, içsel yolculuğunda daima kendini geliştirmek üzere yürüyeceğini bilen kişi olduğu aktarılıyor. Diğer taraftan kitap, bir bölümünde aynı isimle yer verdiği Yunus Emre’nin “Sen Derviş Olamazsın” şiirinin şerhi niteliğinde: “Derviş bağrı taş gerek, Gözü dolu yaş gerek, Koyundan yavaş gerek, Sen derviş olamazsın. Dövene elsiz gerek, Sövene dilsiz gerek, Derviş gönülsüz gerek, Sen derviş olamazsın. Ele geleni yersin, Dile geleni dersin, Böyle dervişlik dursun, Sen derviş olamazsın." (s.150) Serinin ikinci kitabı, Huzura Varınca kitabında ise, manevi olgunlaşma sürecinin bir sonraki aşamasına odaklanıyor. "Namaz" konusunu bu süreç içerisinde işleyerek anlatıyor. Hepimizin farz olduğunu bildiğimiz bu ibadeti, bana kalırsa bu kitapta farz kavramından ötürü “yapmakla yükümlü yani zorunlu” düşüncesinden ayırarak fıtrata giydirilmiş ve ruhun ihtiyacı açısından bir ibadet olarak muazzam anlatıyor ve bunu çok sade ve etkili noktalara temas ederek işliyor. İşlediği en önemli kısım, imanın İslamiyet’te sadece inanmak olmadığı;
Din İslam
Huzura VarıncaMecit Ömür Öztürk · Timaş Yayınları · 2024584 okunma
Bi harem beklemiştik olmadı xD
9/10
·576 syf.··
Beğendi
·
2025 33. kitabı
İlk kitaba göre zayıf kaldığını düşünüyorum, ama şu bakımdan; ilk kitapta sanki yazar, daha bi kendisi de heyecanlı yazmıştı :D artı olarak da olayların arasında size bulmaca çözdürür gibi bir anlatım dili vardı, bu okuyuşu çok keyifli kılıyordu. Bu biraz, tamam o hisse daha fazla gerek yok, kalanını biz anlatalım da artık bi hikaye okuyun gibiydi. Hikaye, gayet keyifliydi, ama dediğim gibi ben o ilk kitaptaki değişken akışkanlı anlatımı daha çok sevmiştim. Diğer bir eleştirim ise, daha çok yazılmaması. Yani, gerçekten olaylar son 70 civarında hızlandırılmış, kitap bitiyor çünkü hızlandırılmak zorunda kalınmış gibi daha çok. Hani, finale doğru çok hızlı bir çözülme oldu ama baya tatsızdı, aa bitiyo hissi verdi net bi şekilde ve aslında ağladığım bir olay var çok içime oturdu Sebastian muhabbeti çünkü, kitap boyunca gıcık da olmuş olsak ona asla bi anlatım fırsatı verilmemişti ve çocuğun hakikatli tarafını 20 sflık bi yere ara ara serpiştirmişlerdi. Ve finali baya üzücüydü, ama devamı yoktu yani. Baya yarım kaldı o hikaye ve yazar seri 2 kitaplık demiş, inanılmaz saçma buldum o olayı. Yani hiç yazılmamış bir olay olsa ve ana çiftimiz olmamış olsa bile daha mantıklıydı. Ek olarak da, ben krallık söz konusuyken harem&reverse harem kurgularına karşı biri değilim. Doğru bir kalemle ele alınan ve başlatılıp devam ettirilen poligami okuması en keyifli şeylerden birisi olabiliyor bazı durumlarda, özellikle fantastik kitaplarda. Hani bu sondansa onu bile bekledim. Çok ama çok üzdü. İkinci kitabın çifti daha okeydi bu arada, ona rağmen.... Gözümüzde misha tütüyor kitaptaki yanlışlıkla yazalım denilen yan karakter resmen kitaptaki ana karakterler dahil tüm erkeklerden daha çekici ve olması gereken gibi mi yazılır ya.... Bilmiyorum, ilk kitabı çok ama çok beğenmiştim ve
Duygu ve Düşünce
Karmaşık BağlarLexi Ryan · Martı Yayınları · 2023529 okunma
Puan vermedi·272 syf.··
2024 2. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 12 Ocak 2024 21:06
𝓐𝓢̧𝓚 𝓗𝓘̇𝓚𝓐𝓨𝓔𝓢𝓘̇ “Sevgili uğruna kurban olan kim? Hangimiz hakikatli âşık?” Gunala, İshak, Bahşı, Kaknusia… 25 sene feda edilen canlar, ömür, emek, umut, hasret, sadakat, vuslat hayalleri…. Çırpındılar.. İmdat istediler Allah’tan.. Bahşı ve Kaknusia birbirlerini sevdiler. Papaz babası vermedi kaçarak nikahlandılar. Babası peşlerindeydi söz verdi Kaknuşşa senden ayrıldığım gün dilsiz olduğum gündür diye.. Babasının tuttuğu adamlar kızı, esir tüccarlarının eline düşürdü. Biliyordu hissediyordu sürdüğü izlerden, karısının Istanbul’a götürülmek üzere gemide olduğunu. Ne yaptı etti o da bindi. Nereden bilecekti Karadenizin hırçın suları onlara felaket getireceğini… Bulduğu an ile kaybettiği bir oldu. Kader onları başkalarıyla yollarını birleştirdi. İshak, Kaknusia’ya kimsesiz kalmışken kimse, sahipsiz kalmışken sahip olmuştu. Hamileydi onun kayığına bindiğinde. Kızını büyütmüş, ekmeğini getirmişti. Bahşı nikahlı eşi iken ona eş olmaktan uzak düşmüş ve ızdırabını çektirmiş hatıra diye bıraktığı sevdasıyla yüreğini yakıp yandırmıştı. Yatağında hançer, dolabında yemeni bekleyen sahte bir aile. Seven sevgisine de ortak istemezdi; ne severken, ne sevilirken… Gunala, kazadan sonra Bahşı’yı bir sahip görmüştü, kendisini köle. Güzeldi ama Kaknuşşa olmasaydı güzeldi.. Kalbi Kaknuşşa için atıyordu sevdiğinin. Bir gün Bahşı, Sultan Ahmet’in adının yaşatacağı cami hayalinin temelini atarken 20 yıldır aradığı gözler ondan koparılan Kaknuşşa karşısındaydı yine kaybetti.. Yine yıllar geçti cami bitti özlem bitmedi kavuşma hayalleri bitmedi. Gunala’nın canına tak dedi “Sevgili için can vermek her âşıkın kârıdır, oysa sevgili için can almak özgür aşıklara yaraşır”.. Ah nasıl bir sondu nasıl güzel bir kitaptı… Ben ağlayarak okuduğum satırlarda, İskender Pala yazarken ağlamış…
Aşk Hikâyesiİskender Pala · Kapı Yayınları · 20245,1bin okunma
Ben Böyle Zerafet Görmedim..
Puan vermedi·286 syf.··
2022 9. kitabı
·
114 günde okudu
·
Okunma: 12 Eylül 2022 00:00
"Hayatında da güzeldin, ölümünde de güzelsin Ya Rasulullah" diyen Ebu Bekir Efendimiz'in bu sözüne kalbimi bırakarak başlıyorum. بسم الله الرحمن الرحيم Hayatta herkesin olmak istediği, benzemek istediği birisi vardır muhakkak.. Benimkisi Allah'ın Rasulü'nün pâk zevcesi, müminlerin annesi olan Hazreti Aişe ra' dır.. Son Nebi'nin en çok sevdiği kadın.. Mü'mine kadınların en akıllısın, en alimesi, en zarifi, en naifi Hazreti Aişe Annem.. Dizilerde tozpembe aşk masallarını izleyenler Rasulullah ve Hazreti Aişe aşkını henüz tanımamıştır. Zira aşkda O' nda, incelikte O'nda, kadına, kız çocuğuna, insana "nasıl değer verilir, nasıl sevilir" in cevabı da O'nda.. Aişe annemizi öylesine güzel sevmiş ki, zannederim Aişe ra'yı alime, sıddıka yapan önce Ebu Bekr ra gibi sevgi dolu, zarif bir babaya evlat, daha sonrasında Rasulullah gibi ömre ömür katacak bir zata zevce oluşudur.. Zira bir erkeğin bir kadına yapabileceği en büyük iyilik onu hakikatli bir şekilde sevip, şefkatle sarmaktır.. İslam; ne Daeş'tir, ne başka bir örgüt.. İslam; namusu yalnızca kadına yükleyen bir dini literatür de değildir.. İslam; kadını ötekileştirmez.. İslam; eşitliği değil adaleti savunur.. Zira eşitliğin olduğu yerde adaletten söz edilemez.. Ne kadın erkeğin gücüne ulaşabilir, ne de erkek kadınınkine.. Her ikisine de ayrı konularda ap-ayrı meziyetler bahşeden dinin adıdır İSLAM.. Habibullah'ın ADAMLIĞINI tanımayan, Müslümanlara bakıp adamlığı eleştirmeye kalkmasın. Zira ben O'na örnek olabilecek Müslüman erkeklerin henüz bir elin parmaklarını geçtiğini görmedim, tıpkı kadınların Annelerimize benzemekte geride kaldığı gibi.. Bana Rasulullah'ı bir cümleyle özetle deseler : "Kız çocukların kıymetsiz olduğu bir çağda, kızı Fatıma ra odaya girdiğinde, ayağa kalkarak ellerinden tutup, kendi minderine
Hz. Aişe ( Radıyallahu Anha )Mustafa Necati Bursalı · Çelik Yayınevi · 20031,024 okunma